Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Öğretim ve eğitimin tanımı

Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin “Öğretim ve Eğitimin Tanımı” iki kısımlı

Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin “Öğretim ve Eğitimin Tanımı” iki kısımlı dönemi ifade eder.

Birinci kısım Osmanlı döneminde uygulanan klasik eğitim sisteminde eğitim veren üç temel kurum vardı. Medreseler, Supyan mektepleri ve Enderun mektebi gibi özel eğitim veren kurumları bu sistemin üçayağını oluşturur. Müslümanların eğitildiği ve kuruluş döneminde; Medreseler devletin siyasi ve idari kadrolarında, yargı ve eğitim kurumlarında hiyerarşinde yükselmeye olanak sağlayan bir mekanizma olmasıdır. (Osmanlıda Eğitim- Ahmet Cihan)

Selçuklu döneminden medreseler; toplumun ihtiyacı olan öğretmen, kadı, imam,tıp doktoru, matematikçi ve din bilgini (Ulema) yetiştiren; ilköğretimden yükseköğretime kadar kademeli eğitim veren dini temele dayalı eğitim kurumları olma özelliğine sahipti. Dini konuların yanında dilbilgisi, mantık, matematik, metafizik, astronomi, tıp ve diğer konularda öğretilirdi…

Türkiye Cumhuriyeti kurulması ile başlayan okuma-yazma oranın artmasınınki ilk adımları Köy Enstitüsü’nde eğitilmiş öğretmenlerin kırsal(köylere) gönderilmesinin meyveleri alınmaya başlandı. Kırsal alanların çocukları olan bu öğretmenler toplumla uyum içinde eğitimin yapılması sağlandı. Köyün sorunlarını bilen ve her konuda eğitim almış olan bu öğretmenler toplumun aydınlanmasını sağlayacak bilgi ile donatılmış birer toplum lideriydi…

Eğitim, bireylerin değer sistemlerini ve inançlarını etkilerken onların sosyal yaşama bakışlarını da belirler. Eğitim kişinin mesleğini, toplumdaki statüsünü ve ailesine sağlayacağı imkânları belirleyen bir dönemdir. Eğitim yaygın bir biçimde insanın sermayesi ve beslenme süreci olarak kabul edilir. Öğretimse, belli bir amaca göre öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme eylemi olarak da adlandırılır.

Öğretim, eğitimin bir parçasıdır… Öğretilen bilgiler kişinin davranışlarında olumlu yönde değişiklikler getirmişse eğitim haline dönüşür demektir. Eğitim, toplumun değerleriyle dinamik bir denge kurar. Eğitim, bir bakıma bireyleri toplumlaştırmaktır.

Eğitimin başarılı olabilmesi içinde; 5 faktör vardır:

Birinci faktör, öğrenmenin kalitesi. Öğrencilerin öğrenme düzeyini etkileyen ve okuldan kaynaklanan en önemli faktör öne çıkıyor. Burada önemli olan ‘kalitenin’ ele alınması gerekiyor. Eğitimde ‘öğretmenin kalitesini’ sağlamak içinde yetenekli bireylerin öğretmen olmasını özendirilmeyi, meslekte başarılı olmasını, gelişimlerini sergileyecek olanaklar sunulmalıdır.

İkinci faktör olarak ortaya çıkan önemli etken ‘eğitim yöntemiyle’ sistemin kurulmasıdır. Eğitimde, hedef net olarak ortaya konulmalı, öğrenci merkezli bir öğretim mi yoksa öğretmen merkezli bir eğitim sistem mi kurulacağı belirtilmelidir.

Üçüncü faktör, ülkenin eğitimde başarılı olması için cinsiyet ayrımı veya ekonomik koşullar ‘ayrımcılık’ anlayışı olmamalıdır. Tüm çocukların sistemden yaranması sağlanmalıdır. Uygulanacak eğitim kalitesini artırmaya odaklanan sistem daha başarılı olur.

Dördüncü faktör, Eğitimde toplumsal katılım sağlanmalıdır. Velilerin çocukların eğitimine ve okul aile birliğinde katılımcı olmaları sağlanmalıdır.

Beşinci faktör, yaşamsal hayatın ihtiyacı olan ‘Dijitalleşme’ içinde veri toplama, yönetme, öğretme konusunda yenilikçi araçlarla bilgiye ulaşılmasıdır…

DİĞER ULUSLARIN EĞİTİM VE ÖĞRETİMLERİ

Eğitim ve öğretim konusunda Türkiye’nin önüne konulan Finlandiya, Singapur, Estonya eğitim ve öğretim sistemi tartışmaya açılıyor.

