MUDANYA Gazetesi | www.mudanyagazetesi.com
Metin Sezgin

Kocatepe'ye ulaşmak için uzun ince bir yol katetmek gerek (3)

19 Temmuz 2018, 13:39

Metin Sezgin


Mudanyalı hemşerilerimle 2 bölüm halinde paylaştığım yukarıdaki başlıktaki yazı dizimin bu hafta üçüncüsünü yazıyorum.

Ülkemiz, 24 Haziran 2018 seçimleri ile ortaya çıkan, Osmanlı Devleti döneminde 1876 Kanun-i Esasi ile başlayan, yaklaşık 150 yıldır ülkemizde uygulanan parlamenter  sistemin gücünü ve yetkisini  çok büyük ölçüde törpüleyen ve 29 Ekim 1923 tarihinde kurulan kutsal Cumhuriyetimizle başlayan, kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıran  yeni bir rejimin uygulanmasının şokunu yaşıyor. Ne var ki, 24 Haziran'ı milletvekili seçimlerini bazında yorumlarsak,   Türk Milleti'nin yüzde 58’ini oluşturan büyük bir kitlesi bu yeni rejimin uygulamaya konulmasına verdiği oylarıyla kesinlikle karşı çıktı. Bu yeni  rejim, Türk toplumunu hukuken bağlayan “Toplumsal Bir Sözleşme” olan ve toplumun bütün katmanlarının uzlaşısı ve konsensüsü ile demokratik bir anayasa yapılarak, Türk Milleti’nin ezici bir çoğunluğu ile en azından bir konsensüs ile uygulamaya koyulmuş değil. Bu fiili ve hukuki gerçek ileride Anayasa uygulaması açısından büyük sorunlar doğuracak gibi.

Ülkemiz bu duruma nasıl geldi? Tabiiki birden bire gelmedi. Kökleri ta 29 Ekim 1923 tarihinin hemen akabinde başlayan, 1930'lu yıllardaki çok partili siyasal yaşam denemeleri ile filizlenen Cumhuriyet karşıtı güçlerin özellikle 14 Mayıs 1950'de DP iktidarı ile giderek güçlenen, 1965 seçimlerinden sonra AP ve sonrasında  1980’li ve 1990’lı ANAP ve DYP iktidarlarıyla  devam  eden, kısacası bu sağ iktidarlarla palazlanan ve adım adım  hedefe yürüyen batı emperyalizmin güdümündeki cemaatlerin ve tarikatların önderliğinde yarım asırdan fazla bir sürede, Türk milletinin başta Kubilay olmak üzere, sağ iktidarlar zamanında da batı emperyalizmin yok ettiği Uğur Mumcu'ların, Muammer Aksoy'ların, Çetin Emeç'lerin, Turan Dursun'ların, Bahriye Üçok'lar gibi devrim şehitlerimizin karşı çıkmalarına rağmen, Türk çocuklarının  kayıt dışı eğitim kurumlarında beyinlerinin yıkanarak, o gencecik beyinleri akıl tutulmasına uğratarak  kutsal ve laik  Türk Cumhuriyeti ve Atatürkçü, çağdaş bir ideoloji karşıtı bir yapılanmanın eseri olduğunu düşünüyorum.

Bu nedenle sık sık tekrarlıyorum irticanın ta kendisi olan ve 15 Temmuz 2016 hain darbesiyle ülkemizi ele geçirmeye kalkışan, ama Türk Milleti’nin 251 şehit vermesi pahasına  FETÖ yapılanmasına izin vermemesinin, tüm eleştirilere karşın Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın elbette önemli payı vardır. Tıpkı PKK'nın  5 Haziran seçimlerinden sonra 24 Temmuz'da başlayan Türk Ordusunun ve emniyet güçlerinin PKK’yı hendeklere gömmesinde büyük payı olduğu gibi. Başta Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'i ve Vatan Partilileri "Siz AKP’li misiniz?" diye eleştirirken yanılgıya düştüklerinin farkında olamıyorlar.

İşte Cumhurbaşkanlığı seçiminde Sayın Erdoğan’ın  Sayın İnce'den yaklaşık 10 milyondan fazla oy almasının nedeni CHP üst yönetiminin  ve Sayın İnce'nin PKK'ya karşı verilen savaşın bir vatan savaşı olduğunun tam bilincinde olamayışından kaynaklanıyor.    

