MUDANYA Gazetesi | www.mudanyagazetesi.com
Metin Sezgin

Nerede yanlışlık yaptık?

01 Kasım 2018, 15:21

Metin Sezgin


Pazartesi günü Cumhuriyetimizin kuruluşunun 95. Yıldönümünü kutladık. Her yıl artan büyük bir coşku ve bağlılıkla tüm ülkemizin, kentlerin, insanlarımızın sevinç çığlıkları ile doldu taştı.

Her yer, ay yıldızlı bayraklarımızla donatıldı. Büyük Atatürk’e yürekten bağlılığımız, her fırsatta gündeme getirildi. Ancak ülkemizdeki bu büyük gücün, bu toplumsal gücün istemleri, bugün ülkemizi yönetenler tarafından karşılanabiliyor mu? Yoksa bugün ülkemizin yönetimini elinde tutan siyasal erk, Türk Devrimi ve Atatürkçülük ile taban tabana zıt siyasal düşüncede olan bir zihniyeti mi temsil ediyor?

Bu çelişki nereden kaynaklanıyor? Türk toplumu olarak nerede yanlışlık yaptık? Ülkemizi yöneten Atatürkçü lider kadroları yozlaştıran maalesef CHP döneminde görev alan Şemsettin Günaltay gibi Türk Devrimi ve bu devrimin en önemli ilkesi olan laik bir eğitim ve bu doğrultuda eğitim alan genç dimağlar oluşturma amacıyla taban tabana zıt zihniyetler, bu çelişkinin 1940’larda başlayan laik Cumhuriyet karşıtı bir menhus direnişin kaynağını oluşturdu.

Rahmetli Uğur Mumcu’nun deyimi ile Kuvay-i Milliye’den sonra ülkemizin en önemli ikinci sivil toplum hareketi olan Köy Enstitülerinin kapatılması ve laik eğitimi esas alan Köy Enstitüleri'nin önce Öğretmen Okulları'na dönüştürülmesi sonra da 27 Ocak 1954’te Demokrat Parti döneminde bu kültür yuvalarının tamamen kapatılması ile başladı. Köy Enstitüleri'nin yerini yavaş yavaş laiklik karşıtı legal ve çoğunlukla illegal eğitim yuvaları almaya başladı. 14 Mayıs 1950 dönemi ile birlikte Laik Cumhuriyetimize ölümcül darbeler vurulmaya başlandı. Menderes tarafından Saidi Nursi baş tacı edildi. Menderes dönemi ile başlayarak, O eşsiz Mustafa Kemal’in, o büyük dâhinin Türkiye Cumhuriyeti Şeyhler, “Dervişler, müritler ( tarikatlar, cemaatler ) ve mensuplar” ülkesi olamaz özdeyişine tamamen ters bir tutum ve davranış içine girildi ve ülkemiz eğitim yuvaları adım adım laik eğitimden uzaklaştırılmaya başlandı ve bugünlere geldik.

Yaşar Nabi Nayır, bundan tam 37 yıl önce "Atatürkçülük nedir" diye bir kitap derlemiş. Bu kitapta; Nermin Abadan, Yavuz Abadan, İhsan Akay, Oktay Akbal, Ömer Asım Aksoy, Melih Cevdet Anday, Falih Rıfkı Atay, Şevket Süreyya Aydemir, Memduh Balaban, Selahattin Batu, Hikmet Bayur, Nihat Erim, İsmet Giritli, M. Hacı Hasanoğlu, Atilla İlhan, Afet İnan, Ceyhun Atuf Kansu, Şevket Aziz Kansu, Enver Ziya Karal, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Kaynar, Suna Kili, Şükrü Koç, Emre Kongar, Özer Ozankaya, Sami N. Özerdim, Bahri Savcı, Suat Sinanoğlu, Cahit Tanyol, Vedat Nedim Tör, Tarık Zafer Tunaya, Hıfzı Velded Velidedeoğlu, Hasan Ali Yücel ve Tahsin Yücel gibi ülkemizin önde gelen akademisyen, siyaset ve düşün adamlarının Türk Devrimi ve Atatürkçülük hakkında yıllar önce yazdıkları ve daha sonra da bir kısmının Yaşar Nabi Nayır’ın isteği üzerine Atatürk’ün doğumunun 100. Yılında derledikleri çok değerli yazıları “Atatürkçülük nedir?” ismini verdiği kitapta toplamış. Bu çok değerli yapıt, 1982 yılında Varlık Yayınları tarafından basılmıştır.

