Yapılan iyi niyetin karşılığında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin aleyhine gelişti.
Her ateşkesten sonra başlayan açılım süreçleri PKK’nın gelişmesine neden olduğu söylenebilir.
2013 yılında başlayan “İkinci Açılım Süreci” tarihi yönden araştırıldığında görülen iyi niyet PKK tarafından yok edilmiştir. 15 Kasım 2013’te Nusaybin’de görev yapan askerlerimize yapılan silahlı saldırıya karşılık verildi.
Bu konuda Genelkurmay Başkanlığı şu açıklamayı yaptı:
“Açılan bu ateşe, meşru müdafaa kapsamında lastik tekerlekli zırhlı araçların üzerindeki makineli tüfeklerle yapılan ateş sonucunda, terörist ateşi kesilmiştir.”
Bu yapılan açıklamanın, saldırıya verilen cevabın yetersizliğine bakın!
Aynı günlerde PKK bazı illerimizde yığınak yapıyordu…
PKK örgütü her türlü anlaşmayı kendi lehine çevirmenin yolunu buluyordu. Bilhassa Diyarbakır ve sınır boylarında ve kırsal alanlarında silah, mühimmat depoluyor ayrıca tuzaklı patlayıcılar hazırlıyordu. İktidarın, pasif kaldığı doğu bölgelerinde örgüt tahrik edici olayları sergiliyordu.
Tarihsel olarak olaylara bakalım:
8 Haziran 2014’te Diyarbakır’da gündüz saatlerinde kışlanın tel örgülerini aşan bir terörist kışlaya girdi.
Gönderdeki Türk bayrağını indirdi. Bu olay aydınlatılmadı.
15 Ağustos 2014 tarihinde, Diyarbakır-Lice’de bir teröristin heykeli dikildi. Ancak bu heykel mahkeme kararı ile kaldırıldı.
Örgüt yandaşları bu pervasız eylemleri açılım süreçlerine dayanarak yapıyordu. Bu yapılan tariklere karşı suskunluğunu sürdüren bir AK Parti iktidarı varlığı vardı.
Yıllar geçti…
2025 yılında başlayan ve 2026 yılında da estirilen “Terörsüz Türkiye ve Barış Süreci“ tekrar sahneye konuldu.
PKK örgütü her zaman olduğu gibi, her süreçte tahrikçi olayları uygulamaya başladı. Amaçlanan, Kürtlük olaylarının unutulmaması ve var olduklarının hatırlanmasıdır.
Tarih bilmeyenler, tarihin tekrar tekerrür edeceğini ve olayların tekrarlanacağını bilmezler!
Tarih 20 0cak 2026…
Bu tarihte Mardin-Nusaybin ilçesinde Türk Bayrağı tekrar indirilir! İktidarın sessizliği sürüyor. PKK örgütünün öldürdüğü insanların hesabı ne çabuk unutuldu. Halen Türkiye üzerinde uygulanmak istenilen Sevr’dir. Kurtuluş Savaşı’nda uygulamak istedikleri “Türkiye’yi 7 bölgeye bölme” istemlerine o zamanki yedi düvele kafa tutan bir Atatürk’ün olmamasının verdiği cesaret her geçen gün artıyor.
Ne yazık ki bugün Türkiye’yi yöneten bir dinci yönetimin yetersizliği de; iştah kabartıyor.
Bakın Uğur Mumcu, “Kürt Şovenizmini” şöyle tanımlar:
“Şovenizm, emperyalist devletlerce bir araç olarak kullanılır. Kurtuluş Savaşı ve sonrasında Arap-Kürt liderleri, İngiliz gizli istihbarat servislerince kullanıldılar. Bugün, açıkça görülüyor ki, ülkede bir ‘Kürt Şovenizmi’ yaratmak isteniliyor. Bu ‘Kürt Şovenizmi’ din ve mezhep ayrımlarını da kullanıyor. PKK gibi Marksizm-Lenin olduğunu ileri süren bir örgüt, Kürt-İslam sentezi silahına sarılıyor.”
Ne yazık ki; Mudanya-İmralı Adası’nda rahat bir yaşam hayatı yaşayan Apo ile yapılan görüşmelerin yetersiz kaldığı, bu görüşmelerden bir sonuç alacağına inanmayan iktidarın tutumu her görüşmede olduğu gibi sessizliğini koruyor.
2026 yılının ilk ayını da geride bıraktığımız bugünlerde hızlandırılan Terörsüz Türkiye’nin sahneye konulma istemi başarılı olmasını bekleyen; ülkelerin sevinçleri kursaklarında kalmaya devam edecektir.
Dini referanslı iktidarın gitmesiyle başlayacak olan, daha özgürlükçü vatandaş kimliği daha güçlü olacaktır.
Kürtler hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin ayrılan parçası değil; ayrılmaz parçası olacaktır.
Ne mutlu Türk’üm diyen bir ülke olmaya devam edecektir.
Ulusal birliğimizi koruyalım…
