MUDANYA Gazetesi | www.mudanyagazetesi.com
Metin Sezgin

Her birimiz Mustafa Kemal Atatürk olmalıyız (2)

19 Mart 2020, 16:25

Metin Sezgin


Tüm  dünyayı sarsan ve ülkemiz içinde büyük bir tehdit oluşturan, toplumsal yaşamımızı derinden etkileyen  Corana virüsünün dünyadaki süper güçler olarak isimlendirilen ülkeleriyle, bu ülkelerin sömürü düzeni altında bulunan ve 10 yıllardır sosyal ve ekonomik sorunlarla boğuşan ülkeleri aynı derecede etkileyebileceği konusunda sosyal medyada  yer alan olağanüstü  bir yorumda şu satırlara yer verilmiş. Çok önemli saydığım bu yazıyı okuyucularımla paylaşmak istedim. Şöyle ki ;

 "... Şimdi anladık mı adına dünya dediğimiz büyükçe bir odada dip dibe olduğumuzu ?.. Şimdi anladık mı ben yada benim gibiler iyi olsun, ötekilerin önemi yok demenin mümkün olmadığını; sağlıklı gıda ve iyi işleyen bir sağlık sistemine ulaşamayan her insanın bu büyük odada komşumuz olduğunu ?

Hepimiz iyi olmadan her birimizin iyi olmayacağını, sağlıklı koşullarda seyahat edemeyen temiz suya, temiz ve yeterli gıdaya ulaşamayan göçmenlerin iyi beslenemeyen yoksulların hemen yanımızda oturduğunu. Doğru dürüst bir sağlık sistemi inşa etmeyen tüm ülkeler yönetimlerinin her birimiz için tehdit olduğunu, dünya üzerinde olup ta bize dokunmayan yılan olmadığını.. Benim yakınlarımın iyi olsun demenin tek mantıklı yolunun herkes iyi olsundan geçtiğini, birimizin iyiliğinin ancak hepimizin iyiliği ile mümkün olduğunu... Bir yerdeki içme suyu sağlıklı değilse bir yerdeki sağlık sistemi iyi işlemiyorsa, bir yerde insanlar bilimsel yaklaşımdan uzak bırakılıyorsa, bunun hepimizi ilgilendirdiğini ortak iyiyi örgütlemek zorunda olduğumuzu.. Kendimizi kurtarmak gibi bir seçeneğin olmadığını..

Dünyanın içindeki tüm varlıklarla birlikte bir bütün olduğunu kavrayamazsak bu virüsten yırtsak bile iki virüs sonra dünyadan silinebileceğimizi  anladık mı? Toplumsal ve bireysel dediğimiz her şeyin bir dengede olduğunu, türler arası hiyerarşinin nasıl anlamsız olduğunu her bir birey, her bir ülke, her bir tür ve tüm dünya dediğimiz şeylerin pek de öyle büyükten küçüğe kolayca sıralayabileceğimiz şeyler olmadığını... Büyük oranda kurgusal olduklarını, aslında her zaman iç içe geçtiklerini, toplumsal sorumlulukla bireysel sorumluluğun, toplumsal çıkarla bireysel çıkarın nasıl iç içe olduğunu, dünyada virüsten kaynaklara ulaşamayan tek bir kişi bile varsa bunun hepimiz için tehdit olduğunu her birimizin her birimizden ve her birimize karşı sorumlu olduğumuzu anladık mı? Aşının gerekli olduğunu, buna karşın yanlış antibiyotik kullanımının zararlarına, virüsün kader değil üzerinde bilimin çalışacağı bir vaka olduğuna inanmayan her bir insanın hepimiz için tehdit olduğu gerçeğini anladık mı? Çocuğumuzu okutan öğretmen, toplu taşıma araçlarını kullanan şoför, sokağı temizleyen çöpçü, markette raflarını düzenleyen görevli, konser salonunu işleten girişimci, mağazada kıyafetleri deneyen müşteri, gıda üreticisi laboratuvarda çalışan bilim insanı, tavuklar, maymunlar, yarasalar hepsi hepsi ! her birimiz  ya hep beraber ya hiçbirimiz. (bunları kaleme alırken ) Esinlendiğim fotoğraf dünyanın uzaydan çekilen ilk renkli fotoğrafıydı.O fotoğraf insan algısında bir devrim yaratmıştı. Şimdi bir kez daha o fotoğrafa bakıyorum.. Büyük bir odada tüm türlerle birlikte  kapalı olduğumuzu, aynı atmosferin altında nefes alıp terlediğimizi, ince ve karmaşık bir denge üzerinde hep birlikte oturduğumuzu bu sefer virüs imtihanıyla kavrıyoruz. Yine unutacağız belki ama unutmayanlarımız da mutlaka olacak..."

