MUDANYA Gazetesi | www.mudanyagazetesi.com
Metin Sezgin

Adli yıl açılış konuşmaları:

18 Eylül 2017, 15:16

Metin Sezgin


Yeni Adli Yıl, 1 Eylül 2017 günü başladı. Ancak araya bayram tatili girdiği için Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit,  5 Eylül salı günü yeni adli yılın açılış töreninde konuştu. Adli Yıl Açılış Töreni'ne Başbakan Binali Yıldırım ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katılırken Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'nun törene katılmaması dikkat çekti. Feyzioğlu'nun, kendisine konuşma hakkı tanınmadığı için töreni protesto ettiği bildirildi.Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, yeni adli yıl açılış konuşmasında özetle şu konuların altını çizdi:

“…….Demokrasimizin önündeki en büyük engellerden biri de terördür. Terör olgusu, insan hakkı ve demokrasiler için tehdit oluşturmaktadır. Teröre karşı, bireylerin, kurumların ve devletlerin birlikte mücadele etmeleri zorunluluktur. Terörle mücadelede bütün devletlere görev düşmekte olup devletler silah ve mühimmatın terör örgütlerinin eline geçmemesi için önlem almalıdır.Ülkemizde terör dış destekli olarak varlığını sürdürmektedir. Devletimiz hukuk kurallarından vazgeçmeden terörle mücadeleyi sürdürmekte ve sürdürecektir. Özellikle (15 Temmuz 2016 darbe girişiminden önce) HSYK yetkisini elinde bulunduran yüksek yargı mensuplarımız gayri meşru fiillere sessiz kalmış, desteklemiş ve meşruiyet kazandırmıştır. HSYK ve Yargıtayımız hain darbe girişimine karşı net tavır almış, halkımızın ve demokrasimizin yanında yer almışlardır. Bu kişilerin adil şekilde yargılanması, sarsılan kamu düzeninin yeniden tesisi kuşkusuz sağlanacaktır. Bizim görevimiz, insan haklarına ilişkin standartlardan taviz vermeden, objektif değerlere göre karar vermektir.

Bizim görevimiz, duyguyla, coşkuyla, ön yargıyla davranmak değil, Türk hukuk sisteminin son yıllarda büyük bir başarı ile yükselttiği insan haklarına ilişkin standartlardan taviz vermeden objektif delillere göre karar vermektir.

Firari FETÖ üyelerinin iade edilmemesi yargılamalarda bazı gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemektedir. Kanun kaçaklarını iade etmeyen, onları himaye eden devletlerin öncelikle kendilerinin hukuka saygılı olmaları gerektiğini vurguluyorum. Hakimlik ve savcılık mesleğini icra edenlerin 3'te 1'inin terör faaliyetlerinde yer alması halkın gözünde güvenini elbette sarsacaktır.

Çok sık yapılan kanun değişikliklerinin yargı sistemine olumsuz etkileri olmuştur.

Düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan bir eğitim sistemi üzerine iyi bir hukuk sistemi inşa etmemiz mümkün değil.

