MUDANYA Gazetesi | www.mudanyagazetesi.com
Metin Sezgin

Bugünlere nasıl geldik?

29 Haziran 2017, 17:34

Metin Sezgin


22 Haziran 2017 tarihli MUDANYA Gazetesi'nin birinci sayfasında, bugün bilinçsiz bir yönetim anlayışının sadece rant peşinde koşan ama ulusal tarihimizi hiç umursamayan  insanlara yeşil ışık yakarak hep birlikte civarının acımasızca betonlaştırıldığı Mudanya  KADIÇEŞME MEVKİİNDE 97 yıl önce yaşanmış bir şehadetin haberi yapılmıştı.

Bu haber, eski Mudanya Mezbaha binasının bulunduğu yerin hemen yakınındaki acımasızca gerçekleştirilen bu yapılaşma ve betonlaşmayla tarihi önemi ve aziz hatırası yok edilmiş olan, Mudanya Kadıçeşme Mevkii'nde vatanını, işgalci İngilizlere karşı tek başına savunurken  şehit düşen Mudanyalı Şükrü Çavuş'un şehadetinin 97. yıldönümüyle ilgiliydi. Bu konuda her yıl olduğu gibi 25 Haziran 1920 günlü o büyük şehadetle ilgili bir yazı yazamadım. Ama  değerli kızımız (gelinimiz) Özge Gerçekçi, İstiklal Savaşımızın en önemli şehitlerinden olan Şükrü Çavuşumuz’u unutmamış. Geçen haftaki MUDANYA Gazetesi'nin birinci sayfasında çok güzel bir Şükrü Çavuş fotoğrafıyla süslediği  anlamlı bir yazı ile 97. şehadet yılında O büyük şehidimize olan saygı ve sevgimizi hepimiz adına eda etmiş. Bütün Mudanyalılar adına kendisine sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum.

 

Anadolu’muzun, Yunanlılarca işgal edilmesine ilişkin olaylar, ilk bakışta tarihin derinliklerinde kalmış çok eski anılar gibi geliyor insana. Oysa Batılı emperyalistlerin teşvik ve desteğiyle Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkışlarının ve bir yıl içinde Güney Marmara’ya kadar ilerleyip, İngilizlerin 25 Haziran 1920'de ve daha sonraki günlerdeki Mudanya'daki çıkarma ve deniz gücü desteği altında 7 Temmuz 1920’de Bursa’yı 8 Temmuz 1920’de de Mudanya’yı işgal etmeleri gibi Türk halkınca yaşanan çok acı olayların üzerinden sadece 97 yıl geçti.

97 yıl ulusların yaşamında çok uzun bir süre değildir. Ne var ki dünü çabuk unutan, toplumsal belleği güçlü olmayan bir ulusuz.Toplumsal belleğimizdeki bu zayıflık, ulusal tarih bilincinin toplumuzda yeterince güçlü olmayışı, ülkemizde özellikle 1950 yılından itibaren, dini istismar eden iktidarların ülkemizdeki irtica olaylarını önemsemeyip milletimizi kayıt dışı eğitim kurumlarında ümmetleşme süreci içine sokarak ulus olma bilincini köreltme amaçlı laik Cumhuriyet karşıtı bu eylemlere göz yumması  “Anadolu Türk aydınlanmasına karşı, Anadolu ihtilalini, Türk Devrimini ve laik Türk Cumhuriyetini yok sayan önemli sayıdaki bir gençliğin ve laik Cumhuriyetin anlamını ve kadrini bilmeyen giderek güçlenen bir toplumsal yapının oluşmasına neden oldu.

İşte bugün ülkemizi bölüp parçalamak isteyen batı emperyalizmi ve onların yerli işbirlikçileri, ulusal devlet yapımızla bağdaşmayan, halen yürürlükteki Anayasamıza aykırı bu ümmetçi yapıyı kullanarak, günümüzde Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) içinde ülkemiz sınırlarının yeniden çizmek istiyor. Bu projede Türkiye’ye ılımlı bir İslam modeli biçiliyor. Bugün ülkemizde oluşan bu olumsuzluk, son yarım yüzyılı aşan bir süreç içinde kimi siyasal iktidarların ve halen egemen siyasal iktidarın desteğindeki Anayasamıza açıkça aykırı dinsel eğitimin ön plana çıkarılmasından ve bu konudaki en son plan olarak yeni yapılacak her okula bir mescit planıyla son aşamaya gelen bu anayasamıza açıkça aykırı eylemlerden kaynaklanıyor. Hemen belirteyim ki, Yüce Dinimizin vecibelerini her Müslüman yerine özgürce getirebilir. Ama bunun yeri camilerimizdir,evlerimizdir ve doğanın müsait her mevkiidir. Ama bunun yeri okul değildir. Bu plan, bu nedenle Anayasamıza laiklik ilkesine  açıkça aykırıdır.

