Türkiye’de 2020 yılında 20,5 milyon/ton, 2021 yılında 17,7 milyon/ton, 2022 yılında ise 19 milyon/ton buğday üretimi gerçekleştirildi.
Ülkemizde buğday üretimi yıllara göre değişkenlikler gösteriyor. Yani ülke genelinde zamanında ve yetersiz yağış alındığında tahıl ve hububat üretimi de farklılaşıyor.
Buna karşılık Türkiye’nin öncelikle kuzey komşularımız Rusya ve bilhassa Ukrayna başta olmak üzere, 9 milyon ton civarında buğday ithal etmektedir.
Ülkemizde çiftçimizin ve köylümüzün ürettiği buğday, ülke ihtiyacının yaklaşık yüzde 90’ını karşılamaktadır. Yüzde 10 ihtiyaç ise ithalat yolu ile kapatılmaktadır.
Ukrayna ve Rusya’dan ithal edilen buğdayın fazlası olan yaklaşık 7 veya 8 milyon ton buğday işlenerek ihraç edilmektedir. İhraç edilen ürünlerin 3 milyon tonu un olarak diğerleri ise makarna, bulgur, bisküvi ve irmik olarak işlenerek 3. ülkelere ihraç edilmektedir.
Lise yıllarımızda dünya üzerinde tarım ürünleri üretiminde kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olmakla övünüyorduk.
Bugün ise ürettiğimiz buğday kendi tüketimimize yetmiyor bile. Rusya ve Ukrayna Savaşı çıktığında buğday temin edilemeyeceği ve ülkemizdeki vatandaşların aç kalacağı endişesini yaşamıştık, hatırlarsanız.
Bizler ekmek yere düştüğünde yerden alıp 3 kez öpüp başımıza koyan bir millettik. Anne ve babalarımız tabağımızda yemeğin, soframızda ekmek atık kalmasını istemezdi. Bizleri de öyle öğrettiler. Hatta israf olmasın diye tabağımızdaki pilavın her tanesini bile yer, atık olarak atılmasını istemezdik.
Muhtemelen bazılarımız, yıllık tatilimizin 3 veya 5 gününü Ege veya Akdeniz’deki tatil yörelerinde her şey dâhil otellerde geçirmişsinizdir.
Benim de bu süre içerisinde; tatilcilerin yemek öncesinde tabağına yiyeceği yemekten fazla alarak yiyemediğini ve otel restoranın da artan yemeklerin çöpe atıldığını gördüğümde çok üzüldüğümü ifade etmek istiyorum.
Mudanya’nın sahil kısmında ve bilhassa İsmet İnönü Bulvarı’nda gezerken denizin üzerinde ekmek parçalarını gördüğümde aynı üzüntümü güzel ilçem Mudanya’da da yaşamaktayım.
Öncelikle kıyı bölgelerindeki ve çarşı içindeki diğer lokantalarda vatandaşların yarım bıraktığı, kurumuş ve artık olan ekmekleri işletme sahipleri ‘martılar yesin’ diyerek denize atmaktadırlar.

Martıların ve denizde kalan birkaç balığın anatomisine aykırı bir durum bu; ekmekle martıları ve balıkları doyurmak!
Hal böyle olunca denizde ekmek parçaları dalgaların bir o yana, bir bu yana savurması ile kıyılar boyunca ekmek öbekleri oluşmaktadır.
İstanbul Boğazı’nda martılara simit parçası atmak bir ritüel olmasına karşın aynı şeyleri Mudanya’da ekmekle martıları beslemeye çalışmak, israftan başka bir durum değildir.
Yiyeceklerin israf edilmesi konusunda ülkemizin karnesi maalesef kırıklarla dolu!
214 ülke arasında Türkiye en fazla gıda israf eden 15. ülke ne yazık ki!
Ülkemizde, günlük olarak çöplere atılanların yüzde 52’sini gıda atıkları oluşturmaktadır. Bu atıkların 4,9 milyon adeti ekmek atıklarıdır. İkinci sırada ise 4,2 milyon ton sebze ve meyve atıkları oluşturmaktadır.
Avrupa ortalaması yılda kişi başı gıda atığı,75 kilogram olmasına rağmen ülkemizde ise yılda kişi başı 95 kilogram gıdayı çöplere atmaktayız.
Atmayı ve israf etmeye o kadar çok alıştık ki, çöp konteynerlerinin müdavimleri martılar, kediler ve köpeklerin yanı sıra, üzülerek ifade ediyorum ki açlıkla sınav veren vatandaşlarımız oluşturmaktadır.
Buğday ihtiyacımızın yüzde 10 civarını Ukrayna’dan temin ettiğimiz bir dönemde israf edilenler tasarruf edilse, milyonlarca dolar paramız çöpe atılmaz.
Atalarımız boşuna dememiş; yokluğu bilmeyen, varlığın kıymetini ve değerini bilemez!
Ne diyelim, Allah kimseyi açlıkla sınamasın.
