Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
--
--
--
--

Söz konusu vatansa… (1)4720 defa okundu

kategorisinde, 24 Nis 2026 - 11:41 yayınlandı.
Söz konusu vatansa… (1)

Geçtiğimiz günlerde Mudanya sahilde yürüyüş yaparken, 1981 yılında Mudanya Lisesi’nde öğretmenim olan Erdoğan Bozdemir ile karşılaştım.

Daha önce de karşılaştığımda bir kitap yazmakta olduğunu bana anlatmıştı. “Efraim kitabı yazdım ve tamamladım. Sana bir tane hediye etmek istiyorum’’ dedi.

Kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleri ile Türkiye Cumhuriyetimizin ilk yıllarında Erdoğan Bozdemir’in ve Tamer Başaran’ın dedelerinin ve büyük dedelerinin yaşamış oldukları yaşantıyı ve kahramanlıkları içermektedir.

Erdoğan Bozdemir ve Tamer Başaran’ın kaleminden alıntılar ile hayat hikâyesine başlayayım.

Gani Fettah (1838-1908) ailenin büyük dedesi.

Selanik Vilayetine bağlı Strumica (Usturumca) kasabasına bağlı Svidovitsa köyünde asırlardır yaşayan bir Türk aileydi.

Gani Fettah’ın oğlu Ferhat Gani’nin 1 kız, 3 erkek, 1889 doğumlu Leyla, 1891 doğumlu Süleyman, 1899 doğumlu Hüseyin ve 1903 doğumlu Hasan olmak üzere 4 çocukları vardı.

En büyük oğlu Süleyman 17-18 yaşlarında askere alınma endişesi ile aynı köyden Nazlı isimli bir kızla evlendirilmiş. Savaş yıllarında gençler, askerden geri dönme çok ender yaşandığı için zürriyeti devam etsin diye erken yaşlarda evlendirilirmiş.

1908 yılında Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi ile Bölgeyi Türklerden arındırma politikası güdülmeye başlanmış.

Bir gece, Svidovitsa köyünde Bulgar çeteler yatsı namazı sırasında köye baskın yapmışlar. Camiide namaz kılan 35-40 kişilik grubu dışarıya çıkarmışlar. Cami duvarının önüne dizdikleri grubun içinde Fettah Gani dedemizde varmış.

Çetenin elemanlarından biri, yapmış olduğu bir iyilikten dolayı dedemizi o grubun dışına çıkarıyor, sonrasında karşılarına dizdikleri Türklerin tamamını kurşuna dizerek öldürmüşler.

Sırp ve Bulgar çetelerin Svidovitsa ve çevre köylere bahanelerle baskın yapması ve bu olaydan çok etkilenen köy halkı, Anadolu’ya göç etme kararı almışlar.

Ferhat Gani ise amcası ile Selanik Limanından Anadolu’ya gemi ile gitmeye karar veriyorlar.

Bir takım eşya ve malları satsalarda ahır ve evleri satmak pek mümkün olmuyor. Geri kalan malları terk ederek 1908 yılın soğuk bir Aralık günü Selanik’e gitmek üzere yollara düşerek tehlikelerle dolu bir yolculuğa başlıyorlar.

100’ün üzerinde ailenin göç yolunda, Bulgar ve Sıp çeteler sürekli tacizde bulunuyorlar. Göç edenlerin paralarını istiyor, genç kızlara tacizlerde bulunuyor, çıkan çatışlarda birkaç kişi ölüyormuş.

Süleymanın babası Fettah Gani’ye böyle bir olayda Bulgar çeteci silahını çekmiş. Bu duruma fazla dayanamayan Süleyman belindeki 38 kalibrelik silahı ile adamı alnından vurarak öldürüyor.

Yol boyunca çetelerin baskını sonrasında erzaklarına el konulması ile de açlık çekiliyor. Nihayet, Aralığın son günlerinde Selanik’e varılıyor.

Hayatlarında ilk kez gördükleri bu şehrin büyüklüğü ve deniz birçok kişide heyecan yaratıyor.

Uzun süre gemi bekleme sırasında soğuktan yaşlı, hamile ve çocuklar hastalanıyor. Fettah Gani Dede de hastalanarak vefat ediyor. Selanik Limanı’nın Anadolu’ya bakan kısmında bir tepeye defnediliyor.

