MUDANYA Gazetesi | www.mudanyagazetesi.com
Tevhide Türken

İki küçük armağan

01 Ekim 2015, 17:23

Tevhide Türken


Önce koşulsuz olarak tüm hayvanları seven ve koruyan yürekli insanlara saygı ve sevgiler..

Bütün dünyada ilk olarak her yıl 4 Ekim Uluslar arası Hayvanları Koruma Günü olarak benimsenerek kabul edilmiştir. Hayvanları koruma düşüncesi ilk kez İngiltere’de doğmuş olup İngiliz Parlamento Üyesi Richard Marten ve arkadaşı Rahip Brum’la birlikte bu amaçla 1822 yılında bir de dernek kurarlar. Böylece Hayvanları Koruma Kanunu da bu tarihte önce İngiltere’de yürürlüğe girer ve başarıyla uygulanır. Yurdumuzda ise 1912’de Himaye’yi Hayvanat Cemiyeti adıyla hayvanları koruma ardından 1924’te de Türkiye Hayvanları Koruma Derneği kurulursa da bir süre sonra tıpkı sanat beğenisinde olduğu gibi hayvan sevgisin de de belirli bir kültür birikimine ihtiyaç olduğu anlaşılır. Oysa kültür düzeyi gelişmiş toplumlarda olağan bir yaşam tarzı kabul edilen hayvan sevgisi ülkemizde maalesef pek hoş karşılanmıyor. Kanımca hayvanları seven bir insanın, insanları sevdiğini sanmakta bir yanılgıdır. Şöyle ki yakın tarihine kısaca bir göz atarsak dünyayı kasıp kavuran 2. Dünya Savaşı’nın baş sorumlusu olan Nazi Şefleri de aşırı hayvan sevgisi olan kişilerdi ama gelin görün ki kadın erkek, çoluk çocuk, yaşlı genç demeden binlerce insanı ölüme göndererek özel fırınlarda hiçbir acı duymadan diri diri yaktırdılar ve bu zatı muhteremler sonra da bir kanaryanın ötüşüyle duygulanıyor bir kaplumbağayı eliyle besliyor, yaralı bir köpek içinse ağlayabiliyorlardı.

Günümüzde yasaklanmış olmasına rağmen bazı yörelerimizde halen horoz dövüşü, deve güreşi, at arabalarına çekiş gücünü aşan yük yüklendiğinde görevini yapamayan atların sahiplerince ve de hoyratça kırbaçlandığını ve yine geçimlerini onların sırtlarından temin ettiklerine tanık olduğumuz güzel gözlü bir eşeğin sırtındaki semer yaralarının acısıyla gözlerinden yaş geldiğine de…

Gün geçmiyor ki, basından ve görsel yayınlardan işkenceyle gözü oyulan, kulağı, kuyruğu kesilen hatta öldürülen mahlukat haber ve görüntüleriyle hüzünlenmeyelim.

Yazımı oyun yazarı Güngör Dilmen ve İstanbul Basımevi’nin kurucusu Asaf Erkin’den iki küçük anlatıyla bitirir, aziz yurdumuza esenlikler dilerim.

 

Dilmen’in babası 1. Dünya Savaşı’ndaki askerliği sırasında Doğu Anadolu’da bir yerdeymiş. Bir gün bir köye gelmiş. Savaş alanı içindeki köy bomboşmuş. Tek canlısı kalmamış, insanları kaçmış olan yıkık köyün daracık sokaklarında ilerlerken birden karşısına çok iri bir köpek çıkmış. Babam hemen tabancasını çekmiş. Köpekle bir süre karşı karşıya durmuşlar. Ne köpek kımıldıyor, ne de babam adım atıyormuş. Bir süre sonra köpek kuyruk sallamaya başlamış. Köpeğin bu barışçıl davranışına karşılık babam da tabancasını yerine koyup, torbasındaki ekmeğinden kopardığı parçaları köpeğin önüne atmış. Böylece barışmışlar. Boşalmış köyde tek başına kalan o koca köpek, yüzünü babamın ayaklarına sürmüş, ellerini yalamış. Sonra köpek birden fırlayıp uzaklaşmış, gözden kaybolmuş. Babam köpeğin bu davranışına bir anlam verememiş. Bir süre sonra köpek kuyruğunu sallaya sallaya koşarak babama geliyormuş, bu kez ağzında bir tavşanla.