Terör, öncelikle insanların en temel hakkı olan yaşam hakkını tehdit etmektedir. Ülkemizde ve dünyada sürmekte olan terör, insan hakları ve demokrasiler için tehdit oluşturmaktadır. Bir insanlık suçu olan teröre karşı bireylerin, kurumların ve tüm devletlerin birlikte mücadele etmeleri zorunluluktur. Bugün bazı devletlerin, çıkarları için doğrudan veya dolaylı olarak teröre destek verdikleri bilinen bir olgudur. Terör örgütlerinin kullandıkları araç, gereç, silah ve mühimmat devletlerin tekel ve denetiminde olduğu saklanamaz bir gerçektir. Devletler, özellikle silah ve mühimmatın terör örgütlerinin eline geçmesini önleyici tedbirler almak zorundadır. Bu önlemleri almamak, teröre açıkça destek vermekle eş değerdir. Ülkemiz bugün PKK, YPG, PYD, FETÖ/PDY, DHKP-C, DEAŞ gibi terör örgütleriyle mücadele etmektedir. Ülkemizde terör dış destekli olarak varlığını sürdürmekte olup, teröre karşı mücadele ülkemizin en doğal ve meşru hakkıdır. Devletimiz, hukuk kurallarından vazgeçmeden terörle mücadeleyi sürdürecektir.Tarihsel süreç içerisinde baktığımızda demokrasimiz, darbelerle kan kaybetmiştir. Üzülerek, ifade etmem gerekir ki, bu süreçlerde yargı teşkilatımız da iyi bir sınav verememiştir. Özellikle HSYK yetkisini elinde bulunduran yüksek yargı mensuplarımız, sanki Ceza Kanunu'nda anayasal düzene karşı işlenen suçları yasaklayan hükümler yokmuş gibi gayrimeşru fiillere sessiz kalmış. Sessiz kalmak bir yana gayrimeşru fiilleri desteklemiş adeta kutsamış ve onlara meşruiyet kazandırmıştır. Bugün hain örgütün elebaşlarının yurt dışına kaçmaları ve bulundukları devletlerin bu örgütün üyelerinin, suçluların iadesine ilişkin kuralları hiçe sayarak, iade etmemeleri meselenin oldukça farklı ve derin boyutlarını ortaya koymaktadır. Firari FETÖ mensuplarının iade edilmemesi, soruşturmalarda gerçeğin ortaya çıkması konusunda bazı engeller oluşturmaktadır. Bir yandan şüphelileri iade etmeyerek, adil yargılamaya engel olurken diğer yandan adalet ve hukuk nutukları atanların samimiyetleri son derece sorunludur. Kanun kaçaklarını iade etmeyen aksine onları himaye eden devletlerin, öncelikle kendilerinin hukuka saygı duyması gerektiğini vurgulamak istiyorum. Toplumun yargıya güven duymadığı bir hukuk sisteminde, yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanamayacağına dikkati çeken Yargıtay Başkanı Cirit, "Emanete ihanet ederek, kamu görevini ve özellikle yargı yetkisini belli bir örgütün amaçları doğrultusunda kullananlara adalettin başka bir borcumuz bulunmamaktadır. Terör örgütüne üye olan hakim ve savcıların meslekten uzaklaştırılmaları son derece önemli bir başarı olmasına karşın tamamen bir güven mesleği olan hakimlik ve savcılık mesleğini icra edenlerin yaklaşık üçte birinin terörist faaliyetlerinin odağında yer alması, halkın gözünde yargıya olan güveni elbette sarsacak bir durumdur. Toplumun yargıya güven duymadığı bir hukuk sisteminde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanamaz".

"Bir hukukçunun insan hakları, insan sevgisi, demokrasi ve hukukun üstünlüğü değerlerine sıkı sıkıya bağlı kalarak objektif olması, analitik düşünmesi, sorgulama yeteneğinin bulunması, olayları kuşkuyla süzebilmesi gerekir. Bu niteliklerin, temel eğitim aşamasında bireylere kazandırılması zorunluluktur. Aksi halde hukuk eğitimi ne kadar iyi verilirse verilsin arzulanan ölçüde, kaliteli ve iyi hukukçuların yetişmesi mümkün olmayacaktır. Düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan, ezbere dayalı bir temel eğitim üzerine iyi bir hukuk yönetimi inşa etmemiz mümkün değildir. Kaliteli hukuk sistemi için iyi uygulamacılara ihtiyacımız olduğunu unutmamalıyız. İyi hukukçular yetiştiremezsek hangi sistemi getirirsek getirelim, başarılı sonuçlar elde edemeyeceğimizin farkında olmamız gerekir. Adli hizmetlerin kalitesinin sağlanması bakımından önemli bir faktör de etkili bir hukuk eğitimidir. Lisans, lisansüstü, doktora eğitimlerinin yanında meslek öncesi, meslek içi eğitiminin belli bir standardın ve kalitenin üzerinde olması gerekir. Hukuk Fakültelerinin sayısında son yıllarda yaşanan olağanüstü artış, kanaatimce 85 Hukuk Fakültesi ve bir kısmı da beklemekte, hukuk sistemimiz bakımından önemli riskler doğurmuştur. Bu risklerin ve büyüğü, yetersiz hukuk eğitimi alan kişilerin hakim ve cumhuriyet savcısı olmasıdır. Temel hukuk eğitiminin yetersiz olması, meslek öncesi ve meslek içi eğitimlerin verimini de düşürmektedir. Bu durum, hatalı karar sayısını artırarak, adli hizmetlerin kalitesinin düşmesine neden olmaktadır. Önerimiz olarak, hukuk fakültelerinin lisans eğitiminin 5 yıl olması, birinci sınıflarda hukuk sosyolojisi, hukuk tarihi, hukuk felsefesi, Türkçe dil bilgisi derslerinin zorunlu olarak okutulmasının hukuk eğitiminin kalitesini arttırması bakımından yararlı olacağını düşünmekteyiz..."