Arşivimi karıştırırken din bilimci Ahmet Yılmaz’ın 17 Şubat 1987 günü İzmir’deki bir sivil toplum kuruluşunda yaptığı konuşma metni elime geçti. Sayın Yılmaz, 17 Şubat 1987 günü verdiği  “İslamiyet, irtica ve Türkiye" konulu konferansında şunları söylemiş:

“……. Konuya Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana Türkiye’nin gündeminden inmeyen 'İrtica’nın' tarifi ile girmek istiyorum. Arapça kökenli olan irtica, geniş kapsamıyla ve bizim toparlayabildiğimiz anlamda: 'Bir dinin esaslarına aykırı düşen, değişen ve gelişen dünya şartlarına ayak uyduramayan, merkezi otoriteye ve toplumun çoğunluğuna ters düşmekle kalmayıp karşı çıkan, kendi çarpık ve sapık hatta çağ dışı kalmış görüş ve davranışlarında direten, kendilerine katılmayanlara veya tasvip etmeyenlere bağnazca bir tutumla düşünce ve hayat hakkı tanımayan kendilerine tabi olanlara ise iyiye, güzele, barışa, birliğe, gelişmelere ve medeniyete değil; kötülüğe, kargaşalığa, bölücülüğe, gericiliğe, huzursuzluğa hatta felaketlere iten amaçları uğruna kişi, kitle ve şartları sömüren her türlü çıkarcı fikri, sosyal, siyasal, kültürel, dinsel ve benzeri hareketlerdir.'

Sanılanın aksine irtica çok yüzlü ve çok yönlü olup, sadece dini kisveye bürüneni değildir. Tek tek ele alındığında yanıltıcı sonuçlara varılabilmektedir.  İrticayı tanımladıktan sonra kaynaklarına eğilelim. Zira sebeplerine inilemeyen rahatsızlıkların iyileştirilemeyeceği açıktır. Bu nedenle, Türkiye’deki irtica olayına geçmeden önce onun nedenlerini geçmişlerini ve gelişmelerini iyice ortaya koyma gereği vardır. Aksi halde polemikten öteye gidilemeyecek, sağlıklı bir sonuca ulaşılamayacaktır.

 İrticanın belli başlı sebepleri arasında:

 - Devlet otoritesinin kaybolması, siyasi krizlerle hükümet bunalımlarının sürmesi

 - Bozulan ekonominin düzeltilememesi,

 - Nüfus kontrolünün sağlanamaması, işsizliğin, gençliğin, anarşi ve başıbozukluğun zapt’urapt altına alınamaması,

 - Eğitim, öğretim, özellikle dini kurumların ve kadrolarının gelişen ve değişen çağın ihtiyaçlarına göre yenileştirilip iyileştirilerek ihtiyaçlara göre düzenlenememesi

 - Kurumlarla toplumların kargaşa, cehalet, taassup, bidat ve hurafeler içinde bırakılması, bunların karşısına akılcıl, bilgili, aydın, hür fikirli, kişilik ve ahlak sahibi, ehliyetli ve medeni otoritelerin çıkarılamaması.

 - Dolayısı ile meydanın softalara, mollalara, yobazlara, politika aktör ve simsarlarına bırakılması. Bunların kadrolaşıp teşkilatlanmalarında göz yumularak gerekli tedbir ve uygulamaların yerinde ve zamanında alınmaması,

- Kaybolan devlet otoritesi, vatan ve millet bütünlüğünün iç ve dış düşman odaklara iyi bir istismar ve gelişme zemini ve zamanı oluşturması ve benzeri faktörler zikredilebilir. “

 

Biraz önce belirttiğimiz sebeplerin bulunduğu hemen her ülkede ortam ve toplumda irtica yaşaya gelmiştir.  İrticanın geçmişi, Kabil’in Habil’i öldürmesine dek uzanacak kadar da eskidir.  İslam tarihinde Hz. Osman ile Peygamber torunu Hz. Hüseyin’in katledilmesi, Karmatiler’in katledilmesi, Kâbe baskını ve katliamı, Anadolu Fatihi Alparslan ile büyük vezir Nizam’ül Mülk’ün şehit edilmesi, Osmanlılar döneminde Celali, Kabakçı ve benzeri isyanlar, III. Selim ve II. Mahmut’un yeniliklerine karşı çıkma hadiseleri, 31 Mart ve Menemen Ayaklanması, Şeyh Sait İsyanı, Ayasofya’yı ibadete açma mitingleri, gövde gösterisine dönen toplu sabah ve Cuma namazları, Konya ve Adapazarı olayları, zikre değer önemli irtica hareketleridir.

