MUDANYA Gazetesi | www.mudanyagazetesi.com
Metin Sezgin

Bursa’nın ve Mudanya’nın kurtuluş Günleri

18 Eylül 2017, 15:26

Metin Sezgin


Dün 13 Eylül'dü. Türk'ün Şan Ocağı’nın kurtulduğu 22 gün ve 22 gece süren büyük ve kanlı bir meydan savaşı zaferi olan Sakarya’nın 96.ncı yıldönümüydü.

Ulusal ve yerel basında çıkan önceki yazılarımda belirttiğim gibi, Anadolu topraklarının 30 Ekim 1918 Mondros ve daha sonra 10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşmaları ile emperyalistlerce bölüşülmesi ve acılarla dolu Yunan işgali Türk halkının aklını başına getirmiş, Türk halkı  ulus olduğunu yeniden duyumsamış, Türk'ün ulusal duygusu yüreğini ateşlemişti.

Sakarya Meydan Savaşı'nda Başkomutan Mustafa Kemal'in şu anda kitap piyasasında bulunan Büyük Nutku'nda yer alan Sakarya Savaşı'nın kırılma noktasını oluşturan ve bu savaşın Türk’ün zaferi ile sonuçlanmasına yol açan “…Hatt-ı müdafaa yoktur. Sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. (Savunma hattı yoktur. Savunma alanı yardır. O alan bütün vatandır.) Yurdun her karış toprağı, vatandaş kanıyla ıslanmadıkça düşmana bırakılamaz. Onun için, küçük büyük her birlik ilk durabildiği noktada, yeniden düşmana karşı cephe kurup savaşı sürdürür. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler ona uymaz, bulunduğu mevzide sonuna dek dayanmaya ve direnmeye mecburdur...”

Ancak , özellikle  ulusal tarihimiz konusunda karınca kararınca  araştırmalar yapan bir Türk vatandaşı olarak bir çok yazımda da daha önce şu tarihsel saptamayı yapmıştım. Önce şu konuya değineyim.

Bu yıl, 12 Eylül günü Mudanya’mızın kurtuluşunun 95. Yıldönümünü kutladık. Siyasal iktidar tarafından yapılan bir takım düzenlemelerle, Ulusal bayramlarımla ilgili törenlere bazı kısıtlamalar getirildiği için bu törenler sırasında kendimi adeta tutsak edilmiş gibi hissediyorum. Bu nedenle, Ulusal bayramlarımız için İskele Meydanı'nda yapılan  bayramlarımızın şanına asla yakışmayan tören sırasında son yıllarda yüreğim büyük bir acı hissettiği için ve bu acıya tahammül edemediğim için törenlerde hazır bulunamıyorum. Çünkü bizim çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde nüfusu  en fazla 5 bin kişiden oluşan Mudanya'mızda en az 2 bin 500 kişi İskele Meydanı'nda toplanır, 12 Eylül bayramlarını  ve diğer ulusal bayramlarımızı büyük bir coşkuyla kutlardık. Bugünkü siyasal iktidar son yıllarda ne yazık ki, ulusal bayramlarımızın kutlanmasına kendi aklınca bir takım kısıtlamalar getirdi. Bu yıl da 12 Eylül bayramımızın sabah töreni, bandonun marşları dahil en fazla yarım saat sürmüş. Bu kısıtlamaları bir Türk vatandaşı olarak içime sindiremiyorum! Ancak Mudanya'da 12 Eylül akşamı havai fişekler eşliğinde ulusal şairimiz, korkusuz, cesur, tertemiz bir yurtsever olan Ataol Behramoğlu’nun konuşmasını ve Bursalı sanatçı Haluk Çetin'in, Behramoğlu’nun şiirlerini seslendirdiği Cumhuriyet ve Bağımsızlık gösterisini çok sayıda hemşerimle birlikte coşkuyla izledik. Bu nedenle Belediye Başkanımız Hayri Türkyılmaz'ı ve bu konuda emeği geçen tüm yetkilileri içtenlikle kutluyorum.

Ancak o gece sunuş konuşmasını yapan kardeşimiz önemli bir hata yaptı. Şükrü Çavuş'umuzun şehadeti  12 Eylül 1922 günü değildir. 25 Haziran 1920 günüdür. İkiz kardeşim Emin Sezgin, 25 Haziran 2017'de yapılan törende de bir konuşmacının aynı hatayı yaptığını bana söyledi. İskele Meydanı'ndaki şehitlikte Şükrü Çavuş'la koyun koyuna birlikte yatan Mudanyalı şehitlerimiz Ali oğlu Tahir, Talat, Mestan oğlu Osman, Aziz oğlu Mehmet, Hasan oğlu Mehmet, Kürt Hasan, Kanber oğlu İbrahim, Küçük Ahmet, Halil oğlu Mehmet  ise 11-12 Eylül 1922 günleri Bandırma Kapıdağ Yarımadası'na doğru ricat eden 11. Yunan Tümeni'ni Mudanya'ya  sokmamak için aralarında rahmetli babamız Sait Sezgin'in de olduğu Mudanyalı 127 yiğidin düşmana karşı verdiği mücadele sırasında şehit olmuşlardır.