Nitekim bu güzel ülkede yaşayan nüfusun neredeyse yarısını oluşturan  on milyonlarca Türk yurttaşı, Kemalist devrime karşı Anayasaya aykırı tamamen dinsel eğitime  dayanan Laik Cumhuriyete ve halen yürürlükte olan anayasamıza açıkça aykırı laik Cumhuriyet karşıtı bir gücün ülkemizde oluşmasına karşı olduğunu daha 2,5 ay önce sandıkta verdikleri 'Hayır' oylarıyla açıkça ortaya koydular. Milyonlarca Türk insanı, 16 Nisan 2017 günü verdikleri oylarla Anadolu Türk aydınlanmasını ve Ulusal egemenliğe dayalı anti emperyalist ve laik bir devlet ve toplum yapısını öngören Kemalist devrimin alaşağı edilmesini istemediklerini, laik Cumhuriyetimizin Anayasaya açıkça aykırı bu dinsel örgütlenmeyle yozlaştırılmasına karşı olduklarını açıkça kanıtladılar. Bu oyların anlamı ve bu 'Hayır' oyu veren Türk halkının çok önemli bir kesiminin bu açık iradesi bazı mahfillerde halen anlaşılmadı mı acaba?                                       

Türk Halkına, Mustafa Kemal ve kendisi gibi yiğit arkadaşlarının önderliğinde gerçekleştirilen dünya tarihinin tanık olduğu bu en büyük devrimini ve bu Anadolu Türk aydınlanmasını unutturmak isteyen bu “karşı devrim” olgusu ve laiklik karşıtı bu planlar, yürürlükte olan Anayasamıza açıkça aykırı olan beyhude  çabalardır. Bu eylemler ve planlar açıkça bir Anayasa suçudur. Bu karşı devrim süreci, Kemalist devrimin en büyük eserlerinden biri olan 2 Mart 1924'te yaşama geçirilen “Öğretim Birliği İlkesi”nin  ülkemizdeki yönetim biçiminde cesaret alan gericiler ve dini cemaatler tarafından ayaklar altına alınmasıyla hızını giderek artırmaya devam ediyor. Kayıtdışı eğitim kurumlarında, çağdışı kafalarca yönetilen bu dinsel eğitim yuvalarında yetişen çok önemli sayıda insanın, Türk devrimine tamamen yabancı, hatta O’na ve O’nun ölümsüz yiğit liderine düşman gençliğin yetişmesinden, “karşı devrim” dinsel eğitimin her geçen gün ön plana çıkarılmasıyla giderek ülkemiz için büyük tehlike yaratıyor. Bu eylem ve planlar, laik  Cumhuriyetimizin geleceğini karartıyor.

Bu nedenle her zaman yinelediğim gibi özellikle son yarım asrı aşan bir süreden beri dış güçlerin ve emperyalist devletlerin desteğindeki dinsel öğretim kurumlarından yetişen genç kuşakların büyük bir bölümüne özellikle son yarım asırdır Anadolu İhtilali’nin tarihsel anlamı ve içeriği tamamen yanlış aktarılıyor ve Derin Tarih yaftası altında devrim tarihi açıkça karalanmaya çalışılıyor. Bugün, ülkemizin eğitim konusunda içine düştüğü tüm olumsuzluklar,  Türk devrimini küçümseyip, önemsemeyen ve laisizmi karalayan bir öğretim sistemiyle, laik Cumhuriyete yabancı, hatta O’na derin bir kin duyan, çağdışı kalmış, ecdadımız olarak övündüğümüz ama çağı yakalayamadığı ve aydınlanma sürecine uyum sağlayamadığı için tarihin derinliklerinde kalmış Osmanlı'ya öykünen bir gençliğin yetişmesinden ve bu kafa yapısındaki gençlerin özellikle başta kayıtdışı öğretim kurumlarında olmak üzere devletin diğer tüm kurum ve kuruluşlarının yönetiminde önemli görevler üstlenmiş olmalarından kaynaklanıyor. Özellikle 1950 yılından itibaren ülkemizde siyasal iktidarı ele geçiren güçlerin yönetimindeki eğitim kurumlarında, 23 Nisan 1920'de başlayan “Ulusal Egemenlik” kavramının, 1920 Anayasası ile gerçekleşen Büyük Türk Devrimi ve Mustafa Kemal ve arkadaşlarınca gerçekleştirilen Anadolu Türk Aydınlanması’nın gerçek anlamının Türk gençlerine yeterince anlatılamıyor.