Günümüz Türkiye’si irtica olaylarına ışık tutması açısından bazı hadiseleri hafızalarımızın tazelenmesi bakımından irdelemek istiyoruz.

- III. Selim (1789 – 1807) zamanında Nizam-ı Cedid (Yeni düzen) adı altında Osmanlı Ordu Sistemi’nin değiştirilmesine, “ Şeriata aykırıdır“. “Moskof olurum, Nizam- Cedid olmam“ kafası ve yaftası ile karşı çıkılmıştır.

- II. Mahmut (1808–1839) tarafından 3 Mart 1829’da uygulamaya konan kılık kıyafet değişikliği (fes, ceket, pantolon giyilmesi) karşısında büyük bir kitle “gavur icadını giymek, küfürdür", “bu dinsizliktir“, “tesettür’i Şerie’ye aykırıdır” gibi dine ve dünyaya aykırı bir zihniyetle karşı çıkılmıştır.

- O günden bu yana, tüm tarikat olaylarının değerlendirilmesine esas teşkil edecek 2 Eylül 1925 tarihinde Reis-i Cumhur Mustafa Kemal Başkanlığı’nda alınan Büyük Millet Meclisi kararından bazı pasajları aktarmak istiyorum.

 “Vatana, mal ve can kaybına mal olmuş olan büyük irtica hadisesi ( Şeyh Sait Vakası ) Şark İstiklal Mahkemesi’nin daire-i kaza dâhilindeki tekke ve zaviyelerin kaldırılmasına karar verildiği malumdur. Hükümetçe de vuku bulan istida ve müşahedeler tevlit ettiği kanaatlere müncer olmuştur.

Mevcut tekkeler, tarikatlar ve zaviyeler mensup ve saliklerinin içinde pek çok masum vatandaşlar bulunduğuna şüphe olmamakla beraber, maksatlı kimselerin bu müesseseler vasıtasıyla masumları ihlale fırsat buldukları ve gizli olarak samimi içtihat ve itikat namına gizli siyasi emeller takip edebildikleri ve daima takip edebilecekleri ve binaenaleyh Anayasa’daki madde-i mahsusanın kayd-i mani’le temas halinde bulundukları anlaşılmıştır.

Saniyen, memleketin, her tarafında ulema kisvesini kendiliğinden giyebilen zevat ve eşhasın efkâr-ı ahaliyi temsil, tevcih ve maksatlarına göre teşvik için salahiyet ve vaziyet takındıkları görülmüştür. …”

(Devam edecek)

Bu makale 705 defa okunmuştur.

Yavuz Başar Yavuz Başar
Aferin Milli Takım'a
Ömür Tantekin Ömür Tantekin
Ulusağcılar
Yaşar Kılıç Yaşar Kılıç
Zeytincinin kolay yılı zor yılı oldu
Efraim Pala Efraim Pala
Su fakiri Türkiye
Perihan Dirican Perihan Dirican
Ve ben O'nu çok sevdim
Emin Küçük Emin Küçük
Kağıt fatura düzenlemede kapsam daralıyor
Kaan Tuğracı Kaan Tuğracı
İster bey ol, ister paşa!
Tevhide Türken Tevhide Türken
10 Kasım 1938
Volkan Biçer Volkan Biçer
Canım kasko
Mehmet Aktoprak Mehmet Aktoprak
Türkiye’de başarılı çalışmalar bireysel sürüyor
Metin Sezgin Metin Sezgin
Ne mutlu Türküm diyene
WhatsApp İhbar Hattı WhatsApp İhbar Hattı
Temizlik Hattı derman olamadı!
Yavuz Gerçekçi Yavuz Gerçekçi
11. yıl mutluluğu

Tüm fotoğraflar

MUDANYA Gazetesi - 14/11/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 07/11/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 31/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 24/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 17/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 10/10/2019

MUDANYA Gazetesi -

HAVA DURUMU

Tüm videolar

Kılıçdaroğlu Mudanya'da temel attı

Kılıçdaroğlu Mudan

MUDANYA GÜZELLEMESİ - İki Elin Sesiyle Mudanya Şarkıları

MUDANYA GÜZELLEMES

BUDO'da bomba ihbarı asılsız çıktı

BUDO'da bomba

CHP’lilerden Büyükşehir’e sessiz protesto

CHP’lilerden Büyük

60 yıllık Mudanya İskelesi Büyükşehir'in oldu

60 yıllık Mudanya

Mudanyalı gazeteciler Bulgaristan'da

Mudanyalı gazeteci