MUDANYA Gazetesi | www.mudanyagazetesi.com
Tevhide Türken

Mimozalı kadın

28 Mayıs 2014, 18:16

Tevhide Türken


Bir kentin semtleri, cadde ve sokakları o yörenin doğal coğrafyasıyla birlikte tarihsel, kültürel ve insani yaklaşımlarını da dışa yansıtan bir ayna gibidir. Kırmızı tuğlalı, içleri boş, eski metruk evler Tophane’nin Bizans döneminden kalma ara sokaklarında hem yürüyor, hem de en kestirme yoldan antrepoda sergilenen Mimozalı kadına nasıl ulaşacağımı düşünüyorum. Semt esnafı, bakkal, kasap, manav, simitçi, boyacı nafile.. Bilen yok! Yoldan geçmekte olan gence sorduğumda ise o da bana ‘git başımdan’ dercesine eliyle, ilerideki kahvehaneyi gösterdi. İçi loş kahvehaneden içeriye girdiğimde ise adamların şaşkın bakışlarıyla karşılaştım.

1986’da aramızdan ayrılan yazar Haldun Taner’in ünlü eseri Keşanlı Ali tipinde bir genç oturduğu yerden kalkarak ‘buyur bacım’ dedi. Meramımı söylediğimde bizim ocakçı sana yardımcı olur. Adam önde, ben arkada yağmur altında yürüyoruz Tophane’nin izbe sokak aralarında.. Aslen nerelisiniz soruma, dördüncü kuşak İstanbulluyum. Muhitin en yaşlısı ve de en eski esnafıyım. Buraları da avucumun içi gibi iyi bilirim. Bak, şu karşıdaki sarmaşıklı binaya hekimbaşı Muhittin beylerin konağıydı. Onun ilerisindeki bilmem ne zadelerindi diyerek semtin şeceresini önüme sayıp dökse de benim hatırımda yalnız ikisi kaldı.

Biri 1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti’nin Hariciye vekili olan Fatin Rüştü Zorlu ailesine ait binayla, 1494-1536 Sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa’nın mezarı. Yaşlı adam derin bir soluk aldıktan sonra, ‘Bir zamanlar buraları çok bakımsız ve evsiz, barksızların barınağı gibiydi. Esnaf arkadaşların gayretleriyle önce çevreyi çerden çöpten, ardından berduşlarından arındırmaya gayret ettik. Bu arada Osmanlı’dan kalma üstünde kitabesi dursa da suyu akmayan, yalağı kırık sokak çeşmeleriyle bazı mezarlara rastladık. Sonra yaptığım bazı araştırmalarımın sonucunda gördüm ki, bu mezarlardan biri Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı Sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa’nın. Eskiden beri halk arasında bazı rivayetler söylense de o güne değin ne yerini bilen, ne de mezar taşını gören olmamış. Nedeniyse, sokak aralarındaki diğer küçük mezarlıklar gibi bu mezarında üstü neredeyse Osmanlı’dan kalma çöp yığınlarıyla kaplıydı. Zamanın Kültür Bakanı’na bir mektup yazdım. Elimdeki belgeyi de zarfın içine koyup Ankara’ya gönderdim. Bir süre sonra bakanlıktan belgenin doğruluğuna onaylayan bir yazı geldi dediğinde bu yaşlı adam o günlerin heyecanını yeniden yaşarcasına heyecanlandığından sesi titriyordu.

Bu arada bizde Pargalı’nın kabrinin yanına da gelmiştik. Önce ruhuna Fatiha okuyup arından makinemin deklanşörüne bastım ve yukarıdaki kareyi çektim. Bir yerde okumuştum. “Yaşamlarının her evresinde kendini yenileyerek ürün verenler için yaşın önemi yoktur. Önemli olan her anı verimli ve kalıcı kılmaktır” sözü neredeyse Cumhuriyetimizle yaşıt yardımsever bu adam için söylenmiş gibi geldi bana.

