Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Cumhuriyetimiz 100 yaşında, kutlu olsun!

1789 yılında Fransız İhtilali sonrasında öncelikle Fransa’da başta olmak üzere,

1789 yılında Fransız İhtilali sonrasında öncelikle Fransa’da başta olmak üzere, insan hakları, eşit vatandaşlık, bireysel özgürlükler ve Anayasal düzen gibi konular yaygın olarak benimsenmeye başlandı.

Osmanlı’da da Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı ve Kanuni-Esasi ile bu fikirler etkilerini arttırmaya başladı.

Düşünce özgürlüğü, halkın hâkimiyeti, milli egemenlik, hürriyet, istiklal ve Cumhuriyet kavramları ilk defa dilimize aydınların edebiyatı yolu ile girmeye başladı.

2. Mahmut ve 3. Selim dönemlerinde; Avrupai yenilik hareketi olarak görülen ve halkımız tarafından gavurlaşmaya yönelik fikirler içerdiği düşüncesi ile pek kabul görmemiş, ne yazık ki.

Genç Osmanlı hareketinin güçlü savunucusu olan Namık Kemal bile bulunduğumuz yüzyılda en beğenilen yönetim şeklinin ‘Cumhuriyet yönetimi’ olduğunu ifade etmiş.

Ancak hilafet, hanedan ve saltanat üçgeninde özgürlük ve eşitlik kavramlarının hayat bulamayacağını ifade etmiştir.

Yüzyıllarca bu üçgen içerisinde yaşayan Türk halkının bu tabuları kırması hiç de kolay değildi.

20. yüzyılın başlarına geldiğimizde Balkanlardan Kafkasya’ya, Ortadoğu’dan Kuzey Afrika ülkelerinde birçok cephede yenilerek geriye çekilen ve 1. Dünya Savaşı’ndan da yenilgi ile çıkan Osmanlı Devleti’nde halk perişan, fakir ve çaresizlik içindedir.

Mondros Ateşkes Anlaşması sonrasında batılı emperyalist ülkelerin Osmanlı’yı son bir hamle ile parçalama gayretini, milli mücadeleyi 19 Mayıs 1919 yılında Samsun’a ayak basarak başlatan Mustafa Kemal Paşa durdurdu.

O gün Samsun’da, 4 yıl sürecek olan milli mücadelenin kıvılcımını attı Mustafa Kemal Paşa… Bir yandan milli mücadele yapılırken, bir yandan da ilerisini yani geleceği düşünüyordu. 

“Hürriyet ve istiklal benim kaderimdir” diyen Mustafa Kemal’de, Genç Osmanlı aydınlarının fikirlerini yıllarca savunmuş ve bu düşüncelerini hayata geçireceği günün geleceğini biliyordu.

Milli iradeye dayalı, kayıtsız ve şartsız bağımsız bir Türk devleti kurma hayali kafasında yıllardır, vardı.

Milli mücadele içerisinde dahi savaştan sonra kurulacak olan bağımsız Türk milletinin yönetim şekli üzerinde çalışıyordu.

Mustafa Kemal, kurulacak olan bu devletin yönetim şeklinin ise mutlaka “Cumhuriyet” olması gerektiğinin alt yapısını oluşturuyordu.

Kurtuluş Savaşı yıllarında yokluklar içerisindeki mücadeleyi bir orkestra şefi gibi idare etti. En büyük mücadele, vatanını milletini maddi çıkarları için satan hainlere ve işgalci devletlere karşı verdi.

Paşanın bu mücadele de en büyük destekçisi şanlı Türk Milleti idi. Çünkü o kutlu millet, evlatlarının başına kına çalarak, elindekini avucundakini aç kalarak milli mücadele için vermiş. Kadın, çocuk, yaşlı her bir birey dişi ile tırnakları ile mücadele etmiş, canını ortaya koymuştu.

Avrupa’nın hasta adam dedikleri Türk Milleti, böylelikle küllerinden doğdu. Türk halkı kendi iradesini; esarete başkaldırarak ve özgürlüğü için savaşarak ispat etmişti.

Düşmanın 9 Eylül 1922 günü İzmir’den denize dökülmesinden sonra mücadelenin ikinci safhası başlayacaktı.

Sırada çağdaşlaşma vardı… İnkılaplar, devrimler ve birçok yenilikler vardı. Halkın kendi geleceğini ve kendi liderini seçme sırası da gelmişti.

Böylelikle, parlamenter sisteme geçildi. TBMM’de Anayasa 20 Ocak 1921 tarihinde oybirliği ile kabul edildi. Birçok önemli devrimler peşi sıra hayata geçirildi.

İşte bunlardan en önemlisi ise 28 Ekim 1923 akşamı, Mustafa Kemal’in Çankaya’da iken; “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” demesi oldu.

Evet 29 Ekim 1923’te bir zamanlar bu coğrafyada uygulanması mümkün olamayacak yönetim şeklinin, TBMM’si Genel Kurulu’nda kabul edilerek “CUMHURİYET” olduğu oy birliği ile kabul edilerek resmen ilan edildi.

Cumhuriyetimizin çok zor şartlarda kurulduğunu bilelim. Ödediğimiz bedelleri unutmayalım.

Farklı siyasi görüşlerimiz, farklı inançlarımız, farklı etnik kökenlerimiz olsa da, bu güzel ülke ve bu güzel Cumhuriyet hepimizindir.

Bazı kişilerin Cumhuriyet’imize çamur atmalarına bakmayın.

Bugün, Türk dilini konuşarak birbirimizi anlayabiliyorsak, lügatimizi, alfabemizi okuyabiliyorsak, düşüncelerimizi özgürce ifade edebiliyorsak, Cumhuriyetimizin bize kazandırdığı değerler sayesinde olduğunu bilmeliyiz.

“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır” diyen Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün bizlere emanetidir “CUMHURİYET“.

Türkiye Cumhuriyeti için hiç düşünmeden canını veren, bu uğurda kanını bu kutlu topraklara döken atalarımıza, çok şeyler borçluyuz.

Bu bilinç ile Cumhuriyeti bizlere armağan eden, başta Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarını özlemle, şükranla ve minnetle anıyorum.

Türk Ulusumuzun, “29 Ekim Cumhuriyet Bayramının 100. Yılını” saygı ve şerefle kutluyorum.

Ne Mutlu, Türküm Diyene!

Yüz Ağdası