Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Kadınlarımız öldükleriyle kalmasınlar!

Geçtiğimiz günlerde MHRS üzerinden Mudanya 1 Nolu Aile Sağlık Merkezi’ndeki

Geçtiğimiz günlerde MHRS üzerinden Mudanya 1 Nolu Aile Sağlık Merkezi’ndeki aile hekimimden almış olduğum randevuma biraz erken gittim.

Salonda oturmuş, elektronik tabloda 10 dakika ara ile hastalara verilen randevu süresinden sonra sıranın bana gelmesini bekliyordum.

İlaç yazdıran bazı hastalar yaklaşık 5 dakikada muayeneden çıkıyordu. Bazı hastaların da muayene süresi 10 dakika ve daha fazla sürebiliyordu.

Muayene sırası 5 dakikayı geçen hastaların ardından ayakta duran ve muayene sırası almış olduğunu düşündüğün şahıs, doktor aleyhinde sürekli ileri geri konuşuyordu.

Bu kadar uzun süreli muayene mi olur? İşimiz gücümüz var. Birçok hasta birikti vs. söylemlerini peşi sıra vır vır konuşuyordu.

Konuşurken etrafına da negatif enerji veriyor olduğunu diğer hastaların yüz mimiklerinden anlayabiliyordum.

Sıra bana geldiğinde, muayene için aile hekimimin odasına girdim. Sağlık sorunumu aile hekimine anlatmam, doktorumun bana sormuş olduğu sorulara cevap vermem, tansiyonumu ölçmesi, steteskop ile kalp atışlarımı dinlemesi ve ilaçlarımı yazması doğal olarak 10 dakikayı geçti.

Dışarıdaki salonda öfkeli, agresif tavırlı olan kişinin kafese kapatılmış aslan gibi dışarıda kudurduğunu tahmin edebilirsiniz. Bende muayene sırasında aklıma gelmedi değil hani.

Aslında; DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ve Türk Tabipler Birliği’ne göre bir hastanın en az 20 dakikada muayene edilebileceğini belirtmesine rağmen, ülkemizde bazı dönemlerde bu süre 5 dakikaya indirilmiş. Şu anda ise 10 dakikada muayene edilmeye çalışılıyor olması bir hastanın muayenesi için yeterli olmadığı bir gerçek.

Sosyal hayatın içerisinde her çeşit karakterdeki insanla karşılaşan doktor, hemşire ve diğer sağlık personelleri, hastaların sözlü ve fiziksel saldırılarına maruz kalabiliyorlar.

Televizyonu açtığımızda hastaların veya hasta yakınlarının doktorların ve diğer personellerin davranışlarından rahatsız olmalarından, verilen ilaçları ya da tedavileri beğenmediğinden, sağlık personeline şiddet gösterip, darp ettiğini görebiliyoruz.

Hayatımız içinde, şiddete başka kişiler de maruz kalıyor.

Okuldaki öğrenciler ve öğretmenler kızgın velilerin şiddetine, maruz kalabiliyorlar. Ya da öğrenciler birbirlerine şiddet ve baskı uygulayabiliyor.

Çocuğuna yapılan muameleyi beğenmeyen bazı velilerin zaman zaman okulu basarak ders halindeki öğretmeni darp ederek hastanelik ettiğini de duyabiliyoruz.

Yetmiyor, öfke ve şiddeti sevenlerin olayları. Kişilerin öfkesi belli bir aşamadan sonra öldürmeyle sonuçlanan olaylara kadar gelebiliyor.

2023 yılında, evli erkeklerin ya da boşanma aşamasındaki erkeklerin,cinayeti ile sonlanan kadınlarımızın ölüm oranı yüzde 40.63’dür. Toplamda 315 kadınımızın hayatını kaybetmiş olması şiddet ve öfkenin sınırını aştığının delilidir.

Öldürülen kadınların yüzde 65.7’si dört duvar içerisinde gerçekleştirilmekte.

Ülkemizde o kadar çok ki öldürülen kadınlar, geçtiğimiz yıl cinayete kurban giden kadınların 248’inin faili dahi bulunamamış.

Sadece eşleri tarafından öldürülmüyor bu kadınlar. Babası, kardeşi, çocuğu diğer akrabası ve eski eşi tarafından cinayete kurban edilmektedir.

Aile içinde şiddete maruz kalan anne, kız, eşler; yukarıda adı geçen yakınları tarafından canice katlettikten, sonra da gözü dönen bu kişilerden bazılarının kendilerini de öldürebildiğini görebiliyoruz.

Bu zamana kadar baskılanan bu dürtünün altında katı gelenekler, aile baskısı, kişisel bozukluklar, kişisel travma, olumsuz ekonomik şartlar vs nedenleri yatmaktadır.

Bu nedenlerden dolayı da öfkesine sahip olamayan, öfkesini kontrol edemeyen bir topluluk haline geldik.

Bu psikolojik oluşumların cezasını fiziksel olarak daha zayıf olan kız çocukları ve kadınlar çekmektedir.

Utanç duyduğumuz, bu ölümleri azaltmak ve mümkünse yok etmek İstanbul Sözleşmesi ile gerçekleşebilir.

Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve 45 ülkenin imza attığı kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin standart ve yükümlülükleri içeren bu sözleşmeyi Türkiye’nin kabul etmesi ve ciddi bir şekilde uyguluyor olması kızlarımızı ve kadınlarımızı bu şiddetten koruyabilir, ölümlerden kurtarabilir.

Türkiye Cumhuriyeti Medeni Kanunu’nda kadınlarımız da, kızlarımız da erkeklerle eşit haklara sahiptirler.

Sağlık personellerimizin, öğretmenlerimizin ve kadınlarımızın ölümlerine varan şiddeti uygulayanlara karşı yaptırım uygulayarak durduralım ki!

Kadınlarımız öldükleriyle kalmasınlar.

Yüz Ağdası