Bugün ülkemizde bağımsızlık savaşıyla başlayan ve Mustafa Kemal önderliğinde sürdürülen “Anadolu Türk Aydınlanması” yok edilmek isteniyorsa, özellikle 1950’li yıllarda tohumları atılan, ülkemizi ve devletimizi dinsel temelde yeniden biçimlendirme çalışmaları, son yıllarda dış güçlerin desteğiyle giderek hızını ve boyutunu arttırarak  büyük bir karşı devrim hareketine dönüşmüşse, ülkemizde Öğretim Birliği İlkesi, devrim yasaları ayaklar altına alınıp, kutsal ve laik  Cumhuriyetimiz bugün çok büyük bir tehlike altındaysa, bugün, asıl yeri bireysel vicdanlarda olması gereken Yüce dinimizi ve dince kutsal sayılan değerlerimizi istismar ederek siyaset yapan insanlar Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın emredici hükümlerine karşın, ülkemizde rahatça at oynatabiliyorlarsa, bugün sokaklarımız, caddelerimiz de dolaşan kendilerini ve kafalarını gericiliğe tutsak etmiş kimi meczuplar ve tacizciler genç kızlarımıza saldırıyorsa ve bunların  sayısı giderek artıyorsa, bunun en önemli nedeni yukarıda sözünü ettiğim kafa yapısındaki bu tür eyyamcı, çıkarcı, her olayda kendi menfaatini daima ulusal çıkarların önünde tutan, tarih bilincinden yoksun, Anadolu Türk Aydınlanmasının gerçek anlamını kavrayamamış insanların, uzun yıllardan beri ülke yönetiminde giderek artan bir sayı ile söz sahibi olup köşe başlarını tutmuş olmalarından  kaynaklanmaktadır. En önemlisi bu büyük çöküş; temeli büyük bir “Hukuk Devrimi”ne dayanan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin  en önemli temel niteliği olan laiklik ilkesinin, ülke yönetimine ağırlığını koyan egemen güçlerce dini, siyasete alet edilmesi ile altının boşaltılarak kutsal Cumhuriyetimiz temelinden sarsıntıya uğratılmak istenmesinden kaynaklanmaktadır.

Ülkemizdeki yukarıda çizmeye çalıştığım bu karamsar tabloya karşın, ülkemizin geleceğine ilişkin olarak asla ümitsiz değilim. Çünkü laiklik, binlerce yıldan beri yönetim düzeninde evrimleşen ve çağdaşlaşan insanlığın ulaştığı en son, evrensel bir kurtuluş ilkesidir. Rahmetli Hocamız Prof. Tarık Zafer Tunaya'nın deyimiyle laiklik; Türkiye Cumhuriyeti'nin bir kurtuluş prensibidir. Bu nedenlerle laik Türk Cumhuriyeti asla çökertilemeyecektir. Onların bilim dışı tutumları, ülkemizi yeniden ortaçağ karanlığına, geriliğe ve gericiliğe öykünen tüm eylemleri ve davranışları boşa çıkacak, bu çağdışı kafalar bir gün mutlaka  bilimin,  çağdaşlığın ve Anadolu Türk Aydınlanması’nın girdabında kaybolup gidecektir. Çünkü Mustafa Kemal ve O’nun kendisi gibi yiğit arkadaşlarınca kurulan laik Türk Cumhuriyeti temel ilkelerinin dayanakları akla, bilime ve çağdaşlığa tamamen uygundur. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli ulusal egemenliğe, ulusal kültüre, en önemlisi hukukun üstünlüğüne ve adalete dayanmaktadır.

Bu makale 1115 defa okunmuştur.

Yavuz Başar Yavuz Başar
Aferin Milli Takım'a
Ömür Tantekin Ömür Tantekin
Ulusağcılar
Yaşar Kılıç Yaşar Kılıç
Zeytincinin kolay yılı zor yılı oldu
Efraim Pala Efraim Pala
Su fakiri Türkiye
Perihan Dirican Perihan Dirican
Ve ben O'nu çok sevdim
Emin Küçük Emin Küçük
Kağıt fatura düzenlemede kapsam daralıyor
Kaan Tuğracı Kaan Tuğracı
İster bey ol, ister paşa!
Tevhide Türken Tevhide Türken
10 Kasım 1938
Volkan Biçer Volkan Biçer
Canım kasko
Mehmet Aktoprak Mehmet Aktoprak
Türkiye’de başarılı çalışmalar bireysel sürüyor
Metin Sezgin Metin Sezgin
Ne mutlu Türküm diyene
WhatsApp İhbar Hattı WhatsApp İhbar Hattı
Temizlik Hattı derman olamadı!
Yavuz Gerçekçi Yavuz Gerçekçi
11. yıl mutluluğu

Tüm fotoğraflar

MUDANYA Gazetesi - 14/11/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 07/11/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 31/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 24/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 17/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 10/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

HAVA DURUMU

Tüm videolar

Kılıçdaroğlu Mudanya'da temel attı

Kılıçdaroğlu Mudan

MUDANYA GÜZELLEMESİ - İki Elin Sesiyle Mudanya Şarkıları

MUDANYA GÜZELLEMES

BUDO'da bomba ihbarı asılsız çıktı

BUDO'da bomba

CHP’lilerden Büyükşehir’e sessiz protesto

CHP’lilerden Büyük

60 yıllık Mudanya İskelesi Büyükşehir'in oldu

60 yıllık Mudanya

Mudanyalı gazeteciler Bulgaristan'da

Mudanyalı gazeteci