Antrepo’nun da 200 metre ileride olduğunu söylediğinde kendisine minnet duygularıyla teşekkür edip vedalaşıyoruz. Sergi Salonu’na girdiğim andan itibaren yerli ve yabancı ressamların ünlü tabloları arasında gezinirken itiraf etmeliyim ki, benim için zaman durmuştu. Osmanlı Halifesi yakışıklı Abdülmecit Efendi’nin Harem’de “Beethoven” isimli tablosunun yanında Turgut Zaim’in masum yüzlü Yörük kadınları, İbrahim Çallı’nın nefis manolyaları ve yine aynı ressamımızın şuh bir kadın portresi. Salvador Votore’nin eser çiçekçi kızın elindeki bukete ve başındaki bahar çiçekleriyle bezeli şapkasına hayranlıkla bakakaldım.

Ivan Aivazovsky’nin minyatür tablosundaki beyaz köpüklü hırçın dalgaları arasında da bir an kaybolduğumu hissettim. İlk Türk kadın ressamımızın Mihri Müşfik Hanım’ın bir portresi ve Fahri Kaptan’ın fırçasından Göksu Deresi’nin efsunkâr görünüşlü eserinin yanı başında Hüseyin Avni’nin ağzında pipo, elinde içkisi, omzunda yırtık çorap, başında yana kayık fötr şapka, çakır keyif hoş bir portresi. Halil Paşa’nın kara kalem kadın nü ve eksizleri. Bizler Osman Hamdi Bey’i her ne kadar Kaplumbağa Terbiyecisi tablosuyla tanımış olsak da en az onun kadar ünlü diğer eserlerinden biri de hiç şüphe yok ki Mimozalı Kadın’dır. Bu tablo da kadının elindeki emsalsiz güzellikteki mimozalar öylesi doğallardır ki, koklamak amacıyla mimoza buketine uzanıyordum ki, sirenler çalmaya başladığı anda da bir görevli yanıma gelerek ‘geri çekilmemi’ söylediğinde, ‘Yerdeki ikaz çizgisini geçmedim ki’ sözlerime karşın, o da bana, ‘elinizdeki not aldığınız defterinizin ucu ikaz çizgisini geçmişti’ dedi. Özür dileyerek geri çekildim.

22/5/2014

 

Bu makale 2624 defa okunmuştur.

Ömür Tantekin Ömür Tantekin
Kadın cennettir adın
Perihan Dirican Perihan Dirican
O güneş doğduğunda Samsun'da
Mehmet Aktoprak Mehmet Aktoprak
Osmanlı Hanedanı ve Türkiye Cumhuriyeti ile demokrasiye dönüş
Kaan Tuğracı Kaan Tuğracı
Ceketimi koysam bile kazanırım deme!
Efraim Pala Efraim Pala
19 Mayıs'a nasıl geldik?
Yavuz Başar Yavuz Başar
Timsah Akrep'i yuttu!
Tevhide Türken Tevhide Türken
Kıssadan hisseler
Metin Sezgin Metin Sezgin
Ulusal egemenlik gücü
WhatsApp İhbar Hattı WhatsApp İhbar Hattı
Ulaşımı zorlaştıran tel örgüler kaldırılsın
Yavuz Gerçekçi Yavuz Gerçekçi
11. yıl mutluluğu

Tüm fotoğraflar

MUDANYA Gazetesi - 16/05/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 09/05/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 02/05/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 25/04/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 18/04/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 11/04/2019

MUDANYA Gazetesi -

HAVA DURUMU

Tüm videolar

Kılıçdaroğlu Mudanya'da temel attı

Kılıçdaroğlu Mudan

MUDANYA GÜZELLEMESİ - İki Elin Sesiyle Mudanya Şarkıları

MUDANYA GÜZELLEMES

BUDO'da bomba ihbarı asılsız çıktı

BUDO'da bomba

CHP’lilerden Büyükşehir’e sessiz protesto

CHP’lilerden Büyük

60 yıllık Mudanya İskelesi Büyükşehir'in oldu

60 yıllık Mudanya

Mudanyalı gazeteciler Bulgaristan'da

Mudanyalı gazeteci