MUDANYA Gazetesi | www.mudanyagazetesi.com
Metin Sezgin

Hoşgeldin Halaskarım! (3)

23 Nisan 2020, 10:31

Metin Sezgin


Bugün Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın 100. yıldönümünü kutluyoruz.  TBMM’nin 23 Nisan 1920 tarihindeki  açılışından 3 ay sonra, Mustafa Kemal Paşa, milletvekillerinden oluşan bir heyetle, 27 Temmuz 1920 akşamı Ankara’dan Batı Cephesine hareket ediyor. Bu seyahati esnasında 31 Temmuz 1920 günü, Afyonkarahisar Kolordu Dairesi'nde subaylara hitaben  bir konuşma yapıyor.

Daha önceki Mudanya Mektupları'nda yer verdiğim ama gönüllerinde Mustafa Kemal sevgisi olan her Türk vatandaşının O ölümsüz önderimizin 31 Temmuz 1920 tarihli  bu konuşmasını  tekrar tekrar içinde sindirerek okuması gerektiğine inandığım için, bu çok önemli tarihi konuşmayı bu haftaki Mudanya Mektubunda bir kez daha sizlerle paylaşıyorum:

 

Efendiler!

Eski silâh arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük zevk-i vicdani hissediyorum. Sizinle oturup uzun uzun hasbihal etmek isterdim. Fakat çoksunuz; müsait yer de yoktur. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle ile mülâhaza etmekle iktifa edeceğim.

Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin istiklâlini imhaya karar vermişlerdir. Milletler istiklâllerini hiç kimsenin lutf-u atıfetine medyun değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve istiklâl vermez.  Milletlerde tabiaten ve fıtraten mevcut olan bu hak milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan binaenaleyh mücadele edemeyen bir millet mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin istiklâli gasp olunur. Dünyada hayat için, insanca yaşamak için istiklâl lâzımdır. İstiklâl sahibi olmak için haiz-i kuvvet olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icabeder. Kuvvet ordudur. Ordunun menba-ı hayatı ve saadeti, istiklâli takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan iman-ı vicdanîsidir.

İngilizler, milletimizi istiklâlden mahrum etmek için pek tabiî olarak evvelâ onu ordudan mahrum etmek çarelerine tevessül ettiler. Mütareke şeraitinin tatbikatı ile silâhlarımızı, cephanelerimizi, bilcümle vesait-i müdafaamızı elimizden almağa çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve zabitlerimize tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini ifnaya (yok etmeye)gayret ettiler. Ordumuzu kamilen lağvederek milleti muhafaza-i istiklâli için muhtaç olduğu nokta-i istinattan mahrum etmeğe teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü hukuk ve mukaddesatına taarruzla milleti zillete, inkıyada alıştırmak plânını takip ettiler ve ediyorlar.

Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci hedef-i taarruzu oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka zabitini mahvetmek, zelil etmek lâzımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta mevani ve müşkülât kalmaz.

Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre zabitan heyetimize teveccüh eden vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.

Milletimiz hür ve müstakil yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna azm-i katî ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada şayan-ı teessür seciyesizliklerin meşhut olması hiçbir vakit milletimizin kanaat-ı umumiyesine, iman-ı hakikiyesine sekte-i îrâs etmemiştir ve edemeyecektir.

Binaenaleyh kuvvetin, ordunun vücudu için lâzım olduğunu söylediğim menba -ki milletin iman-ı vicdanîsidir- mevcuttur. Ordu ise arkadaşlar ancak zabitan heyeti sayesinde vücutpezir olur. Malûm bir hakikat-i askeriye hakikat-i felsefiyedir ordunun ruhu zabitandadır. O halde zabitanımız düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir ve ihya edecek ve ordu ve milletimizin istiklâlini muhafaza edecektir.

Millet, istiklâlinin mahfuziyetinden ibaret olan gaye-i hayatiyesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden zabitandan bekler, işte zabitanın âli olan vazifesi budur.

Allah göstermesin milletin istiklâli ihlâl edilirse bunun vebali zabitana ait olacaktır. Zabitan izah ettiğim âli, mukaddes ve umum nokta-i nazardan uhtelerine terettüp eden vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle giriştiğimiz istiklâl mücahedesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Hayat-ı şahsiye ve hususiyeleri itibariyle de zabitler fedakâran sınıflarının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürürler. Onları tezlil ve tahkir ederler. Hayatında bir an olsa bile zabitlik etmiş, zabitlik izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü istihkar etmiş bir insan hayatta iken düşmanın tasmim ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır: şerefini masun bulundurmak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği o şerefi payimal etmektir.

Binaenaleyh zabit için ya istiklâl, ya ölüm vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, istiklâlimizi muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima müstakil görmekle bahtiyar olacağız!

 

Evet arkadaşlar, tüm dünya uluslarını kırıp geçiren ve ben şahsen emperyalist  bir saldırı bir biyolojik savaş olduğuna inandığım ancak perdeleme yapılarak bir salgın hastalık olarak tüm dünyaya sunulmak istenen ama zaman ilerledikçe ve inanılmaz bulaş özelliğiyle denetim altına alınamayacağını ve bu ölümcül silahın dönüp kendilerini vurabileceğini öngöremedikleri için tüm insanlık için büyük tehdit oluşturmaya başlayan bu virüs saldırısı karşısında Türk Milleti olarak  direneceğiz. Gerekli tüm tedbirlerimizi alacağız, ayakta kalarak  ölmeyeceğiz. Türk Milleti’nin ve tüm mazlum ulusların Halaskarı olan Mustafa Kemal ilke ve devrimlerine sıkı sıkı sarılacağız. İstiklalimizi muhafaza ederek yaşayacağız.