 

Kendisine konuşma hakkı verilmediği için Adli Yıl açılışına katılmayan, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı  Metin Feyzioğlu ise 5 Eylül Adli Yıl Açılışı dolayısıyla bir mesaj yayımladı: Feyzioğlu mesajında özetle şunları söyledi:

"...Adli yılın açılışı tüm vatandaşlarımızı ilgilendiren bir konudur. Mesele; adli tatilin bitip, mahkemelerin çalışmaya başlaması gibi bir tarihin anılması değildir. Mesele, bu ülkede yaşayan herkesin, yargı güvencesinde olması gerektiğinin açıklanması ve yargının gerçek sorunlarının konuşulmasıdır. Savcı soruşturur ve suçlar. Hakim yargılar. Avukat ise savunur. Yani birbirine eşit olan bu üçlü yapı içerisinde vatandaşın temsilcisi, avukattır. Adli yıl açılış törenine, Türkiye Barolar Birliği (TBB)'nin keyfi bir şekilde konuşmacı olarak davet edilmemesi, aslında vatandaşın susturulmak istenmesidir. 105 bin avukatın ve tüm barolarımızın temsilcisi olan TBB, 80 milyon vatandaşımız adına doğruları söylemeye devam edecektir. TBB, hiçbir zaman susmamıştır ve susmayacaktır. Türkiye'nin en büyük sorunu keyfiliktir. Eğitimde keyfilik vardır; dış politikada keyfilik vardır; memur alımında keyfilik vardır; devlet ihalelerinde keyfilik vardır; toplumsal yaşamın her alanında keyfilik hüküm sürmeye başlamıştır. Bunun da sebebi, yargıda keyfiliktir. Avukatların görevlerini icra ederken, maruz kaldıkları keyfi muameleler, vatandaşların adalete erişimini neredeyse imkansız kılar boyutlara ulaşmıştır. Haklı haksız, suçlu suçsuz kavramları tamamen birbirine karışmıştır. Çünkü tüm yargı, siyasi iktidara bağımlı ve bu sebeple de taraflı hale getirilmiştir. Avukatı, hakimi, savcısı ve adli personeliyle, tüm yargı mensupları doğru yapsa bile artık yaptığının doğruluğuna kimseyi ikna edemez duruma düşürülmüştür. Bu sebeple toplumu ilgilendiren her soruşturma ve her dava bizi parçalara ayırmaktadır. Yargıya güven, tarihin en düşük seviyesine inmiştir. Bu durum;  Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığını tehdit edecek derecede tehlikeli bir hal almıştır. Layık olanın layık olduğu göreve gelmesi demek olan 'liyakat ilkesi', 'iktidardaki kişilere sadakat' tercihiyle yer değiştirmiştir. Bizi, 15 Temmuz'da iç savaşın eşiğine getiren de budur.  Bugün, Gülenci olduğu söylenerek tasfiye edilenlerin devlet mekanizmasında boşalttığı yerlere, başka tarikat ve cemaatlerin yerleştirilmesinin arkasında da bu keyfilik vardır. Yargının bağımlı ve taraflı yapısı ile savunma hakkının uluslararası ölçülerle izah edilemeyecek şekilde kısıtlanması en çok,  Türkiye'yi yıkmak veya bölmek isteyen terör örgütleriyle, onları maşa olarak kullanan uluslararası güç odaklarının işine gelmektedir. Çünkü suçluyla suçsuzu, haklıyla haksızı birbirinden ayırt edecek yargısal mekanizma darmadağın durumdadır. Suçlular, masumların haklı feryatlarıyla aklanmaktadır.  Türkiye, üretime yönelik, iç ve dış yatırım yapılamaz bir ülke konumuna getirilmiştir. Çünkü yargısı güven vermemektedir. Dolayısıyla artan işsizliğin, fukaralığın da sebebi yargıdaki bu keyfiliktir. Bu mesele, temsilcisi olduğumuz 105 bin avukatın en önemli meselesi olmanın ötesinde, tüm milletimizin temel meselesidir. 
Terör örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle, yabancı devletlerden iadesini talep ettiğimiz kişilerin iadesi, ancak tarafsız ve bağımsız bir yargıya sahip olursak sağlanabilir. Dış politikada itibarımız, ancak kendi vatandaşlarımızın hukuki güvenliğini sağlarsak artabilir. Ülkemize zarar veren terör örgütlerinin uluslararası meşruiyet kazanması ancak ülkemizde hukuku üstün kılarsak önlenebilir. 
Yeni Adli Yılın başlangıcında avukat, hakim, savcı, tüm meslektaşlarımıza ve adalet personeline keyfilikle hep birlikte mücadele edeceğimiz ve Türk Milleti adına başarı kazanacağımız bir dönem diliyorum…….."