Artık aile büyüğü, Ferhat Gani önderliğinde 1909 yılının Şubat ayı başında bir gemiye biniyorlar. Şubat ayının sonlarında Çanakkale Boğazı’ndan giriş yapıyorlar. Gemi önce Tekirdağ’a yanaşıyor. İnenler arasında birçoğunun akrabaları var. Aileler burada dağılıyor ve bölünüyor. Zamanla da bir kısım Kırklareli’ne yerleşiyorlar.

Geminin sonraki rotası Mudanya Limanı oluyor. Mudanya Limana inerek ayakları karaya basan insanlar, bir süre iskelenin karşısındaki mezarlık bölgesine yerleştiriliyor.

Seferberlik devam ettiği için, gelen göçmenler arasında tespit edilen gençler Mudanya Askerlik Şubesi’ne çağrılıyormuş.  Çağırılan kişiler arasında Süleyman ve kardeşi Hüseyin de vardı. 18 yaşında, 1,85 m ve 110 kg kilosu ile Süleyman askere alınıyor.  Mudanya’da askere alınan Süleyman, şu anda stadyum olan boş arazide bir aya yakın askeri eğitim görüyor. Bu alanda eğitim gören askerler Mayıs 1909’da gemiye bindiriliyor. İstanbul Haydarpaşa Limanı’na gelen diğer askerlerle birlikte eğitimlere tekrar devam edeceği Selimiye Kışlası’na getiriliyorlar.

1910 yılının Temmuz ayında, Selimiye Kışlası‘nda eğitim gören askerler görev yerlerine nakil edilmeye başlandılar. Aralarında Süleyman’ın da bulunduğu 1000 kadar asker, 10 günlük yolculuktan sonra Halep’e varmışlar.

Halep’te bir süre eğitim gördükten sonra, Musul’a yaya ve atlı birliklerle yola çıkmışlar. Süleyman ve diğer askerler bu birliklerin içinde, köy ve mezralarda isyancılarla çatışarak ilerlemeye çalışıyorlardı.

Musul vilayetine gitmeye çalışan Türk askerleri Barzani aşiretinin eşkiyaları ile girmiş olduğu çatışmalarda Süleyman, top mermisi şarapneli ile ağır yaralanmış. ‘Öldü’ diye düşünülerek, gömülmek üzere çöl kumlarına bırakılmış. İnilti sesi duyulunca yaşadığı anlaşılan Süleyman, at arabası üzerinde revire götürülmüş. Yaşaması mucize olan Süleyman’ın vücudundan birçok şarapnel parçası çıkarılmıştı.

Aylarca süren tedavisi sonucunda kafatasındaki şarapnel parçaları da çıkarılmış. Bu sürede eşini, babasını ve Mudanya’yı rüyasında görüyordu. Hatta bir kızı dahi olduğunu rüyalarında görüyordu. Ve gördükleri kendisine yaşama azmi veriyordu.

21 Ocak 1916 tarihinde Süleyman dedemizin aralarında bulunduğu Osmanlı Ordusu Fırat ve Dicle nehirlerinin arasında bulunan Suwaikiya bataklığındaki savaşta Britanya Ordusu’na 2 bin 741 kayıp verdirmişler.

Bağdat yöresinde ve Kut-ül Amare Savaşları’nda üstün yararlılık gösteren Süleyman dedemiz, daha sonra gittiği Medine’de Fahrettin Paşa’dan Kut-ül Amare nişanını alacaktı.

Süleyman dedemizin olduğu birlik tedarik sağlamak amacı ile IV. Ordunun bulunduğu Hama’ya zor şartlarda gitmişler. Süleyman’ın burada yeni bir tüfek ve yeni bir atı olmuştu. Bu tedarikleri sağlandıktan sonra Şam’a bir aylık bir yolculuk sonrasında varabildiler. Bu yolculukta Süleyman dedemiz Kolera’ya yakalandı. Yüzlerce askerin Kolera’dan ölmesinin sonucunda 20 gün sonra gözlerini açtı. Bu sürede, Anadolu’dan gelen askerlerden Balkanlardan çekildiğimizi, Selanik’in ise bir kurşun dahi atılmadan teslim edildiğini duyunca kahroldu.

Çanakkale Savaşları’nda Mustafa Kemal’in Conkbayırı ve Anafartalar’da kazanmış olduğu zafer askere moral oluyordu.

-DEVAM EDECEK-

Google News Mudanya Haberleri Telegram MUDANYA Kanalı
Haber Editörü : Tüm Yazıları
YORUM YAZ