MUDANYA Gazetesi | www.mudanyagazetesi.com
Metin Sezgin

3F (Fado, Fiesta ve Futbol)

28 Ağustos 2015, 20:45

Metin Sezgin


Fado (müzik), fiesta (eğlence, festival) ve futbol… Portekiz diktatörü Salazar, 1932 ila 1968 yılları arasında Portekiz halkını bu 3 afyonla uyutarak, 36 yıl süreyle yönetti. Yine 1936 yılında İspanya’da iktidarı ele geçiren diktatör Franco’da, “3F” yöntemini kullanarak hemen hemen aynı süreyle İspanyol halkına faşist iktidarıyla hükmetti.

Ülkemizde de Mustafa Kemal önderliğinde başlatılan O şanlı, O çağdaş Türk Devrimi’ni Türk halkına unutturmak ve Kemalizm karşıtı olan ve 14 Mayıs 1950’den itibaren ülkemizde egemen olmaya başlayan Batı Emperyalizmi’nin güdümündeki siyasal iktidarlar, asla ve asla Türk halkından yana olmadılar. Bu iktidar sahipleri şahsi hırslarını ve iktidarlarını sürdürebilmek ve batılı emperyalist efendilerine yaranabilmek için bu “3F” yöntemini, bu yönteme ülkemize özgü din bezirgânlığını da kattılar. Yine yıllar ilerledikçe batılı emperyalistlerin güdümündeki çoğu kültür alışverişinden çok, “lay lay lom” esasına dayanan televizyon yayınları başladı.  Türk toplumunun öz karakteriyle ve aile yapısıyla asla bağdaşmayacak şekilde aşağılık yayınlar yapan yüzlerce televizyon kanalı türedi.  Türk halkını uyutan diziler, yarışma programları alabildiğince din sömürüsü yapan ağızlarından sadece ateş ve azap saçılan sözde din adamlarının cahilce sözleri, Anadolu’daki bu sayısız kanalların baş aktörleri oldular.

Böylece Türk halkı Türkiye’ye özgü bu “3F” yoluyla yıllarca ve yıllarca, Türk insanının, siyasal, sosyal ve ekonomik konularda dünyada ve ülkemizde olup biten gerçekleri görebilmeleri engellendi. Şimdilerde bizlerde “Biz Yugoslavya parçalanırken televizyonda dizi izliyorduk” diyen ülkelerindeki yaşanan olayların ayırdına ve bilincine varamayan Yugoslavlara benzedik.

Batılı emperyalistlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin ülkemiz için uyarlaması olan bu “3F” yönteminin en önemli ikinci F’si olan futbol, son yıllarda ülkemize egemen olan siyasal iktidarların toplumumuzu uyutmak için kullandıkları çok önemli bir enstrüman olmuştur.

Halkı uyutmakta kullanılan bu önemli araç, özellikle Büyükşehir Belediyelerinin kentteki futbol kulüplerini sahiplenmeleri ve başta stadyumlar olmak üzere altyapı tesisleri inşa etme  katkılarıyla  etkili olmaya başladı.

Son yıllarda bu 3F’nin ülkemiz için uyarlanan “Fatıma Versiyonu” olarak ülkemizdeki hemen hemen tüm kamu kurumlarının içine gereği olup olmadığı planlanmadan yerli-yersiz cami yapılarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na açıkça aykırı hareket edilmektedir. Tüm ülkemizde olduğu gibi Mudanya’mızda da tarımı, zeytinciliği öldürdükleri için işsiz kalan binlerce köy çocuğu için istihdam sağlayıcı üretim tesisleri ve Cumhuriyetimizin Köy Enstitüleri benzeri çağdaş kültür yuvaları inşa etmek yerine yüz binlerce Türk lirası harcanıp hemen hemen her köye 2 cami yapılması hedeflenmesi, böylece yüce dinimiz Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na aykırı olarak açıkça siyasete alet edilmektedir.