Yaşar Nabi Nayır, derlediği bu kitabın önsözünde bizlere özetle şöyle sesleniyor: “Atatürk’ü hep biliyoruz, hep seviyoruz, hep bağlıyız ona ama neden bağlıyız? Çünkü yurdumuzu en umutsuz bir çıkmazdan, düşmanların elinden, paramparça olmuş bir durumdan kurtardı. Yüzyıllardan beri bu yurdu kasıp kavuran kapitülasyonu yırtıp attı. Memleketi felaketten felakete sürükleyen, çürümüş bir saltanat düzenini yıktı. Yerine taptaze Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Hepsi o kadar mı? Değil elbette. Mustafa Kemal, düşmanı İzmir’de denize döktüğü gün, asıl savaşın daha yeni başlamakta olduğunu haber vermişti yakınlarına. Gerçekten de öyle oldu. Atatürk biliyordu ki, asıl düşman içimizdeydi, kanımızdaydı. Onunla amansız bir savaşa girişecekti. Kurtarılmış yurdu ayakta tutmanın, yüzyıllarca korkunç bir sefalet içinde çırpınmış olan ulusunun, batının mutlu ulusları düzeyine çıkarmanın tek yolu, gerilik ve hurafeler üzerine kurulu bir toplum düzenini değiştirmek olduğunu anlamıştı. Bu uğurda giriştiği devrimlerin ilkiydi Cumhuriyetin ilanı. Devrimler ondan sonra birbirini kovaladı. İşte o tarihten ölümüne kadar söylediklerinin ve yaptıklarının tümünü birden kapsayan ilkelere biz şimdi Atatürkçülük diyoruz. Daha önce buna Kemalizm Adı verilmişti".

Yaşar Nabi Nayır’ın derlediği Atatürkçülük nedir kitabında, yukarıda isimlerini verdiğim 35 düşün adamının makaleleri yer almış. Bunların içinde ben Prof. Dr. Özer Ozankaya’nın ATATÜRK’ÜN LAİKLİK ANLAYIŞI başlıklı, 1981 yılında kaleme aldığı bir yazısını siz değerli hemşehrilerimle paylaşmak istiyorum:

Şöyle ki; “ ……Bilimsel düşünüş ve demokratik toplum anlayışı temeli üzerinde kişiliği biçimlenen Atatürk’ün din konusundaki anlayış ve tutumuna biraz daha yakından bakmak uygun olacaktır. Atatürk’te laiklik kavramı şu anlamı taşır. Din artık toplumsal, siyasal, ekonomik, eğitsel, sanatsal kurum ve kuralları belirleyici bir konumda olamaz. Toplumlar bu alanları bilimsel verilerin yardımıyla demokratik süreç içinde varacakları, değişmeye de açık uzlaşmalar yoluyla çözümleme gereğine inanmaktadırlar. Herhangi bir dinin bu alanları düzenleyen değişmez, kutsallık niteliği taşıyan hükümleri çerçevesinde ilerleme de toplumsal uyuşma, toplumsal birlik ve dayanışma, toplumsal barış da sağlanamaz. Dinlerin toplumu yönettikleri dönemde bile birçok mezheplere bölünmüş olmaları boşuna değildir. Üstelik yeni ve yakın çağlarda yaşamın bilimsel olarak bilinebilir alanları durmadan genişlemiştir. Bu alanlarda özgür tartışmaya ve nesnel araştırma verilerine dayalı çözümler, öneriler çoğunluk kararına dönüştürülerek toplumsal dayanışma içinde uygulamaya geçirilebilir. Bu olanak ortaya çıktıktan sonra, kimde ne türlüsü olduğu kestirilemeyen (“iman ile paranın kimde olduğu bilinmez” sözü binlerce yıllıktır) dinsel inanışların zorlamasıyla düzen kurmada direnmek, topluma uyum değil, uyumsuzluk, dayanışma değil, çözülme, barış değil, kavga getirir.

Yoksullukla, sömürüyle, baskı ve haksızlıkla, yolsuzlukla mücadele işbirliği yapmak olanağı laik ortamda varken, dinci ortamda kalkar.

Çocuklara sevgi göstermede, bilimi geliştirmede, toplumsal adaleti gerçekleşmede, laik ortamda işbirliği yapabilecekken, dinci yaklaşım bu olanağı ortadan kaldırır.