Sakarya Meydan Savaşı'na tekrar dönersek;

Mustafa Kemal Paşa’nın Sakarya'da verdiği söylenen  emri  Şükrü Çavuş, yaklaşık 1 yıl önce Mudanya'da İngiliz birliklerine karşı 25 Haziran 1920 günü harfiyen uygulamıştır. Bu konuyu daha önceki Mudanya Mektupları'nda da yazmıştım. Yıllar önce, "Anadolu İhtilali" isimli 2 ciltlik bir kitap yazan Sabahattin Selek, 1952 basımlı Nutuk’ta Mustafa Kemal’in yukarıda sözünü ettiğim "Hattı Müdafaa Yoktur, Sathı Müdafaa vardır" diye başlayan bu emrinden söz edilmediğini söyleyerek, Anadolu İhtilali  isimli  kitabında Mustafa Kemal’in Sakarya'da böyle bir emir vermediğini iddia etmektedir.

Sakarya Meydan Savaşı,Türk Milleti’nin  2. Viyana Kuşatması'ndan bu yana devam eden gerilemenin durdurulduğu ve ileri gidişin başladığı bir dönüm noktası olmuştur. Bu zafer, bütün yurtta günlerce süren sevinç gösterilerine ve heyecanlı kutlamalara vesile olmuştur. Meclis, 19 Eylül 1921’de kabul edilen bir kanunla, Türk milletinin bir şükranı olarak Mustafa Kemal Paşa’ya mareşallik rütbesi ve gazilik unvanını verdi.

Sakarya Zaferi, TBMM Hükümetinin dış ilişkilerinde güç ve itibarının artmasına neden oldu. Sakarya Zaferi’nden sonra, 13 Ekim 1921’de Sovyet Rusya (Kafkas Cumhuriyetleri) ile Kars Antlaşması, 20 Ekim 1921’de de Fransızlarla Ankara Antlaşması imzalandı. Sakarya Zaferi, askerlik ve politika bakımından da Kurtuluş mücadelemizin önemli bir aşaması olmuştur.

11 Eylül günü Bursa’nın Kurtuluş Günü idi.. İşim nedeniyle gittiğim Bursa’nın ana caddelerine dikkatle baktım. Bursa’da yayınlanan tüm yerel gazeteleri satın aldım. Bu gazetelerin çoğunda 11 Eylül'le ilgili tek bir haber yer almıyordu! Çok azında da birinci sayfalarında bir köşeye sıkıştırılmış küçük puntolarla yazılmış, adeta yasak savarcasına, lütfen 11 Eylül'den söz ediliyordu! Oysa Bursa’nın Temmuz 1920 günü Yunanlılarca işgali üzerine TBMM kürsüsüne siyah şal örtülmüş, bu şal 11 Eylül 1922 gününe kadar kaldırılmamıştır.  Bu işgal üzerine ulusal şairimiz Mehmet Akif, "Bülbül" şiirini yazmıştır.      11 Eylül 2017 günü izlediğim kadarıyla Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin reklam ve duyuru egemenliğinin bulunduğu ana caddelerdeki billboardlarda Bursa’nın kurtuluşu ile ilgili bir tek duyuru yoktu! Oysa geçtiğimiz  26 Ağustos'ta ve son yıllarda 26 Ağustos Malazgirt Savaşı ile ilgili olarak yapıldığı gibi günümüzde ülkemizde egemen olmaya çalışan zihniyet, billboardlar ve tüm medya aracılığıyla çok sayıda duyuru yapılmıştı. Böylece bu zihniyet tarafından 26 Ağustos 1071 günlü yani tam 946 yıl önceki tarih, 95 yıllık  çok yakın ulusal tarihimizle 26 Ağustos 1922 günlü BÜYÜK TAARRUZ ve laik Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun temelini oluşturan 30 Ağustos 1922 zaferi ile yarıştırılmakta, Mustafa Kemal’i ve laik Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş değerlerini, temel felsefesini yani kısaca bu zihniyet, müesses Anayasamıza aykırı olarak laik Cumhuriyetimizi yok saymakta, ulusal tarihimizi yeniden yazmaya kalkışmaktadır. Bu zihniyet adeta ulusal tarihimizin kamilen Türk halkı tarafından unutulmasını istemektedir. Bu ne kadar büyük bir aymazlıktır? Bu nasıl bir düşmanlıktır? Bu nasıl bir vefasızlıktır?