Evet bazılarının öldürdüklerini sandığı dünyanın en büyük devrimcisi Mustafa Kemal yaşıyor. Değerli ozan İlhan Demiraslan bu ölümsüzlüğü güzel Türkçemizde dizelerinde bakın nasıl anlatmış:

"Atatürk dedim iptida / Önümü ilikledim.
Nas
ıl söylerim öldüğünü /Atatürk'üm karşımda, / Yatmış uyumuş karlar üstüne /Kalpağı başında.
Nas
ıl söylerim öldüğünü / Çenesine uzanmış eli /Atatürk'üm çıkar Kocatepe'ye  /Dalgın, düşünceli.
Nas
ıl söylerim öldüğünü / Elinde beyaz tebeşir / Geçmiş tahta başına / Atatürk'üm ders verir.
Nas
ıl söylerim öldüğünü / Başında yeni şapkası / Yola çıkmış yürümüş / Kalabalık arkasında
Nas
ıl söylerim öldüğünü nasıl  / Bir ışık vurmuş yüzüne / Atatürk'üm bakıyor besbelli /
Çekidüzen verelim üstümüze."  

 

Çok  sevdiğim Cumhuriyet yazarı rahmetli Oktay Akbal, arkasında bıraktığı onlarca kitabının birinin ismini daha önceki Mudanya Mektupları'ndada belirttiğim gibi bir tanesini "Atatürk bir gün gelecek" adını koymuştu.  Nasıl gelecekteki Atatürk, Atatürk’ü Türk Milleti 10 Kasım 1938'de sonsuzluğa uğurlamıştı. O elbette ki, bir gün fiziki varlığı ile gelmeyecekti. O, kurmuş olduğu adalete, hukuka, kuvvetler ayrılığı esasına dayalı laik Cumhuriyetimizin temel ilkeleriyle bir gün gelecekti.

Özetlersek; eşsiz vatan sevgisi, Türklük bilinci, akla ve bilime dayalı, çağdaş eğitim sistemiyle, ulusal gelirin hakça paylaşıldığı üretim ekonomisine dayalı halkçılık ilkesiyle ve daima bir gün gerçekleştirmek istediği demokratik parlamenter sistemle bir gün yeniden gelecekti.. O, emperyalizme karşı Türk Milletinin ve dünyanın tüm mazlum uluslarının kalkan olacak "YURTTA BARIŞ VE DÜNYADA BARIŞ" ilkesiyle bir gün yeniden gelecekti. 

İşte bu gün o çok sevdiğim Cumhuriyet yazarının yıllarca önce ileri sürdüğü, sarsılmaz inancı gerçekleşmiş, Atatürk bugün çağdaş ve evrensel düşünce ve ilkeleriyle yeniden aramıza ve dünyanın tüm mazlum uluslarına o çağdaş ilke ve düşünceleriyle yol gösterici olarak yeniden gelmiştir. 

Bende o ölümsüz Oktay Akbal'dan  ilham alarak diyorum ki, Atatürk bir gün mutlaka gelecekti. İşte geldi! Hoş geldin Halaskarım!

Ulusal Egemenlik Bayramımızın 100. Yılının  tüm hemşehrilerime ve bütün Türk milletine kutlu olsun. Laik Türk Cumhuriyetimizin ilelebet payidar ve Türk milletinin ilelebet mesut ve bahtiyar olmasını yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

Bu makale 3127 defa okunmuştur.

Efraim Pala Efraim Pala
Eski Bursa Asfaltı ıslah edilmeli!
Metin Aytürk Metin Aytürk
Pazvant, Ases ve Bekçi
Perihan Dirican Perihan Dirican
Beterin beteri var
Mehmet Aktoprak Mehmet Aktoprak
Zehir solumak istemiyoruz!
Tevhide Türken Tevhide Türken
Görmediğim şeye inanmam
Yavuz Gerçekçi Yavuz Gerçekçi
Başı H, sonu T!
Ömür Tantekin Ömür Tantekin
Fitneye susmak fitnedir
WhatsApp İhbar Hattı WhatsApp İhbar Hattı
Mudanya Müzeler Kenti olmalıdır
Metin Sezgin Metin Sezgin
Hoşgeldin Halaskarım! (3)
Yaşar Kılıç Yaşar Kılıç
Kaptan zeytin alınırsa ne olur?
Kaan Tuğracı Kaan Tuğracı
Yavuz Bey oğluma..!
Yavuz Başar Yavuz Başar
Aferin Milli Takım'a
Emin Küçük Emin Küçük
Kağıt fatura düzenlemede kapsam daralıyor
Volkan Biçer Volkan Biçer
Canım kasko

Tüm fotoğraflar

MUDANYA Gazetesi - 21/05/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 14/05/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 07/05/2020

MUDANYA Gazetesi -

MUDANYA Gazetesi - 30/04/2020

MUDANYA Gazetesi -

İMSAKİYE 2020

İMSAKİYE 2020

MUDANYA Gazetesi - 23/04/2020

MUDANYA Gazetesi -

HAVA DURUMU

Tüm videolar

Kılıçdaroğlu Mudanya'da temel attı

Kılıçdaroğlu Mudan

MUDANYA GÜZELLEMESİ - İki Elin Sesiyle Mudanya Şarkıları

MUDANYA GÜZELLEMES

BUDO'da bomba ihbarı asılsız çıktı

BUDO'da bomba

CHP’lilerden Büyükşehir’e sessiz protesto

CHP’lilerden Büyük

60 yıllık Mudanya İskelesi Büyükşehir'in oldu

60 yıllık Mudanya

Mudanyalı gazeteciler Bulgaristan'da

Mudanyalı gazeteci