Atatürk’ün eğitim alanında gerçekleştirdiği önemli reformların ilk adımı eğitim-öğretimin “Laik” yapıya kavuşmasıdır.
Atatürk’ün eğitim- öğretimde, bağımsız mücadelenin döneminde, toplumsal barışın laik ve çağdaş bilgilerle donatılmış, kuşaklar yetiştirilmesiyle mümkün olacağı inancıyla, eğitim-öğretim sorununa çok önem verdi. Maarif Kongresi’ndeki konuşmasında, eski eğitim-öğretim yöntemlerinin Osmanlı’nın gerileme döneminde eğitim-öğretimin yetersiz kalışını en önemli faktör olarak ifade etmiştir.
Önemle üzerinde durduğu eğitim-öğretim konusunda, İzmir’deki Ocak 1923 tarihinde yaptığı konuşmasında, medrese eğitimin yetersizliğine vurgu yapmış, İslam dininin bilim ve tekniklere karşı olmadığını ve her bireyin ihtiyaç duyduğu dini bilgiyi okuldan almasının gerekliğini ifade etmiştir. Konuşmasında ısrarla üzerinde durduğu eğitim-öğretim konusunu şöyle anlatıyor:
“Bizde en çok konuşulan ve itiraz edilen konu medreselerin ne olacağıdır. Dinimiz bu konuda en akla yakın ve en doğal dindir. Bundan dolayı dinimiz son dindir. Bizde ruhbanlık sınıfı yoktur. Kul olarak hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeliyiz. Her birey dinini, diyanetini, inancını öğrenmek için bir yere ihtiyaç duyar; orası da mekteptir.” (Atatürk’ün Söylem ve Demeçleri)
Dönemin Maarif Bakanlığı’nın yayınladığı genelgede belirtilen amaçlara göre;
“Türkiye’de herkesin milli ve dünyevi, modern ve demokratik bir terbiye alması esastır. Eğitimin milli olmasından maksat gençleri, yaşayan bütün kurumları, düşünce ve idealleriyle milli topluma uydurmaktır. ‘Dünyevi’ kelimesinden hedeflenen anlam, eğitimin laik olması, düşünceyi daraltan ve vicdan özgürlüğünü kıran her türlü etkiden uzak bulunmaktır. Modern deyimiyle eğitimin, yöndemler ve teknikler bakımından en yeni bilimsel kurallara göre sürdürülmesi, demokratik ile de eğitim ve öğretimin bütün olanaklarından erkek-kadın tüm ulus bireylerinin eşit derecesinde öğrenim görebilmesine hiçbir engelin konmaması düşünülmüştür.” (Atatürk’ün Eğitim Konusunda Görüşleri ve Misak-ı Maarif Burhan Göksel)
Bu reformlar Atatürk’ün düşünceleri doğrultusunda hayata geçmeye başlamıştır.
BİLGİSİZLİKLE MÜCADELE DÖNEMİ BAŞLATILDI…
Atatürk, Türk toplumunun bilgisizliğinin en önemli faktör olarak görmüştür. Toplumsa bilgisizliğin ortadan kaldırılması içinde mücadele edilmesini ifade etmiştir. Atatürk’e göre, eğitim-öğretim politikalarının temelini bilgisizliğin kaldırılması önemli bir etkendir. Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak ancak ilim ve bilimle mümkündür. Bilgisizliğin yok edilmesi içinde mücadele edilmesine bağlıdır.
Eğitim- öğretimin memleketin her tarafına ulaşıp yayılması, cehaletin yok edilmesi, eğitimin sadece çocuklar için değil, yetişkinleri de kapsaması ve bu amaçla herkese okuma-yazma öğretmeyi amaçlayan bir seferberliğin başlatılması Atatürk’ün istemiyle başlatılmıştır.
Hedeflenen okuma-yazma oranın artması için yurdun her tarafına gazete ve kitapların ulaştırılmasını sağlayacak olan bir dağıtım oluşturulmuştur. Ayrıca harf devrimi sayesinde okuma-yazma oranında artış sağlamıştır. Latin harflerinden oluşan “Türk Alfabesinin” kullanılması ile başlayan okuma-yazma seferberliği yurdun her köşesinde başarılı olmuştur. Atatürk, bizzat ülkeyi dolaşarak, yeni Türk alfabesinin tanıtımını yapmıştır. Yurt genelinde çok sayıda millet mektepleri açılmıştır.
Atatürk, eğitim-öğretiminin Türk alfabesinin sayesinde Türk Ulusu okuma-yazma seferberliğini kısa zaman içinde başarıya dönüşmüştür. Öğretmenlerin “Başöğretmen” olmasını sağlayan bu eğitim reformu kapısı ‘Köy Enstitüleri’ ile daha genişleyen ve modern eğitimin yurdun her tarafına yayılmasında çok önemli hareketi başlatmıştır.
Düşüncemiz…
Türk milli eğitimin omurgasını oluşturan Köy Enstitüleri’nin kapanmasını sağlayan toprak ağaların ve Demokrat Parti iktidarının sayesinde bugünkü etkisizliğinin mimarı olan AK Parti iktidarıdır. Unutmayalım… (Mehmet AKTOPRAK)
KAYNAK: Köy Enstitüleri, Ahmet Seyrek