Din müessesi, bizim dinimiz olan yüce İslam Dini elbette toplumumuzu ayakta tutan en önemli yapı taşlarımızdan biridir. Ne var ki, bizim mücadelemiz dini şahsi çıkarları için siyasete alet eden din bezirganlarına karşıdır.

Yine sözde Osmanlı’ya öykünen Laik Cumhuriyetin ne olduğunu bilmedikleri gibi bilinçsizce öykündükleri Osmanlı’yı da hiç bilmiyorlar. “…..Yıllardır ülkemizdeki  tüm  yolsuzluk iddialarına karışanlar O zamanda bu yolsuzlukları gerçekleştirselerdi tümünün mallarına derhal  mahkeme  kararlarıyla el konurdu. Osmanlı adaletini bunlar  sadece şeriat hukukundan ibaret olduğunu   zannederek hafife mi alıyorlar acaba?.....”

Bir Mecelle Uzmanı hocam Tanyol, beni bu konuda uzun yıllar bilgilendirmişti. O büyük hocanın tırnak içine aldığım bu sözlerini o yobazları ikaz amacıyla yıllar önce bana bizzat hocam tarafından söylenmişti.

Bursa’nın bir Osmanlı kenti olduğunu savunan bu zihniyet ne yazık ki, 13 yıl içinde Bursa’mızın tarihi siluetini başta İslam dünyasının dünyadaki  5. makamı olan  Ulucami olmak üzere civarındaki tüm tarihi çarşı ve  hanları, yine  tarihi Yeşil ve Yıldırım camileri ve Külliyeleri’nin(!)’ siluetlerini ve tarihi görünümlerini, tarihe ve şehircilik ilkelerine tamamen aykırı bu katliamlarıyla acımasızca yok etti.

Yeşil Bursa’nın üzerine bir kabus gibi çöken, Bursa’nın göbeğine, Fomara ve Haşim İşçan Bulvarlarının doğu ve kuzeyindeki Doğanbey ve Kiremitçi mahallelerine bir hançer gibi saplanan “Toki Konutları” ile Bursa’nın betonlaşması doruklara ulaşmış, ilk gençlik yıllarımızı yaşadığımız Bursa’mızın tarihi dokusu acımasızca katledilmiştir. Böylece ipek ve su şehri Yeşil Bursa’mız ile ilgili gençlik anılarımız hemen hemen tümü elimizden alınmıştır.

Bu yetmiyormuş gibi özellikle çoğu Anadolu’muzun çeşitli yörelerinden göçle gelip Bursa’nın varoşlarına yerleşen ailelerin çocuklarını din sömürüsüne ilave olarak futbolla uyutmak için Atatürk ve Merinos Stadyumları, yine onlarca semt sahası yetmemiş Bursa Büyükşehir Belediyesi ve diğer yetkililer kafa kafaya vermişler, lise yıllarımızda yemyeşil ova olan Veledrom’a bir futbol mabedi (!) inşa etmeye karar vermişlerdir.