Çünkü halkın iktidara sahip olup toplumsal yaşama kendi çıkarlarına göre yön verebileceği çağımızın temel kanısı olmuştur. Çünkü geniş halk yığınlarının artık toplum halinde yaşamanın anlamını, nasıl yürüdüğünü, nasıl düzeltilebileceğini, devlet yönetiminin de tıpkı bir köprü yapmak, fabrika kurmak, bir hastalığı iyi etmek gibi müspet bilimle yürütülebileceğini kavradığı ya da kavrayabilecek düzeyde olduğu kabul edilmektedir. Böylece yoksulluğun, hastalığın, haksızlığın, yolsuzluğun nedenlerini, bunları önlemenin yollarını kavrayabildiği, kader deyip boynunu bükmeyeceği anlaşılmıştır. Üretim, tüketim nedir, nasıldır, neden böyledir biliniyor. Seçim, oy, meclis, güçler ayrımı ( kuvvetler ayrılığı ), anayasa, anayasa mahkemesi, sendika, grev, lokavt, taban fiyatları, kredi dağılımı nedir, ne işe yarar, öğrenilmiştir. Yığın iletişimi yoluyla demokratik kamuoyu nasıl oluşturulur, tek yanlı yayınlarla yığınlar nasıl yanıltılabilir anlaşılmıştır. Duyguları sömüren yaldızlı nutuklar artık insanlara zehrin altın kasede sunulabileceği gerçeğini hatırlatıyor; yurttaşlar yaldızlı sözlerden etkilenmeyecek bir bağışıklık kazanıyor. Yeni kuşakların her türlü korkutmadan uzak, dost ve güvenli bir ortamda yetiştirilmesi gerektiği kavranmıştır. Eğitimin onları “tek doğru var, o da benim bildiğimdir” diyen katı, bağnaz görüşlerden kesinlikle uzak tutması, tersine “acaba benim bilmediğim hususlar, beni doğrulamayan kanıtlar var mıdır?” sorusunu sormayı beklemektedir. Bilimsel düşünüşün geçerlilik ilkelerini kavratması ve bu ilkelere uygun muhakeme yapma alışkanlığının kazandırılması isteniyor. Düşünce ve inançların zor yolu ile biçimlendirilmesi, engellenmesi ya da değiştirilmek istenmesi kesinlikle insan haklarına, insanlık onuruna aykırı sayılıyor.

Değerli düşün adamı Özer Ozankaya’nın 1981 yılında kaleme aldığı “ATATÜRK’ün LAİKLİK ANLAYIŞI” başlıklı bu çok değerli yazısı, günümüz Türkiyesi'nin bugün ulaştığı siyasal ve sosyal ortamını nasıl 37 yıl önceden, inanılmaz bir şekilde öngörmesi insanı gerçekten hayrete düşürüyor.

Evet, Sayın Ozankaya’nın 1981 yılında “ATATÜRK’ün LAİKLİK ANLAYIŞI “ başlıklı bu yazısındaki düşünceleri, bugün laik Cumhuriyetimizin 95. Yıldönümünü coşkuyla kutlayan ama bu coşkuyu ve gücü iktidara taşıyamayan ve bu nedenle ülkemiz insanlarını umarsız duruma düşüren olgu, ülkemizi 1945’lerden bu yana yöneten ve laik eğitimi göz ardı eden Türk Devrimi karşıtı siyasal iktidarlardır.

Önümüzdeki Mudanya Mektupları’nda Prof. Dr. Özer Ozankaya’nın yukarıda bir bölümünü incelediğimiz, 1981 yılında kaleme aldığı bu yazısını incelemeye, Türk toplumunun ve yöneticilerinin nerede yanlış yaptıklarını açıklamayı sürdüreceğiz. 

Bu makale 199 defa okunmuştur.

Kaan Tuğracı Kaan Tuğracı
AKP ellerini ovuşturmuş Halk Fırkası'nı bekliyor
Mehmet Aktoprak Mehmet Aktoprak
Demokrasinin olduğu yerde sesler hür çıkar...
Efraim Pala Efraim Pala
Tek çaremiz üretim yapmak
Metin Sezgin Metin Sezgin
Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühim
Yavuz Başar Yavuz Başar
Bursaspor ateş hattında
Tevhide Türken Tevhide Türken
Patronun emri
Cihan Öztürk Cihan Öztürk
Yerel seçimler yaklaşırken
WhatsApp İhbar Hattı WhatsApp İhbar Hattı
BUDO!
Emin Küçük Emin Küçük
Gençlere Bağ-Kur desteği
Yavuz Gerçekçi Yavuz Gerçekçi
11. yıl mutluluğu

Tüm fotoğraflar

MUDANYA Gazetesi - 15/11/2018

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 08/11/2018

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 01/11/2018

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 25/10/2018

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 18/10/2018

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 11/10/2018

MUDANYA Gazetesi -

HAVA DURUMU

Tüm videolar

Kılıçdaroğlu Mudanya'da temel attı

Kılıçdaroğlu Mudan

MUDANYA GÜZELLEMESİ - İki Elin Sesiyle Mudanya Şarkıları

MUDANYA GÜZELLEMES

BUDO'da bomba ihbarı asılsız çıktı

BUDO'da bomba

CHP’lilerden Büyükşehir’e sessiz protesto

CHP’lilerden Büyük

60 yıllık Mudanya İskelesi Büyükşehir'in oldu

60 yıllık Mudanya

Mudanyalı gazeteciler Bulgaristan'da

Mudanyalı gazeteci