Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 1,336
DOLAR 7.97
EURO 9.47
ALTIN 464.47

Meşum (uğursuz) Sevr’den, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi olan Lozan’a…216 defa okundu

, kategorisinde, 13 Ağu 2020 - 00:29 tarihinde yayınlandı
Meşum (uğursuz) Sevr’den, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi olan Lozan’a…

10 Ağustos 2020 Pazartesi günü Türk Milleti’ni boğmak ve  yok etmek isteyen uğursuz (meşum) Sevr  Antlaşması’nın 100. yıldönümüydü.  O günkü Sözcü Gazetesi’ne bakıyorum değerli tarihçi Sinan Meydan, Sevr’i incelerken Sevr’in  62, 63 ve 64. maddelerinde yer alan bağımsız Kürdistan ve yine Sevr Anlaşması’nda yer alan bağımsız Ermenistan konularına hiç değinmemiş olmasını önemli bir eksiklik olarak gördüm. Yine laik ve bağımsız Türkiye’nin savunucusu olan Cumhuriyetimizle  yaşıt  Cumhuriyet Gazetesi’nde 10 Ağustos günü Sevr ile ilgili hiçbir yazıya rastlayamamış olması bizleri çok şaşırttı. Ancak, Cumhuriyet’in  11 Ağustos günlü nüshasında Mustafa Balbay’ın “100. yılı.. Laneti Sevr’e okuyun!” başlıklı bir yazı kaleme alması içimize biraz olsun su serpti.  Diğer taraftan 10 Ağustos gecesi Tele 1’de Sevr ile ilgili çok önemli  bir söyleşi  izledik. Gazeteci Tuncay  Mollaveisoğlu’nun yönettiği programda  çok değerli tarihçi Prof. Dr. Ergün Aybars’ın Sevr ve Lozan’a ilişkin  ve yine güncel olaylarla ilgili  yorumları çok anlamlıydı. Aynı programa katılan,“Kemalist  Ekonomi Modeli”  kitabının yazarı Prof. Dr. Duran Bülbül bu yapıtı ile ilgili olarak o gece çok çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Lozan’da Emperyalist Batı ülkeleri temsilcilerinin pek çok önerisinin büyük devlet adamı rahmetli  İsmet İnönü tarafından reddedilmesi üzerine, İngiliz temsilcisi Lord Curzon bilindiği gibi İsmet İnönü’ye özetle şu sözleri söyler: “Reddettiğiniz önerileri biz şimdi cebimize koyuyoruz…. Zamanı gelince bunları cebimizden çıkarıp teker teker önünüze koyacağız…”.

İşte ülkemizde nedense pek tanınmamış ama batılı emperyalistlerin temsilcisinin o gün İnönü’ye Lozan’da verdiği cevabın anlamının ne olduğunu ve Sevr’in  zamanla özellikle Bağımsız Kürdistan ve Ermenistan  açısından ülkemizin doğu sınırları ve güney  sınırlarına komşu topraklarda  yeniden yavaş yavaş uygulanmak istendiğini ve bu uygulamanın zamanla ülkemiz sınırlarına da uzanacağı tehlikesini   çok çarpıcı bir biçimde  Türk Ulusu’nun bilgisine sunan  vatansever bir yurttaşımız olan  Turgut Özbay, “Lozan’da Sevr’e” isimli yapıtında  bu ülkemizin bu beka sorununu bakınız özetle nasıl ortaya koyuyor.

Ben, yazımın başlığını Sevr’den Lozan’a şeklinde yazmak ve bu konudaki görüşlerimi açıklamak istemiştim. Ama Özbay, son yıllarda Lozan’ın Batılı Emperyalistler ve onların yerli işbirlikçilerince nasıl delinmek istendiğini Sevr’in ülkemizde nasıl adım adım yeniden hayata geçirilmek istendiğini  bu kitabında öylesine  çarpıcı bir biçimde anlatmış ki benim sayfalarca anlatmak istediğim şeyleri bu çok etkili yazısında özetleyivermiş. Bu nedenle, Turgut Özbay’ın beni çok etkileyen “Lozan’dan Sevr’e” isimli yapıtının bir özetini ve kitabının çerçevesini ve anlamını  siz  sevgili hemşehrilerim ve duyarlı tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımla noktasına virgilüne kadar bu Mudanya Mektubu’nda aynen paylaşmak istiyorum.