Her an çok büyük bir yağış sonrası Uludağ eteklerindeki baraj kapaklarının açılmak zorunda kalınmasıyla (ki bu zorunluluk Erdem Saker başkan zamanında yaşandı) Uludağ eteklerinden inanılmayacak büyüklükte bir selin gelebileceği dere yatağının tam yanına çok çirkin bir görüntü yaratan bir stadı konduruverdiler.  Böylece, o güzelim Uludağ etekleri, cennet Çekirge ve en önemlisi bize ceddimiz olan Osmanlı Türk’ünden eşsiz bir miras olarak kalan (bu tarihi mirasın onların umurunda olduğunu hiç sanmıyorum) tarihi Murat Hüdavendigar Camii’nin o güzelim külliyesinin(!) görüntüsünü yok ettiler. Yine eşsiz bir Cumhuriyet mirası olan ama kitleleri uyutarak oy avcılığı amacı için değil sadece ve sadece Türk gençleri spor yapsın diye 1945 yılında temeli atılan o güzelim Atatürk Stadyumu’nu ve “Atatürk” ismini yok etmeyi planlayarak (aynı plan “İnönü” ismini yok etmek için  İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve müşterekleri tarafından Dolmabahçe’de yapılmaktadır), yeni yapılan stada “Timsah Arena” gibi Bursalılara ve tüm Türk Ulusu’na  tamamen yabancı olan adeta bu topluma hakaret edercesine bir isim verdiler. Bursa’mızdaki on binlerce işsiz gencimize iş sahası açılabilecekken, bu yoksul halktan toplanan vergilerden milyonlarca Türk Lirası harcanarak 35.000 kişilik bir stadyum yaptılar. Ne için? Hep oy avcılığı için! Halkımızın gerçekleri görebilmesini,  3F‘den ülkemizde uygulanan din sömürüsünden sonra (Fatıma’dan sonra)  gelen futbolla uyutarak halkımızın dünya ve ulus gerçeklerini görebilmesi engellemek için.

Bu stat için Bursa’nın tarihi ve doğal dokusunu katletmek mi gerekti? Yıllar önce Bursa’ya gelen İtalyan mimar Piçinato’nun Bursa Belediyesi’ne önerdiği bölgelerde daha müsait başka bir mekan yok muydu Bursa’da? Stadın bu bölgede yapılmasına etken olan nedenleri ilgililerden bir toplantı sırasında duymak isterdim. Ama bu adamlar bu kararı verirken gerçek Bursalılara danışma ve kamuoyu yoklaması yaptırma gereğini acaba duydular mı?

Ama tüm bu olumsuzluklara karşın bir gün bu ülkede yukarıda değindiğim gibi, O ölümsüz Mustafa Kemal önderliğinde başlatılan ama O’nun fani bedeninin aramızdan ayrılmasıyla yarım kalan Türk Devrimi’nin ne olup ne olmadığı, bizlerin üstün gayretleriyle uzun ince bir yol kat etmek gerekirse de zamanla aydınlanacak geniş halk kitlelerince de anlaşılacaktır. Türk Devrimi ve ölümsüz Mustafa Kemal bir gün mutlaka demokratik yoldan yeniden iktidara gelecektir.  Evet bütün kalbimle inanıyorum ki, bir gün yarım kalan Türk Devrimi yeniden canlanacak, tarihsel işlevini, halktan yana olan işlevini yeniden çağdaş bir şekilde sürdürecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Çünkü Türk milletinin duyarlı evlatları, Batı Emperyalizmine karşı dünyada ilk Kurtuluş Savaşı’nı vermiş insanlardır. Bu nedenle bizlere “Çılgın Türkler” denilmiştir. Biz Türkler diktatörlerince Fado, Fiesta ve Futbol ile uyutulan ne Portekizlilere, ne de İspanyollara benzeriz. Bu nedenle zulme karşı, zalimlere karşı o ülkelerde olduğu gibi 36 yıl bekleyebilmek tahammülü yoktur bu ülkenin duyarlı insanlarının. Esasen yüce kitabımızda zulme karşı direnmeyenleri inanmış bir Müslüman olarak kabul etmemektedir. Yüce Allahımız zulme karşı sessiz kalanları kınamaktadır. Müesses (halen yürürlükte olan)Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın başlangıç kısmı hükümleri, zalimlere ve zulme karşı Türk Milleti’ne direnme hakkı vermiştir. Ama bizler bu direnme hakkımızı halen yürürlükte olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına verdiği hakları kullanarak meşru zeminler içinde kalarak zulme karşı şimdilik demokratik zeminlerde mücadele etmeliyiz.  Türk Ulusu’nun bir gün mutlaka bu halk içinden çıkaracağı gerçek iktidarlar vasıtasıyla tüm yurdumuzda olduğu gibi, 13 yıl içinde Yeşil Bursa’nın da tarihi dokusunu ve kent siluetini yok eden TOKİ Konutları, timsah arenalar gibi tüm çirkinlikler ortadan kaldırılacak, Türk halkının gerçek temsilcileri olan Atatürk’ün çocukları bu ülkeyi yeniden çağdaş bir şekilde imar edeceklerdir.