 

Bu olağanüstü yorum ve betimlemelerin yer aldığı bu yazıdan sonra,  çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran eşsiz bir deha bundan yaklaşık 83 yıl önce, Ulus Gazetesi'ne yazdığı bir yazıda Türk Ulusuna ve bütün dünya milletlerine bakınız nasıl seslenmiş?

Tüm okuyucularımın Corana virüsü ile ilgili yukarıda belirttiğim yazıyı okuduktan sonra dünyaya ilk kez YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ ilkesini getiren, dünyanın gelmiş geçmiş EN BÜYÜK HÜMANİİSTİNİN 1937 yılında yani yaklaşık  83 yıl önce dünyanın bugün içine düştüğü sosyal ve siyasal bunalımlarını  bakın nasıl görebilmiş?  

"... Milletler, gam ve keder bilmemelidir. Şeflerin görevi, yaşamı neşe ve sevinçle karşılamak hususunda milletlerine yol göstermektir. Vaktiyle kitaplar karıştırdım. Yaşam hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. 'Madem ki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki geçici ömür esnasında neşe ve mutluluğa yer bulunamaz!' diyorlardı. Başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki: 'Madem ki sonu nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız sürece şen ve neşeli olalım.' Ben kendi karakterim bakımından ikinci yaşam görüşünü tercih ediyorum fakat şu kayıtlar içinde: Bütün insanlığın varlığını kendi kişiliklerinde gören adamlar mutsuzdurlar. Besbelli ki o adam birey olarak yok olacaktır. Herhangi bir kişinin, yaşadıkça memnun ve mesut olması için gereken şey kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Akıllı bir adam, ancak bu şekilde hareket edebilir. Yaşamda tam zevk ve mutluluk ancak gelecek kuşakların şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir. Bir insan böyle hareket ederken, 'Benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı fark edecekler mi?' diye bile düşünmemelidir. Hatta en mutlu olanlar, hizmetlerinin bütün kuşaklarca gizli kalmasını tercih edecek karakterde bulunanlardır.

Herkesin kendine göre bir zevki var: Kimi bahçe ile meşgul olmak, güzel çiçekler yetiştirmek ister; bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır. Bahçesinde çiçek yetiştiren adam, çiçekten bir şey bekler mi? Adam yetiştiren adam da, çiçek yetiştirendeki duygularla hareket edebilmelidir. Ancak bu şekilde düşünen ve çalışan adamlardır ki, memleketlerine ve milletlerine ve bunların geleceğine faydalı olabilirler. Bir adam ki, memleketin ve milletin mutluluğunu düşünmekten daha çok kendini düşünür, o adamın değeri ikinci derecededir. Esas değeri kendine veren ve bağlı olduğu millet ve memleketi ancak kişiliği ile ayakta gören adamlar, milletlerinin mutluluğuna hizmet etmiş sayılmazlar.

Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenler, milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkânlarına eriştirirler. Kendi gidince ilerleme ve hareket durur zannetmek bir dalgınlıktır. Şimdiye kadar söz ettiğim noktalar ayrı ayrı toplumlara aittir. Fakat, bugün bütün dünya milletleri aşağı yukarı akraba olmuşlardır ve olmakla meşguldürler. Bu itibarla insan, bağlı olduğu milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin mutluluğuna ne kadar değer veriyorsa bütün dünya milletlerinin mutluluğuna hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Bütün akıllı adamlar takdir ederler ki, bu yolda çalışmakla hiçbir şey kaybedilmez. Çünkü, dünya milletlerinin mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi huzur ve mutluluğunu temine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında huzur, açıklık ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendi kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur. Onun için ben sevdiklerime şunu tavsiye ederim: Milletleri yöneten adamlar, doğal olarak evvelâ ve evvelâ kendi milletinin varlığının ve mutluluğunun yaratıcısı olmak isterler. Fakat, aynı zamanda bütün milletler için aynı şeyi istemek gerekir. Bütün dünya olayları bize bunu açıktan açığa kanıtlar. En uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir.

Dünyanın filân yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla ilgilenmeliyiz. Olay ne kadar uzak olursa olsun bu esastan şaşmamak gerekir. İşte bu düşünüş; insanları, milletleri ve hükümetleri bencillikten kurtarır. Bencillik kişisel olsun, millî olsun daima fena sayılmalıdır. O halde konuştuklarımızdan şu sonucu çıkaracağım: Doğal olarak kendimiz için bütün gereken şeyleri düşüneceğiz ve gereğini yapacağız. Fakat bundan sonra bütün dünya ile ilgileneceğiz. Kısa bir örnek: Ben askerim. Genel savaşta bir ordunun başında idim. Türkiye'de diğer ordular ve onların komutanları vardı. Ben yalnız kendi ordumla değil, öteki ordularla da meşgul oluyordum. Bir gün Erzurum Cephesi'ndeki hareketlere ait bir sorun üzerinde durduğum sırada yaverim dedi ki: "Niçin size ait olmayan sorunlarla da uğraşıyorsunuz?"

Cevap verdim:

"Ben bütün orduların durumunu iyice bilmezsem, kendi ordumu nasıl yöneteceğimi belirleyemem."

Bir devlet ve milleti yönetme durumunda bulunanların daima göz önünde tutmaları gereken sorun budur.

(SÜRECEK)

Bu makale 2892 defa okunmuştur.

10 Nisan Türk Polis Teşkilatı kutlaması
Ömür Tantekin Ömür Tantekin
Panik atakta!
Mehmet Aktoprak Mehmet Aktoprak
Geçmişi ve geleceği yaşamak
Efraim Pala Efraim Pala
Bana bir şey olmaz!
Metin Aytürk Metin Aytürk
Gerçekler rüya ile karıştı
Perihan Dirican Perihan Dirican
Duvar
Tevhide Türken Tevhide Türken
Çocuklarımız
Metin Sezgin Metin Sezgin
Her birimiz Mustafa Kemal Atatürk olmalıyız (2)
Yaşar Kılıç Yaşar Kılıç
Kaptan zeytin alınırsa ne olur?
Kaan Tuğracı Kaan Tuğracı
Yavuz Bey oğluma..!
Yavuz Başar Yavuz Başar
Aferin Milli Takım'a
Emin Küçük Emin Küçük
Kağıt fatura düzenlemede kapsam daralıyor
Volkan Biçer Volkan Biçer
Canım kasko
WhatsApp İhbar Hattı WhatsApp İhbar Hattı
Temizlik Hattı derman olamadı!
Yavuz Gerçekçi Yavuz Gerçekçi
11. yıl mutluluğu

Tüm fotoğraflar

MUDANYA Gazetesi - 02/04/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 26/03/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 19/03/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 12/03/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 05/03/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 28/02/2020

MUDANYA Gazetesi -

HAVA DURUMU

Tüm videolar

Kılıçdaroğlu Mudanya'da temel attı

Kılıçdaroğlu Mudan

MUDANYA GÜZELLEMESİ - İki Elin Sesiyle Mudanya Şarkıları

MUDANYA GÜZELLEMES

BUDO'da bomba ihbarı asılsız çıktı

BUDO'da bomba

CHP’lilerden Büyükşehir’e sessiz protesto

CHP’lilerden Büyük

60 yıllık Mudanya İskelesi Büyükşehir'in oldu

60 yıllık Mudanya

Mudanyalı gazeteciler Bulgaristan'da

Mudanyalı gazeteci