29 Mayıs 1453 tarihinde, 2. Mehmet’in İstanbul’u fethetmesi sonrasında geçen bir olayı ilginç bulduğum için sizlere aktarmak istiyorum.
“Fatih, İstanbul’a girip alayı ile Ayasofya önüne geldiği zaman derinden derine bir inilti hissetmiş. Sesin geldiği yöne bir adam göndermiş. Sakalları büyümüş, perişan durumda bir keşiş bulup getirerek, Fatih’in huzuruna çıkarmışlar. Doğal olarak keşiş çok korkuyormuş. Keşişi teskin ettikten sonra, neden zindana atıldığını sormuşlar.
Keşiş fala baktığını ve Türklerin kuşatma hazırlıkları sırasında Bizans İmparatoru Konstantin’in kendisini çağırarak İstanbul’u Türklerin alıp alamayacağını bildirmek için fal atmasını söylemiş. Fala bakan keşiş, İstanbul’un Osmanlıların eline geçeceğini bildirmesi üzerine Konstantin kızarak kendisini zindana attığını söylemiş ve falının doğru çıktığını Fatih’e anlatmış.
Bunun üzerine Fatih’te İstanbul’un kendi elinden çıkıp çıkamayacağına dair fal atmasını ve doğruyu söylerse hediyeler vereceğini söylemiş. Keşiş yeniden, bu sefer Fatih için fal atmış.
‘İstanbul, Türklerin elinden savaş ile çıkmayacak, lakin öyle bir zaman gelecek ki ellerindeki emlak ve toprak azalacak, bu suretle İstanbul, Türk malı olmaktan çıkacak’ demiş.
Bu falın bildirdiği sonuçtan ileri derece üzülen Fatih, ellerini gökyüzüne kaldırarak; İstanbul’da edindiği yerleri yabancılara satanlar Tanrı‘nın gazabına uğrasınlar’’ diyerek beddua etmiş.
1543 yılından 1837 yılındaki Osmanlı İmparatorluğu’nun bünyesindeki Filistin bölgesine geldiğimizde bu topraklarda 9 bin Yahudi nüfus yaşadığı sayımlarda tespit edilmiş.
Yıllar geçtikçe Arap şeyhleri, para karşılığında topraklarını satmaya başlamışlar ve her geçen gün Filistin bölgesinde Yahudilerin çiftlikleri ve varlıkları çoğalmaya başlamış.
Maddi sıkıntı içinde olan Osmanlı İmparatorluğu başı sıkıştıkça Rothschild ailesinden borç para alıyordu.
Bunun içinde Rothschild ailesi ile sıkı ilişkiler içinde olan Teodor Herlz’i kullanıyordu Sultan Abdülhamit. Teodor Herlz de, Abdülhamit’in ekonomik zaafından yaralanmaya çalışıyordu.
Bu kutsal topraklarda Yahudi Devleti kurmayı düşleyen Siyonizm’in kurucusu Teodor Herlz, Osmanlı İmparatoru Sultan Abdülhamit ile değişik zamanlarda 5 kez görüşmüş.
Ve her görüşmelerinde birbirlerine iltifatlarda bulunuyor. İlişkilerini iyi tutmak içinde; 1896 yılında Teodor Herzl’e 3’ncü dereceden Mecidiye Nişanı, 1901 yılında da 1’nci Dereceden Mecidiye Nişanı vermiştir.
Bu samimiyet çerçevesinde Teodor Herlz, Filistin’de toptan bir yurt toprağına karşılık 30 milyon Sterlin vadedince Abdülhamit bu parayı kabul etmiyor.
Ancak, 1867 yılında Sultan Abdülaziz kendi iktidarında, yabancılara toprak satışı yasası çıkarmıştı.
Abdülhamit, bu yasa çerçevesinde Rusya’da katliama uğramış 20 bin Yahudi’nin Filistin topraklarına yerleştirilmesine göz yumdu. Abdülhamit döneminde getirilen 20 bin Rus Yahudi, İsrail topraklarında bu gün yaşayan Yahudilerin yurt kurmalarının temelini oluşturmaktadır.
Ayrıca şunu da unutmamak gerek. İsrail’in temelleri 1948 yılında değil, 1919 yılında Paris Konferansı’nda atıldı. Filistin’de bir İsrail Devleti’nin kuruluşuna bu konferansta Mekke Emiri Hüseyin’in oğlu Kral Faysal da imza koydu. İmza koyarken yanında yakın dostu, Türk düşmanı İngiliz casusu Arabistanlı Lawrance’de vardı. Bunları hatırlatmakta fayda buluyorum.
Günümüz Türkiye’sine geldiğimizde ise yabancıya satılan konut ve arazi satışı, AB ülkelerinin zirvesine çıkmış durumda. Ülkemizde yabancılara konut satışını kolaylaştıran düzenlemelerden sonra konut satışlarında büyük artış yaşanmıştır.
