Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Eğitim ve Köy Enstitüleri gerçeği

Bu konudaki ısrarlı duruşumu anlamayan bir toplumun varlığını biliyorum… Bu

Bu konudaki ısrarlı duruşumu anlamayan bir toplumun varlığını biliyorum… Bu günlerde eğitimde oynanan oyunları görmeyen gözler “renkli lens” mi takıyor!

Okuma alışkanlığı olmayan bir toplum olduğumuzu unutuyoruz…

Gerçekleri görmemekte ve duymamakta ısrar etmenin ulusumuza hiçbir yararı yok!

Düşünün: İstiklal Savaşı’ndan çıkmış bir Türk Ulusun her tarafı harap olmuş. Ekonomi denen şeyin ne olduğunu bilmeyen, Türk Ulusu varlığını sürdürmesi hiçte kolay olmadı! Bu mücadelede Türk Ulusu’nun en büyük şansı Atatürk gibi bir Ata’ya ve bir dehaya sahip olmasının yanında; akıllı bir ekonomi ile ihtiyaç duyulan tesislerin ve fabrikaların kendi olanakları ile yapabilmesiydi…

Okur-yazar seviyesi düşük… Arapça ve Osmanlıcanın birleştirilmesiyle; ortaya çıkan sadece, saray ekranının kullandığı bir yazı vardı. Saray içinde kurulmuş olan Enderun’da eğitim gören devşirme edilmiş ırklardan yetenekli olanların Osmanlı’ya hizmet için eğitilirdi…

Osmanlı yönetim kadrosunu oluşturanlar bu Enderun’dan eğitilmiş olan kişiler olduğunu hatırlatmak isterim…

Hatırladınız mı? Kalkınmak için ulusun okur-yazar seviyesi yüksek olmalı ki; kısa zaman içinde hedefe varılsın! Savaştan çıkan Türk Yurdu’nun her tarafı savaşın verdiği hasarların oluşturduğu tahribat ile ekonomi olanakları olmayan ve kalkınabilmesi içinde yabancı kredi almayan bir Türk Ulusu bir ekonomik sosyal yaşam savaşı veriyordu… Bu şartlar altında laik Cumhuriyeti’nin ilk adımı olan “Harf Devrimi” eğitim ve öğretimde başarılı oldu. Eski Osmanlı denilen Arapça, Farsça karışımı olan bir yazı kullanılıyordu. Cumhuriyet döneminde Latin harflerine geçişle başlayan sistem sayesinde okuma-yazma konusunda “Halkevleri” açılan kurslarda 6 ay gibi bir zaman içinde Türk Ulusu alfabeyi sökmüştü. Atamızın göremediği bu devrimin devamı ölümünden sonra yürürlüğe girdi…

KÖY ENSTİTÜLERİ…

Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile Ortaöğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç Köy Enstitüleri’nin eğitimdeki devrim hareketinin yapıcısıdır.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün talimatıyla; Anadolu’nun değişik yerlerinde 20 Köy Enstitüsü kurulmuştu.  İsmet İnönü sıkça yurt gezilerine 25 gün çıkar ve muhtelif bakanlıklardan aldığı gözlemcilerle yurdu gezerdi. Bir gezi dönüşünde İsmail Hakkı Tonguç’u yanına çağırarak, “Köy Enstitülerini gördüm, çok sevdim, beğendim” dedi.

İki konuda öneride bulundu: Bu enstitülerin üzerinde bir Yüksek Enstitü kurun, diğerlerine öğretmen yetiştirsin.  Köy Enstitüsü sayısı 40’a sonrada 60’a çıkarın…

Tonguç, bu haberi Milli Eğitim Bakan Hasan Ali Yücel’e durumu anlattı.

Kısa bir zaman içinde Hasanoğlan Köy Enstitüsü “Yüksek Enstitü” haline getirildi. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ısrarla Köy Enstitüleri’nin 60 olmasını istemesine rağmen; ekonomik koşullar nedeniyle yapılamadı. O dönemde TBMM’de Ağalar, Şıhlar, Şeyhlerin varlığı CHP’nin içinde de vardı. Bu tutucuların sonunda bu okulların ‘komünist’ olduğu söylenmeye başlandı. Her köy öğretmeni kendi köyünde çalışıyor ve köylüye her konuda bilgilendiriyordu. Tarım, sağlık, hayvancılık ve köyün gelişimi için yapılan çalışmaları hazırlayan köy öğretmeniydi. Köylerde kurulan kooperatifler sayesinde köylüler ekonomik açıdan rahatlamışlardı.

KÖY ENSTİTÜLERİ EĞİTİMDE DEVRİM OLMUŞTU

O günkü savaş halinde Köy Enstitüleri’nin 20’den daha fazla olması çok isteniliyordu. Cumhurbaşkanı İnönü, bu konuda Köy Enstitülerini 40-60 sayıda olmasını istiyordu. Ancak meclisteki toprak ağalarının ortaya koydukları baskı sonucunda 1946 yılında Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanlığı’na gelen Kazım Karabekir, daha önceleri bu okullara karşı idi. Bu değişim sonucunda Bakan Hasan Ali Yücel istifa etti. Tutucu olan Şemsettin Sirer getirildi. Daha sonra bu Köy Enstitüleri, Öğretmen Okulu’na dönüştürüldü.

O günden bugüne gelinen noktayı her iktidar görmeyince; bugünkü AK Parti iktidarının cemaatler ve tarikatlar ile dini söylev yapısı aynı olunca değişimi ve gelişimi beklemek deveye hendek attırmak demekti!

HAFTANIN MESAJI: 1950’den sonra iktidara gelen Demokrat Parti’nin tarikatlara ve cemaatlere olan yakınlığı ile başlayan “Yozlaşan Dinin” anahtarı açıldı. O günden bugüne uyuyan sözde solcu ve sosyalist olduklarını söyleyenlerin uykularında bile devrim yapmaya devam ettiler! (Mehmet AKTOPRAK)

Yüz Ağdası