Milli Eğitim Sistemimizde ve yönetmeliklerde, müfredat programlarında KHK'lerle yapılan değişikliklere laik eğitim sistemimizi ve Öğretim Birliği ilkesini ve Atatürk'ü ve eşsiz devrimlerini Türk çocuklarının eğitim programlarından kaldırmak isteyen siyasal iktidarın bu eylemlerine karşı İstanbul Barosu Yönetim Kurulu bakınız nasıl yanıt veriyor :

 “...Tarih, Kanun Hükmünde Kararnameler ile değil, namus ve vicdan hükmünde mücadelelerle yazılmaktadır. Cumhuriyet, vatan ve Atatürk sevgisi bu toplumun bilincine KHK’ler ile konulmadığı gibi bunlarla kaldırılamaz. Türk Ulusu derin bilinçaltında yaşattığı bağımsızlık duyarlılığıyla Atatürk’ün manevi mirasını tasfiye etmeye yönelik bu türden girişimleri de boşa çıkaracaktır. Bu türden düzenlemelerle özgürlük ve bağımsızlık tutkusunu, cumhuriyet bilincini ortadan kaldırmayı amaçlayanlar tarih önünde sorumluluktan kurtulamayacaklar ve başaramayacaklardır. İstanbul Barosu, Atatürk’ ün mirasını ve Cumhuriyet’in temel değerlerini tasfiye girişimlerine karşı mücadelesini bundan sonra da aynı kararlılıkla sürdürecektir….".

Prof. Dr. Özer Ozankaya'nın geçenlerde okuduğum yıllar önce yazdığı bir makalesinde  Mustafa Kemal’den esinlenerek şöyle yazmış: “…. Ancak karamsarlığa hiç yer yoktur. Mustafa Kemal’in dayandığı ilke yine zaferi kazanacaktır. Ulusal egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında taclar, tahtlar batar, yok olur. Ulusların tutsaklığı üzerine kurulu düzenler her yerde yıkılmaya yazgılıdırlar….”.

Ulusal tarihimiz konusunda çok değerli araştırmaları olan Sayın Ozankaya'nın Mustafa Kemal’den esinlenerek, adeta haykırarak söylediği bu sözleri bizim içimizde oluşan üzüntüleri biraz olsun hafifletmektedir.

Bu makale 821 defa okunmuştur.

Ömür Tantekin Ömür Tantekin
Efendisiz yaşamak
Perihan Dirican Perihan Dirican
Ve ben O'nu çok sevdim
Emin Küçük Emin Küçük
Kağıt fatura düzenlemede kapsam daralıyor
Efraim Pala Efraim Pala
Atatürk'ün farklı mücadelesi
Kaan Tuğracı Kaan Tuğracı
İster bey ol, ister paşa!
Tevhide Türken Tevhide Türken
10 Kasım 1938
Volkan Biçer Volkan Biçer
Canım kasko
Mehmet Aktoprak Mehmet Aktoprak
Türkiye’de başarılı çalışmalar bireysel sürüyor
Metin Sezgin Metin Sezgin
Ne mutlu Türküm diyene
Yavuz Başar Yavuz Başar
Fransa'dan mutlu döndük!
Yaşar Kılıç Yaşar Kılıç
İncir ve Ziraat Odaları
WhatsApp İhbar Hattı WhatsApp İhbar Hattı
Temizlik Hattı derman olamadı!
Yavuz Gerçekçi Yavuz Gerçekçi
11. yıl mutluluğu

Tüm fotoğraflar

MUDANYA Gazetesi - 07/11/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 31/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 24/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 17/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 10/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 03/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

HAVA DURUMU

Tüm videolar

Kılıçdaroğlu Mudanya'da temel attı

Kılıçdaroğlu Mudan

MUDANYA GÜZELLEMESİ - İki Elin Sesiyle Mudanya Şarkıları

MUDANYA GÜZELLEMES

BUDO'da bomba ihbarı asılsız çıktı

BUDO'da bomba

CHP’lilerden Büyükşehir’e sessiz protesto

CHP’lilerden Büyük

60 yıllık Mudanya İskelesi Büyükşehir'in oldu

60 yıllık Mudanya

Mudanyalı gazeteciler Bulgaristan'da

Mudanyalı gazeteci