Bu ülkede kentlerimizin tarihi dokularını asla bozmadan, içinde sadece futbol değil başta atletizm olmak üzere çağdaş tüm spor etkinliklerinin de yapılacağı statlar ve spor kompleksleri yapılacaktır. Ve bu statların köşe başları, sporcunun ahlaklı olması gereğini vurgulayan ve “Cumhuriyet’in laik Ahlakı”nı yansıtan sözleri yanında, Mustafa Kemal’in, yine  “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar (mensuplar) memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır“ şeklindeki o ölümsüz sözlerinin de yazıldığı pankartlarla donatılacaktır.

Bu haftaki Mudanya Mektubu’nda, siz değerli hemşerilerimle paylaştığım ama hepinizin okuyarak öğrenmesini istediğim bu ayrıntılı düşüncelerime, 2015 milletvekili seçimlerinin yenileceği tarih olduğu resmi ağızlardan bildirilen 1 Kasım gününün, geçen yılki 10 Ağustos tarihi gibi benim ve benim gibi düşünenler için büyük bir sürpriz olduğunu belirterek son vermek istiyorum.

Son yıllarında artık Türk Milleti’ne yük olan ömrünü tüketmiş, köhnemiş Osmanlı Saltanatı’nın kaldırıldığı günün 93. yıldönümü olan önümüzdeki 1 Kasım gününün, benim ve benim gibi Türk Devrimi’ne yürekten inanmış Türk insanları için bu kutsal amacımızın gerçekleşmesi yolunda tarihi bir dönemeç olmasını Yüce Allah’tan diliyorum.

 

 

Bu makale 2188 defa okunmuştur.

Efraim Pala Efraim Pala
Elektrik faturaları neden yüksek?
Kaan Tuğracı Kaan Tuğracı
Başkalarının hayatlarında fark edilmek!
Tevhide Türken Tevhide Türken
Sen nerden geliyon?!
Yaşar Kılıç Yaşar Kılıç
Marmarabirlik yönetimi çare değil, bahane üretiyor! (2)
Mehmet Aktoprak Mehmet Aktoprak
Kemalist olan Loulou Dedola kimdir?
Perihan Dirican Perihan Dirican
Geçmişten geleceğe uzanan el
Ömür Tantekin Ömür Tantekin
Sosyalizasyon
Yavuz Başar Yavuz Başar
Aferin Milli Takım'a
Emin Küçük Emin Küçük
Kağıt fatura düzenlemede kapsam daralıyor
Volkan Biçer Volkan Biçer
Canım kasko
Metin Sezgin Metin Sezgin
Ne mutlu Türküm diyene
WhatsApp İhbar Hattı WhatsApp İhbar Hattı
Temizlik Hattı derman olamadı!
Yavuz Gerçekçi Yavuz Gerçekçi
11. yıl mutluluğu

Tüm fotoğraflar

MUDANYA Gazetesi - 05/12/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 28/11/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 21/11/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 14/11/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 07/11/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 31/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

HAVA DURUMU

Tüm videolar

Kılıçdaroğlu Mudanya'da temel attı

Kılıçdaroğlu Mudan

MUDANYA GÜZELLEMESİ - İki Elin Sesiyle Mudanya Şarkıları

MUDANYA GÜZELLEMES

BUDO'da bomba ihbarı asılsız çıktı

BUDO'da bomba

CHP’lilerden Büyükşehir’e sessiz protesto

CHP’lilerden Büyük

60 yıllık Mudanya İskelesi Büyükşehir'in oldu

60 yıllık Mudanya

Mudanyalı gazeteciler Bulgaristan'da

Mudanyalı gazeteci