Gün geçmiyor ki, ülkemizden ve dünyadan küresel iklim değişikliği sebebi ile ilgili bir felaket haberi almayalım.
Daha birkaç hafta önce, Yunanistan’ın Rodos Adası, Gümülcine ve ülkemizde Çanakkale’de yaşanan yangınlar öncekilerde olduğu gibi bizlere ibret olamadı.
Yaz aylarının en sıcak günlerini yaşadığımız Ağustos ayı sıcaklarına nedense, bu yıl Eyyam-ı Bahur sıcakları denilmektedir.
Arap kültüründen dilimize yerleştirilmeye çalışılan, Afrika sıcakları da denilebilen çöl sıcaklarına, ülkemizde genelde Ağustos ayının ilk haftasında görülmesine alıştık. Ancak bu sıcaklıklar Ağustos ayının son günlerine geldiğimiz bu günlerde bile, ülkemizde hâlâ etkisini sürdürüyor.
Yani önceki yıllarda çok sık karşılaşmadığımız 40 ve 42 dereceleri, bu yıl ve bundan sonraki yıllarda daha sık yaşayacağız mutlaka. Gidişat o yönde maalesef!
Sadece sıcaklıklar değil tabi, son birkaç yıldır ülkemizin herhangi bir noktasında ve tam bir yıl önce Mudanya’mızda yağan ani yağışlar sonrasında yaşadığımız sel felaketlerini de unutmamak gerekiyor.
Kuraklıktan ve diğer insani şartlardan kaynaklanan orman yangınları da, mevsim ortalamasının 4 ile 10 derece üzerindeki aşırı sıcaklık ve aşırı rüzgâr etkisi ile felaketlere dönüşebiliyor.
Öncelikle sahile yakın olan kent ve kasabalarımızda yaşadığımız fırtına ve hortum felaketleri de yakamızı bırakmıyor artık.
Tarımsal alanları ve çiftçimizi daha çok etkileyen don ve dolu doğa felaketlerini de yine son yıllarda çok ve aşırı yaşamaya başladık.
İşte bu yaşadığımız doğa olayları küresel iklimin değişikliğinden kaynaklanmaktadır.
2011 ile 2020 yılları arasında 1,1 derece ısınan dünya ikliminin değişmesinde en önemli faktörü dünyanın kaderini elinde tutan birkaç ülke vardır.
Bu ülkelerin başında ise iklim değişikliğine tek başına yüzde 25 etkisi ile en çok katkı sağlayan ABD’dir. Dünyanın iklim değişikliğini etkileyen ülkeler sıralamasında yüzde 17 ile ikinci sırada ise Çin gelmektedir. Türkiye’nin ise küresel iklime etkisi yüzde 1 olarak ölçülmüştür.
Yani dünyanın küresel ikliminin değişiminin yaklaşık olarak yarısının sorumlusu olan ABD ve Çin devleti,dünyanın sonunu mu getirecek, acaba?
Türkiye’ de yaşayan yurttaş olarak, yüzde 1 bile olsa küresel iklim değişikliğine sebep olduğumuz için gelecek adına endişe duyuyorum.
Türkiye’de, ormanlık alanlarımız başta yangın sebebi ile ve maden arama bahanesi ile yerli ve yabancı şirketlere verilerek talan edilmesine müsaade ediliyor.
En son Muğla’nın Akbelen Köyü ormanlarının kişisel olarak kazanç sağlamak amacı ile iktidara yakın olan zati muhteremlere ihale edilerek ormanlık alanların katliamına destek veriliyor.
Benim gibi küresel iklim değişikliği sonuçlarından endişe duyan yurttaşlarımızın göstermiş oldukları tepkiyi, Gezi Parkı olaylarına benzeştiren sorumluluk sahibi siyasetçilerin söylemlerine şaşıyorum.
Derelerimiz, çaylarımız, nehirlerimiz, göllerimiz kurudu! İklimimiz değişti! Maalesef bizleri yöneten insanlardaki zihniyet değişmedi!
Türkiye haritası üzerinde parmakla işaret ettiğimiz göl ve akarsularımız ve sulak tabiat alanlarımız kurudu gitti. Çöl oldu. Yerinde yeller esiyor!

Daha ne kadar buzullarımız eriyecek, daha ne kadar ormanlarımız yanacak, daha ne kadar ağaçlarımızı keseceksiniz, daha ne kadar nehirlerimiz, akarsularımızın kurumasına izin vereceksiniz, daha ne kadar küresel iklim değişikliğine göz yumacaksınız?
Bir ağacın gölgesinin önemini bu yaz aylarında anlamadıysanız ne zaman anlayacaksınız? Soruyorum size?
Bence geleceğin felaketi küresel iklim değişikliğidir. Tüm dünya ülkeleri ve Türkiye’nin Paris Sözleşmelerini acil olarak ciddi bir şekilde uygulamaya başlamalılar.
Bu çok uzun soluklu bir önlem paketi olacak. Koronavirüs tehlikesi altında tüm ülkeler nasıl ortak hareket ettiler ise, acil olarak iklim değişikliğine ‘dur’ diyecek önlemleri de almalılar.
Bu aşamada, ekonomik çevrelerin zarar görmemesi için ciddi önlemler almayan başta ABD ve Çin devlet ve şirketlerinin menfaatlerine, diğer dünya ülkeleri mutlaka ‘dur’ deme cesaretini göstermeliler!
Ülkemizde termik santrallerin doğayı kirletmesine Trakya’da Ergene, Bursa’da Nilüfer vs. nehirlerinin, sanayinin kirletmesine dur denilmeli.
Bunun için, öncelikle şekil olarak 3 Bakanlığın birleştirilerek, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından, İklim değişikliği Bakanlığı ayrıştırılarak kurtarılmalı. Sığıntı olarak değil de, tek başına bir Bakanlık olarak faaliyetini sürdürmelidir, mutlaka.
Geleceğimiz için bir şey yapmazsak, atalarımızın bizlere bıraktığı o güzelim dünyayı, o güzelim Türkiye’yi, o güzelim Mudanya’yı bizler çocuklarımıza, torunlarımıza bırakamayacağız. Ne yazık!
