Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Her gün olaylar yaşanıyor

Türkiye’de adalet arayanların çoğalmasının oluşturduğu toplumsal yara kabuk bağlamayı bekliyor.

Türkiye’de adalet arayanların çoğalmasının oluşturduğu toplumsal yara kabuk bağlamayı bekliyor. Sene 8 Temmuz 2018’de Uzunköprü-Halkalı seferini yapan yolcu treninin Tekirdağ’ın Muratlı ile Çorum ilçesi arasındaki Sarılar Köyü’nde devrilmesi ile 25 kişinin ölmesinin üzerinden üç yıl geçti.

Açılan davada bir kaç duruşma gerçekleşti. Mahkeme dosyasında olan bilirkişi raporunda TCDD Genel Müdürlüğü kusurlu olduğu belirtiliyor. Bu kazanın sonucunda sadece TCDD’de görevli 4 kişiye “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olmak” suçundan 2’şer yıl yıldan 15’er yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Bu kaza sonucunda oğlu Oğuz Arda Sel’i ve eşi Hakan Sel’i kaybeden Mısra Öz, TCDD’nin üst yönetimi ile Ulaştırma Bakanlığı yetkililerin yargılanmasını talep ediyor. Acılı anne faciasının yıldönümüne bir hafta kala “mahkeme heyetine hakaret” ettiği gerekçesiyle ifade vermeye çağrıldı.

Bu sürpriz gelişme sonrasındaki çağrıya Öz’ün tepkisini şöyle dile getirdi: “Gerçek sorumluları yargının önüne çıkaramayan heyete sevgimi mi göstermeliyim. Oğlum ve eşim öldü” ifadesini kullandı. Ölen oğlunun fotoğrafını gösteren acılı anne oğlunun ölümünün üzerinden 1096 gün geçti diyerek, üzüntüsünü dile getirdi.

Hukukta, geciken adalet değildir! denir. Her gün birçok olayı okuyoruz veya görüyoruz. Yaşamak için olayın içinde olmak lazım! Yoksa! Olayın dışında kalarak, olayı çözmek mümkün olmayacağı gibi, mahkemenin tavrını da anlamak mümkün değil.

HALEN TAŞ OCAKLARI AÇILMAK İSTENİYOR

Bakın, bir olayda Mersin’in Yenişehir ilçesindeki Çukurkeşlik Mahallesi’nde yapılması planlanan taş ocağının Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) toplantısında köylüler ve doğa dernekler tepkilerini gösterdi. Son günlerde her bölgede taş ocakları açılmaya devam ediyor. Yerleşim alanlarının sağlık açısından yok edilmesi göz ardı ediliyor ve edilmeye devam ediliyor.

Türkiye’de maden yasasının değişmesiyle başlayan maden aramaları ile taş ocakları açma ruhsatlarında artış var. Tema Vakfı’nın raporuna göre, Karadeniz Bölgesi’nin zengin canlı çeşitliliği, su varlığı, doğası, tarım alanlarıyla öne çıkmasıdır. Maden Kanunu’nda bugüne kadar yapılan değişikliğin, Türkiye’nin doğa alanlarını, tarım alanlarını, meralarını, kültür mirasını madencilik uğruna yok edilmesi kabul edilemez. Mevcut maden kanunlarında yapılan değişiklikler, tüm koruma statüleri yok sayarak doğamızı, tarımsal üretimimizi ve yaşam alanlarımızı yüzlerce verilen maden ruhsatı ile sakinler karşı karşıya getiriyor.

Bugün fındık üretimin merkezi olan Ordu her geçen gün madem faaliyetleri açısından zor günler yaşıyor… Karadeniz Bölgesi’nde verilen ruhsat sayısı 435 oldu. Orman alanlarının yüzde 65’i, önemli doğa alanlarının yüzde 80’i madenler için ruhsat verilmiş. Buna göre bu bölge maden faaliyetlerine ayrılmış durumda. Ordu’nun geleceğini yok edecek olan bu maden ruhsatları sayesinde bir zaman sonra Ordu ve Giresun’un yok olacağı söyleniliyor.

ORDUNUN TOPRAĞI ZENGİNDİR

Tema Vakfı’nın hazırladığı raporda çok önemli konuları içermektedir. Ordu’nun toprağının, suyunun, doğal varlıklarının, yöre insanının sağlığının, tarıma dayalı ekonomisinin zarar görmesi söz konusudur. Türkiye’nin en önemli doğa, tarım ve kültür merkezlerinden biri olan bu 435 adet maden ruhsatı ile yok ediliyor. Bu ruhsatların 51’i arama, 47’si işletme, 337’i ihale ruhsatıdır.  Ormanların yüzde 65’ine, meraların yüzde, 64’üne, tarım alanlarının yüzde 76’sına, yaşam alanlarının yüzde 78’ine maden ruhsatı verildi. Ayrıca 8 ilçede ruhsat oranı yüzde 90’nın üzerindedir. Fatsa, Çatalpınar, Çamaş, Gülyalı, Gürgentepe, Kabadüz, Karataş ve Ulubey’de ruhsat oranı yüzde 100’e yakın olduğudur. Ordu’nun nadir canlı tür çeşitliliği, doğal ve kültürel özellikleriyle tabiatı koruma alanı, milli park gibi statülerle koruma altına alınmıştır. Ayrıca bu alan içinde olan arkeolojinin sit alanlarının yüzde 94’ü madenlere ayrılmış durumda. Türkiye’nin maden sahaları o kadar geniş bir alan içinde olmasının yaratacağı olumsuzluk hiç hesaba katılmıyor. İlginç olanı bu değerli alanların maden faaliyetlerine ayrılmasının oluşturacağı yok oluşun hesabını kim yada kimler verecektir?

HAFTANIN MESAJI: Türkiye, değerli topraklarını maden aransın diye vermiş ve vermekte! Şimdiye kadar Maden Teknik Arama bu alanlarda neden arama yapmaz veya yaptırılmaz. Toprak altı zenginliğimizi işleyecek devletin şirketleri yok mu? (Mehmet AKTOPRAK)