ABD Başkanı Trump, İran ile müzakerelerinde, İsmet İnönü’nün Mudanya Mütarekesi taktiğini uyguluyor…
Uzun yıllardır bozuk olan ABD ile İran’ın ilişkileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen yıl göreve başlamasından sonra sürekli kötüleşti.
ABD, İran’ın İsrail ile Haziran ayındaki karşılıklı bombardımana dahil oldu ve İran’daki nükleer tesisleri hatırlayacağınız üzere vurmuştu.
Donald Trump İran’da 2025 yılının sonlarında başlayan rejim karşıtı gösterilere destek verdi.
13 Ocak’ta ise “İranlı yurtseverler, protestoya devam edin, devlet kurumlarını ele geçirin! Yardım yolda” ifadelerini kullanmıştı.
Sonrasında Trump, ABD uçak gemisi filosunu İran yakınlarına gönderme emrini verdi.
Trump 22 Ocak’ta ise İran’ı yakından izlediklerini, bir “armadanın” İran’a doğru ilerlediğini söyledi ve “umarım bunları kullanmama gerek kalmaz” dedi.
Bu armada tek başına değil, USS Abraham Lincoln uçak gemisi 3 adet savaş gemisi saldırı grubuyla birlikte hareket ediyor.
İran ise askeri birliklerinin tetikte olduğunu, “Parmağımız tetikte” diyerek ABD’nin bir “hesap hatasına” karşı uyardı.
Trump, İran’ın protestocuları öldürmemeleri, aksi takdirde müdahale edecekleri yönünde uyarmıştı.
Buna rağmen İran’da maalesef 3500’den fazla protestocu öldürüldü.
ABD, İran’ın Nükleer çalışmalarını Atom bombası yapacağı endişesi ile kontrol altına almayı ve Nükleer çalışmaları sonlandırmasını istiyor. Bu amaçla ABD ile İran arasındaki nükleer müzakereler İsviçre’nin Cenevre şehrinde başladı.
Gerilimin tırmandığı sırada, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran arasındaki bu gerilimi sonlandırmak için çaba sarf etti. Arabuluculuk görevini üstlendi. Ve müzakerelerin İstanbul’da devam etmesi için çırpındı.
Ancak İran, Türkiye’de yapılmasından ziyade Umman’ın arabuluculuğunda bir toplantı yapılması bu süreci devam ettirdi.
Donald Trump, İran’ın nükleer programını sınırlandıracak bir anlaşma hedeflerken, Tahran üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla yine Orta Doğu’ya uçak ve savaş gemileri sevk etti.
Tahran görüşmelerin yalnızca nükleer konularla sınırlı kalması gerektiğini vurguluyor ve bir türlü anlaşma sağlanamıyor.
Hatırlayacaksınız, ABD daha önce de, Venezuela’ya düzenlediği askeri operasyon öncesi bu ülkenin açıklarına filo göndererek tehditlerine başlamıştı.
ABD ile İran arasındaki bu restleşme bana, Mudanya Mütarekesi Anlaşması sürecini hatırlatıyor.
Ne olmuştu, Mudanya’da?
Kurtuluş Savaşı’nda Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 26 Ağustos 1922’de verdiği emirle başlattığı Büyük Taarruz ve 30 Ağustos’taki ”Başkomutanlık Meydan Muharebesi” zaferle sonuçlanmasının ardından bir anlaşma yapılmasına karar verildi.
Mustafa Kemal Paşa’nın önerisi ile bu anlaşmanın Mudanya’da yapılması uygun görüldü.
Mustafa Kemal Paşa’nın görevlendirmesi ile İsmet Paşa ve heyeti Mudanya’ya önceden geldi. İngiltere, Fransa, İtalya İtilaf devletleri ile görüşmeler, 3 Ekim 1922’de şimdiki Mudanya Mütarekesi Müze evinde başlamıştır.
Görüşmeler esnasında temsilciler tartışılan konuları üstlerime sormam gerekiyor diyerek sık, sık ara veriliyor.
İsmet Paşa ise “A bu konu çok önemli, çok özel bir konu, Bunu Ankara’ya sormam gerekiyor’’ diyerek Müttefikler karşısında hamle yaparak zaman kazanmaya çalışıyordu.
General Harrington görüşmelerin bu bağlamda zor geçtiğini, İsmet Paşa’nın kendisini tuzağa düşürdüğünü, vermiş olduğumuz teklifleri red ettiğini, İngiltere’yi kendi silahları ile vurmayı çalıştığını söylüyor.
Bu amaçla; Türk kuvvetlerinin Çanakkale ve İzmit tarafsız bölgelerinde ilerlemeleri ve saldırmaları General Harington’u oldukça rahatsız ediyordu.
Odanın bir başında General Harington, diğer başında İsmet Paşa aşağı yukarı yürüyüp duruyorlar, böylelikle bir birlerine hamle yapıyorlardı.
İsmet Paşa direndikçe, istekleri kabul etmeyince, General Harigton “İngilizlerin şu kadar donanması, bu kadar askeri var“ diyerek gücünden bahsederek baskı kurmaya çalışıyordu.
İsmet Paşa zaman zamanda birlikleri harekete geçirerek silah zoru ile de olsa, isteklerini barış anlaşması ile elde etme gayreti içinde oldu.
11 Ekim 1922 tarihinde General Harrington İsmet Paşa’nın elini sıkarak; “Artık barış yapalım. İki dost millet olalım. Dost kalalım“ demiştir.
Trump ve ABD, Büyük taarruz sonrasında Mudanya’da, Başkomutan Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’nün masa başı taktiklerini uyguladığını düşünüyorum.
Dünya’ya barış getireceğim diyerek, Filistin’de binlerce masumun öldürülmesine dolaylı yoldan sebep olmuştur.
Şimdi de İsrail ile el ele vererek İranı bombalayarak insanların ölümüne sebep olacaklar.
Birde utanmadan kendine Nobel Barış ödülü verilmesini istiyor, Trump!
Venezuella’nın petrol kaynaklarını istiyor, Grönland’ı, Ukrayna’yı isteyerek kıymetli madenlerin sahibi olmak istiyor. Kanada’yı kolaylıkla tehdit ediyor, Hollanda’ya baskı yapabiliyor.
Çin, Rusya ve AB ülkelerine gümrük vergilerini İstediği gibi arttırıyor, düşürüyor. İstediğine “adamım diyor, İstemediği zaman düşmanımsın” diyor.
Kendisini Dünyanın jandarması ilan eden Trump ile korumasındaki siyonist İsrail ile her ülkeyi rahatlıkla tehdit etme cüretini kendilerinde buluyorlar.
Bizler ne Suriye’de, ne Irak’ta ne İran’da nede Pakistan’da artık savaş, kan ve gözyaşı istemiyoruz. Hele hele yaklaşık 40 milyon Türk soydaşlarımızın yaşadığı komşumuz İran’da bir savaç hiç istemiyoruz.
ABD Başkanı Trump ve siyonist Netenyahu, ellerini dünyadan ve bu coğrafyadan yakasından çekerlerse, işte o zaman barış için bir şans ve umut doğacaktır.



Efraim Bey;Ne kadar doğru ve güzel anlatmış ve kaleme almışsınız. Çok teşekkürler.Ben yazılarıniza hayranım.
Mar 03, 2026 12:49Çok teşekkür ediyorum.Zuhal hanım..
Mar 03, 2026 21:49