 

Rahmetli Asaf Bey’in bu anlatısı da diğeri gibi gerçek bir öyküdür.

Toroslar’da bir köylü ormana gitmiş. Koca ağacı kesip devirmiş. Bu sırada bir ayı gelmiş oduncunun karşısına geçip oturmuş onu seyretmeye başlamış. Oralarda ayı çok saldırgan da değil. Onun için oduncu ayıya aldırış etmemiş. Oduncu koca çam kütüğünü yarmak için kütüğün çatlağına kama sokup baltanın tersiyle vuruyormuş. Bir zaman böyle çalışmış, öğle olunca yemek yemek için bir yana çekilmiş. Bu sırada ayı kütüğün başına gelmiş. Yaramaz bir çocuk gibi kütüğün yarığındaki kamayla oynamaya başlamış. Kamayı o yana bu yana sallarken kama birden fırlayınca ayının ayağı kütüğün çatlağı arasına sıkışmış. Ayı can acısından bağırıyormuş. Oduncu yarığa daha geniş bir kama sokup çatlağı genişleterek ayının ayağını kurtarmış. Ayı kurtulunca topallaya topallaya, inleye inleye oradan uzaklaşmış. O gün işini bitiremeyen oduncu ertesi günün sabahı yine oraya gitmiş. Bir de bakmış ki, koca kütüğün çatlağının üstünde bir petek bal. Ayının yapılan iyiliğe teşekkür için bal getirdiğini anlayan oduncu, “Biz insanoğlu bu yaratığa bir de Ayı ismini vermişiz” diyerek hayıflanmış.

 

Bu makale 1644 defa okunmuştur.

Ömür Tantekin Ömür Tantekin
Kadın cennettir adın
Perihan Dirican Perihan Dirican
O güneş doğduğunda Samsun'da
Mehmet Aktoprak Mehmet Aktoprak
Osmanlı Hanedanı ve Türkiye Cumhuriyeti ile demokrasiye dönüş
Kaan Tuğracı Kaan Tuğracı
Ceketimi koysam bile kazanırım deme!
Efraim Pala Efraim Pala
19 Mayıs'a nasıl geldik?
Yavuz Başar Yavuz Başar
Timsah Akrep'i yuttu!
Tevhide Türken Tevhide Türken
Kıssadan hisseler
Metin Sezgin Metin Sezgin
Ulusal egemenlik gücü
WhatsApp İhbar Hattı WhatsApp İhbar Hattı
Ulaşımı zorlaştıran tel örgüler kaldırılsın
Yavuz Gerçekçi Yavuz Gerçekçi
11. yıl mutluluğu

Tüm fotoğraflar

MUDANYA Gazetesi - 16/05/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 09/05/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 02/05/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 25/04/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 18/04/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 11/04/2019

MUDANYA Gazetesi -

HAVA DURUMU

Tüm videolar

Kılıçdaroğlu Mudanya'da temel attı

Kılıçdaroğlu Mudan

MUDANYA GÜZELLEMESİ - İki Elin Sesiyle Mudanya Şarkıları

MUDANYA GÜZELLEMES

BUDO'da bomba ihbarı asılsız çıktı

BUDO'da bomba

CHP’lilerden Büyükşehir’e sessiz protesto

CHP’lilerden Büyük

60 yıllık Mudanya İskelesi Büyükşehir'in oldu

60 yıllık Mudanya

Mudanyalı gazeteciler Bulgaristan'da

Mudanyalı gazeteci