 

Yargıtay Başkanı'nın ve TBB Başkanı'nın özetle aktarabildiğim bu konuşmalarına karşılık; Kutsal savunma mesleğinin temsilcisi, bir avukat olarak ben de diyorum ki; Ülkemizde çağdaş bir yargı sisteminin kurulması, adaletin ve hukukun evrensel kurallarının ve yargı bağımsızlığının ülkemizde yeniden egemenliğinin tesisi, ancak ve ancak; Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan, bağımsız yargıyı oluşturan, "İDDİA","SAVUNMA" ve "KARAR (HÜKÜM)" şeklindeki üçlü sacayağında görev yapan, her biri, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve kendisi gibi yiğit arkadaşlarınca,Türk Ulusu'nun bağımsızlık inancına, Türk Milletinin hukukunun müdafaasına ve adalet mücadelesine dayanılmak suretiyle kurulan, "TÜRKİYE CUMHURİYETİ”nin eşsiz liderinde yaradılışında “Tanrı Vergisi” olarak esasen var olan laik nitelikteki “CUMHURİYET AHLAKIYLA” mücehhez , cesur ve bilge Cumhuriyet Savcıları,cesur ve bilge avukatlar ve yine cesur ve bilge hakimler eliyle gerçekleşebilecektir.

Bu makale 746 defa okunmuştur.

Yavuz Başar Yavuz Başar
Aferin Milli Takım'a
Ömür Tantekin Ömür Tantekin
Ulusağcılar
Yaşar Kılıç Yaşar Kılıç
Zeytincinin kolay yılı zor yılı oldu
Efraim Pala Efraim Pala
Su fakiri Türkiye
Perihan Dirican Perihan Dirican
Ve ben O'nu çok sevdim
Emin Küçük Emin Küçük
Kağıt fatura düzenlemede kapsam daralıyor
Kaan Tuğracı Kaan Tuğracı
İster bey ol, ister paşa!
Tevhide Türken Tevhide Türken
10 Kasım 1938
Volkan Biçer Volkan Biçer
Canım kasko
Mehmet Aktoprak Mehmet Aktoprak
Türkiye’de başarılı çalışmalar bireysel sürüyor
Metin Sezgin Metin Sezgin
Ne mutlu Türküm diyene
WhatsApp İhbar Hattı WhatsApp İhbar Hattı
Temizlik Hattı derman olamadı!
Yavuz Gerçekçi Yavuz Gerçekçi
11. yıl mutluluğu

Tüm fotoğraflar

MUDANYA Gazetesi - 14/11/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 07/11/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 31/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 24/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 17/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 10/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

HAVA DURUMU

Tüm videolar

Kılıçdaroğlu Mudanya'da temel attı

Kılıçdaroğlu Mudan

MUDANYA GÜZELLEMESİ - İki Elin Sesiyle Mudanya Şarkıları

MUDANYA GÜZELLEMES

BUDO'da bomba ihbarı asılsız çıktı

BUDO'da bomba

CHP’lilerden Büyükşehir’e sessiz protesto

CHP’lilerden Büyük

60 yıllık Mudanya İskelesi Büyükşehir'in oldu

60 yıllık Mudanya

Mudanyalı gazeteciler Bulgaristan'da

Mudanyalı gazeteci