Bazı yıllarda yabancıların konut almaları hızla artmaktadır. Bunun sebebini ise Türk Lirası’ndaki değer kaybı olarak görebiliriz. Ayrıca dövizin, Türk Lirası karşısında değer kazanması sonrasında yabancılar için Türkiye’den konut almak çok cazip duruma gelmektedir.
Türkiye’ye döviz girişi olsun diye, 400 bin Dolar değerinde konut alan yabancıya Türk vatandaşlığı hakkı veriliyor. Böylelikle, ülkemde son 10 yılda yabancılara 357 bin konutun satışı gerçekleştirildi. Git gide ülkemin demografik yapısı da değişmeye başlandı.
Bugün ülkemizde Arap asıllı kişilerin Karadeniz Bölgesi’nde Trabzon’un yaylalarını merkez edindiklerini biliyoruz.
Afgan ve Suriyeli yabancıların ise yurdumuzun dört bir yanına dağılması ile birlikte yaşadığımız normal hale getirildi.
Avrupa menşeli yabancıların ise en fazla olduğu, Ege ve Akdeniz bölgelerindeki il ve ilçelerimizdir. Bu sahil ilçelerinde yabancıların kendi okullarını, kendi marketlerini ve kendi STK’larını kurduklarını, bunun yanında kendi muhtarlıklarını dahi oluşturduğunu da biliyoruz artık.
Yahudilerin ise, GAP bölgesindeki emelleri Milattan Önce 6. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Tevrat’ta Yahudilere “Nil’den – Fırat’a kadar uzanan” bölge yurt olarak vaat edilmiştir. İsrail vadedilen bölgeleri ele geçirmek için dünya çapındaki zengin Yahudi lobilerinin de desteğini alarak harekete geçmiş, bölgedeki faaliyetlerine hız vermiştir.
Cumhuriyetimizin kurulduğu 1923 tarihinden, 2002 yılına kadar, toplamda yabancılara 11 milyon metrekare toprak satılmış iken, 2003 yılından 2012 yılına kadarda 137 milyon metrekare toprak satılmış olması konunun hassasiyetini göstermektedir.
İsrail’de terör devletini kuran bu Yahudiler, yıllardan beri kadın, çocuk, yaşlı demeden Gazze şeridine sıkıştırdıkları bu Filistinlilere zulüm yapmaktadırlar.
Böylelikle; Hizbullah, Hamas ve İzzettin el Kassam tugayları adı altında direniş gruplarının oluşmasını sağladılar.
İstihbarat ve askeri devlet olan İsrail’in tüm üstünlüklerine rağmen Hamas, binlerce elemanını gizliden örgütleyip planlı bir şekilde İsrail’e saldırmasını hayretle karşıladım.

Bu kutsal topraklarda yaklaşık 100 yıldır insanların birbirlerini öldürmelerine ABD ve Batı seyirci kalmaktadır. Ve hatta İsrail’e her zaman desteklerini açıklamaktadırlar.
ABD ve Batı ülkeleri her alanda Yahudi devletinin arkasında olarak destek vermeleri ile demokrasi, insan hakları söylemlerini, konu Filistin ve Kudüs olunca umursamıyorlar. Ve hatta Gazze’ye insani yardımları bile kesmekten geri kalmıyorlar.
Savaş her zaman kan, gözyaşı, hüzün getirmiştir. İdealleri olan birkaç kişi uğruna da binlerce, milyonlarca insan ölür, yaralanır ve üzerinden yıllarca atamayacağı travmaları yaşar. Bedelini her zaman masum kadınlar, çocuklar ve halk öder.
Gazze’de kıskaca alınan masum insanlara savaş suçu olabilecek gıda, elektrik ve su ihtiyacını engelleyen İsrail’in yaptığı gibi.
Vatan topraklarımızın, Şehit Türk kanı ile sulanarak alınmış olduğunu ve birilerine satarken Fatih Sultan Mehmet Han’ın ‘’İstanbul’da edindiği yerleri yabancılara satanlar Tanrının gazabına uğrasınlar’’ sözlerini hatırlamalıyız.
Filistinli Araplar; Fatih’in ettiği sözün gazabına mı uğradılar bilemiyorum ama ülkemizi yöneten siyasilerin ve halkımızın bu kıssalardan hisse çıkartmasını dilerim.
Bugün, İsrail Devlet Başkanı Netanyahu’nun, “Ortadoğu’yu değiştireceğiz” söylemini hafızalarımızdan hiç çıkartmamalıyız. İki yüz yıldır gerçekleştirmeyi düşündükleri sinsi planlarını gerçekleştirmelerine asla izin vermemeliyiz.
Unutmayalım ki BOP devam ediyor!