* Finlandiya eğitiminde önemli olan ‘ne ‘öğretildiği değil, ‘nasıl’ öğretildiği önemlidir. Öğretmenler, ders kitaplarını ve materyallerini seçmekte, dersleri nasıl işleyeceklerine karar vermekte özgür. Temel eğitimde standart/ ulusal test yok. Değerlendirme, öğretmen tarafından sınıfta yapılıyor. Rekabet yerine işbirliği öne çıkıyor. Okul dışı aktiviteler teşvik edilir. Ev ödemleri verilir. Konular daha detaylı ve kapsamlı öğretilir.

* Estonya’nın eğitimde en duyarlılığı olduğu konu eğitim sistemin temelinde  ‘Eşitlik’  kavramı vardır. Farklı çevrelerden ve bölgelerden gelen öğrencilerin gelir seviyesi ne olursa olsun ayrım yapılmıyor. Öğretmenler, ulusal müfredat sınırları içinde otonomi bölgelerinde de halkın eğitime değer verir olmasıdır.

*Singapur Eğitim sisteminde başarılı olmak için öğretmen kalitesinde mükemmelleşmeye odaklıdır. Öğretmenlere yılda 100 saatlik eğitim veriliyor. Akademik alandan mezun olan yüzde 30’luk kısmı içinden seçim yapılıyor. Üst düzey eğitim merkezi olan “Ulusal Eğitim Enstitüsü” tarafından öğretmenler eğitilir. Singapur halkı öğretmenlerine çok değer verir ve saygılarını ve sevgilerini sunarlar…

EĞİTİM BAKANLIĞI’NIN YANLIŞ EĞİTİM SONUCUNDA İMAMLAR SINIF ÖĞRETMENİ YAPILDI…

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda eğitimde yapılan uygulamalı eğitim sayesinde okuma-yazma artı. Halk evlerinde açılan kursları ile okuma-yazma seferliği başladı.Köy Enstitüleri sayesinde kırsal alanda (köylere) ihtiyacı olan öğretmen ve sağlıkçı yetiştirildi.Bugün gelinen noktaya bakıldığında yapılan yanlış uygulamanın yarattığı olumsuz eğitimin çöküşü olmuyor mu? Çukurova İlahiyat mezunu N.K Siverek Taşı Kara İlkokuluna, Muş Alpaslan İlahiyat mezunu S.B Kültepe İlkokuluna,  Iğdır Üniversitesi İlahiyat mezunu T.G S.B Çağırma İlkokuluna, Artvin Üniversitesi İlahiyat mezunu T.G Erdem İlkokuluna, Harran Üniversitesi İlahiyat mezunu T.Ü Ericek İlkokulu’na, Anadolu Üniversitesi İşletme mezunu H.K İngilizce öğretmenliğine atandı.Bozuk düzenin eğitimde açtığı yarayı ilahiyat mezunları ile eğitime hizmet verilme istemi çok yanlış bir uygulamadır.

Türkiye’de 800 bin öğretmen mezunları atama beklerken MEB, pedagojik eğitimi almamış ve öğretmenlik konusunda hiçbir bilgileri olmayan “Din eğitimi almış” bu kişilerin sınıf öğretmeni olarak atanmaları “Türk Eğitimin” çöküşüdür!

Bugün Türkiye’de pedagojik eğitimi almış olan 800 bin öğretmen atama beklerken; ilahiyat mezunu olan kişilerin “Sınıf öğretmeni” olarak atanmaları bu öğretmenlere “ayrımcılık” olmuyor mu?

Eğitim Bakanlığı’nın her eğitim döneminde değişik senaryolarla eğitimi yozlaştırma konusunda; Eğitim Bakanlığı bu, acı reçeteyi ne zaman terk edecek?

DÜŞÜNMEK VE UYGULAMAK…

Türkiye’nin kuruluşunda uygulanan Köy Enstitüleri’nin önemli yanı milletin kültürel, ekonomik, sosyal ve politik açıdan gelişmesi bu eğitim ile sağlandı. Nitelikli öğretim sayesinde kırsal alanlarda okuma –yazma seviyesinde yüksek artış sağlandı.

Eğitimin bilime dayalı olması sayesinde çağdaş gelişmelere dayalı, evrensel değerlere sahip olunması halinde eğitim başarılı olur. Bugünkü eğitim politikası ile eğitimin gerilemesi devam eder. Sınıfta öğretmen yoksa(!) eğitim göstermeliktir. (Mehmet AKTOPRAK)

Kaynak: Ahmet SEYREK, Köy Enstitüleri