30 Ekim 1918 yılında imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması ile Türkiye toprakları emperyalist ülkeler tarafından paylaşılmaya başlandı.
Doğuda Ermenileri yanlarına alan Ruslar, Doğu Anadolu’nun içlerine kadar ilerlediler. Bu kadim Türk Milletine katliamlar yaptılar.
Arabistan, Irak ve Suriye içlerinde topraklarımızın büyük bir bölümünü ele geçiren İngilizler Araplarla birlikte halkımıza katliamlar yapıyorlardı.
Yetmedi, Karadeniz kıyılarında da şehirlerimizin yönetimini ele geçiren İngilizler ülkemizin kuşatılmasına da öncülük ediyorlardı.
Güneydoğu ve Akdeniz Bölgesinde ise Fransız ve İtalyanlar şehirlerimizi işgal etmeye devam ediyor, Türk Milletine esareti yaşatmaya çalışıyorlardı.
Başta İngiltere olmak üzere emperyalist ülkelerin kışkırtması ve desteği ile Yunanlılar 15 Mayıs 1919’da İzmir’e girerek Batı Anadolu’dan ülkemizi işgal etmeye başladılar.
Ülkenin içerisinde Rum, Ermeni ve kanı bozulmuş hain kişilerde bu emperyalist işgalci devletlere hizmet etmeye başlamışlar, ülkem birkaç yıl içerisinde yangın yerine dönmüştü.
Batı Anadolu’dan ülkemize giren Yunan kuvvetlerini Sakarya’da 22 gün ve 22 gece süren kanlı çarpışmalardan sonra durduran Türk Ordusu; Yunan ordusunu yurdumuzdan tamamen söküp atmak için Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa komutanlığında son darbeyi vuracağı taarruzun koşullarını sağlamaya çalışıyordu.
Ancak yeterli asker, silah ve cephane hazırlıkları tamamlanmadan böyle bir harekâta girmek istemiyordu Mustafa Kemal Paşa.
Bu çalışmaları da karşı tarafın casuslarına karşı çok gizli bir şekilde sürdürüyordu.
Asıl amaç; yok edici bir meydan savaşı yapmak, düşmanı çabuk ve kesin bir sonuç alacak şekilde Anadolu’dan söküp atmaktı.
Batı Anadolu’yu Türk ordusuna karşı savunmayı planlayan işgalci Yunan ordusu ise; Gemlik Körfezi’nden Bilecik, Eskişehir ve Afyon doğusu ile Menderes Nehri’ni takiben Ege Denizi’ne dayanan savunma hattını bir yıla yakın bir süre de destekleyerek kuvvetlendirmeye çalışmıştır.
26 Ağustos 1922 sabahı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepe’deki yerlerini alarak taarruz emrini vermişlerdir.
Büyük Taarruz burada başlamış, topçuların sabah saat 04.30’da taciz ateşi ile başlayan harekât, saat 05.00’te önemli noktalara yoğun topçu ateşi ile devam etmiştir.
27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken Türk ordusu bütün cephelerde yeniden taarruza geçmiş, bu taarruzlar çoğunlukla süngü hücumlarıyla ve insanüstü çabalarla gerçekleştirilmiştir.
28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri başarılı geçen taarruz harekâtı, düşmanın 5’inci Tümeninin çevrilmesi ile sonuçlanmıştır. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı çarpışmaya zorlayarak tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar almışlar ve karar süratli ve düzenli bir şekilde uygulanmıştır.
30 Ağustos 1922 günü Başkomutan Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ateş hatları arasında bizzat Zafertepe’den idare ettiği savaşta Yunan ordusunun yarısı imha veya esir edilmiş, kalan bölümü ise üç grup halinde İzmir, Dikili ve Mudanya’ya çekilmişlerdir.
Bu durum karşısında Çalköy’de yıkık bir evin avlusu içinde Gazi Mustafa Kemal Paşa, Yunan ordusunu takip etmesi için Türk ordusuna o tarihî “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini vermiştir.
Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan, “26 Ağustos 1071’de başlayan Malazgirt Savaşı’nda” Bizans ordusunu yenerek Anadolu’nun kapılarını Türklere açmıştı.
Dokuz asır sonra bir başka “26 Ağustos günü başlayan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde” Yunan ordusunu bozguna uğratan Başkomutan Gazi Mustafa Kemal, Anadolu’nun sonsuza dek Türk yurdu olarak kalacağını tüm dünyaya göstermiştir.
30 Ağustos Zaferi ile vatan toprakları işgalden kurtarılmış, bayrağımız özgürce dalgalanacağı gönderdeki yerine yeniden çekilmiş ve “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ilk adımları atılmıştır.”
Yüce milletimiz, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk komutasında gösterdiği kahramanlıklarla bu büyük zaferi kazanmış ve bize güzel vatanımızı emanet etmiştir.
Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ilk ateşini Samsun’dan yakan ve tüm ülkeye bu mücadeleyi yayan Mustafa Kemal olmasaydı neler olurdu?
Uğruna 1071 yılından itibaren, milyonlarca şehit verdiğimiz bir vatan toprağımız olmazdı.
Üzerinde dalgalanan al bayrağımız olmazdı.
Camilerimizde ezan sesini yerine kilise çanlarını duyar, ibadet özgürlüğünü yaşayamazdık.
İngilizlerin, Yunanların, İtalyan, Fransız, Rus ve Ermenilerin boyunduruğu altında esaret içinde yaşardık. Kendi ülkemizde mülteci, sığınmacı durumunda olurduk.
Çinliler tarafından özgürlüğü elinden alınmış, yaşam hakkı tanınmayan, zulüm gören Doğu Türkistan’daki Uygur Türk’ü kardeşlerimizin durumuna düşmüş olurduk.
Günümüzde bazı kimseler tarafından Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yüce Türk Milleti adına yapmış olduğu mücadele eleştirilmeye çalışılıyor.
Ama beyhude uğraş bunlar… Bu sevgi bitmez, azalmaz!
Çünkü “Mustafa Kemal ATATÜRK” sevgisi damarlarımızdaki akan kanda mevcuttur.
30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104. Yıl dönümünde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere milletimize bu eşsiz zaferin gururunu yaşatan vatanımız, bağımsızlığımız, milli birlik ve bütünlüğümüz uğrunda canlarını feda eden aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.