“……… Sevr ve Lozan Barış Antlaşmalarını niçin hatırladık?
T
ürk aydınlarının görevi, Türk milletini aydınlatmaktır. Sevr Antlaşması’nın felsefesini, Lozan Barış Antlaşması’nın felsefesini bilmeyen bir aydın, Türk milletinin aydını olamaz, Türk milletini aydınlatamaz. Bu husus unutulmamalıdır.  10 Kasım 1938de M. Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş felsefesinden, egemenliğine ve bağımsızlığına sahip olan millî bir devlet olarak kurulmuş olmak özelliğinden; yavaş başlayan, hızlanarak artan bir şekilde uzaklaşılmıştır. Batılılaşmak, küçük Amerika olmak, Avrupa Birliğine üye olmak, demokrasi, insan hakları gibi sanal kavramlara sığınılarak yapılan propagandalarla Sevr Antlaşması hükümlerini hukuken ortadan kaldıran Lozan Barış Antlaşması hükümleri unutulmaya başlanmıştır. Sevr Antlaşması hükümlerini çağrıştıran hususlar önce yazılmaya, sonra tartışmaya/tartıştırılmaya başlanmış, bu tür beyin yıkama programları sonrası Türk hukuk sistemine dâhil edilerek hukuki koruma altına alınır bir hâle getirilmiştir.
 Lozan dan Sevre Türkiye
Sevr Antlaşması’nın 62, 63 ve 64. maddeleri  “Kürdistan” konusudur. Özeti şudur: Fırat’ın doğusunda,  Ermenistana verilecek toprakların güneyinde Gaziantep, Birecik, Urfa ve Mardin illeri Suriyeye bırakılmak üzere Türk-İran sınırına kadar olan bölgede İngiliz, Fransız, İtalyan devletlerinin himayesinde, önce yerel özelliğe sahip olan bir Kürt devleti kurulacaktır. Daha sonra Milletler Cemiyeti’ne müracaat etmeleri ve konseyin uygun görmesi halinde bağımsız olacaklardır. Irak’ın kuzeyindeki Kürtler bu devlete katılmak isterlerse, bu istekleri başlıca Müttefik Devletlerce  kabul edilecektir. Türkiye bu bölgeler üzerindeki haklarından ve sıfatlarından peşin olarak vazgeçecektir.
Sevr Antla
şması’nın: 
140-151. maddeleri az
ınlıkların korunması,
145. maddesi se
çimlerin soy azınlıklarının orantılı temsil ilkesine dayalı bir seçim kanununa göre yapılacağı,
147. maddesi Osmanl
ı halkının soy, dil, din olarak azınlıklara ayrılacağını; azınlıklara ayrılan her bir toplumun devletin denetleyemeyeceği din ve eğitim müesseseleri kurabileceği,
148. maddesi devletin insan (halk) unsurunun ayr
ıştırılmasıyla ortaya çıkarılan azınlıkların kurduğu din, toplum ve eğitim kurumlarına devlet ya da belediye bütçesinden pay verileceği hükümlerini taşımaktaydı.
Lozan Bar
ış Antlaşması hükümleri Sevr Antlaşması hükümlerini hukuken ortadan kaldırmıştır. Lakin Eski Almanya Başbakanı Helmut Schmidtin Sevr Antlaşması’nın imzalanmış olmasına karşın Türkiyenin bölünmemiş olması da bir hatadır. ifadesi, günümüzde Sevr Antlaşması’nın hükümlerinin hukuken ortadan kalkmasından üzgün olanların var olduğunu göstermektedir. Lozan Barış Antlaşması’yla millî/ulusal (üniter) bir devlet kurulmuştur. Kurulan devletin adı Türkiye Cumhuriyeti Devleti, halkı Türk milleti, bayrağı Türk bayrağı, ülkesi Türkiye coğrafyası (Trakya + Anadolu), başkenti Ankaradır. Resmî dil Türkçe’dir. Devletin unsurlarında ve organlarında teklik özelliği vardır.
Tek bir egemenlik vard
ır. Egemenliğin alanı ülkenin tamamıdır. Tek bir ülke vardır. Ülke bölünmez bir bütündür. Devletin ülkesi üzerindeki hakimiyeti hem iç hukuk, hem de uluslararası hukuk açısından tekel olmak özelliğini ifade eder. Tek bir millet vardır. Millet bölünmez bir bütündür. Lozan Barış Antlaşması’nın 30-36. maddeleri vatandaşlık konusudur. 30, 31, 32 ve 33. maddelerine göre Lozan Barış Antlaşması’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylandığı 23 Ağustos 1923 tarihinden itibaren iki yıllık bir süre içinde (23 Ağustos 1925e kadar) Türkiye sınırları içinde kalan kişilerle Türkiyeden ayrılan topraklarda kalan kişiler, Türk vatandaşlığını seçmek veya başka bir devletin vatandaşlığını seçmek konusunda serbest bırakılmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş döneminde Türk vatandaşlığını kabul etmek veya Türk vatandaşlığını kabul etmemek, kişilerin isteğine bırakılmıştır. İki yıllık bir süre için gönüllü vatandaşlık esası uygulanmıştır.
Lozan Bar
ış Antlaşması’nın 37-44. maddeleri azınlıkların korunmasına dairdir. Müslüman olmayan (gayrimüslim) Türk vatandaşları azınlık olarak kabul edilmiştir. Antlaşmanın 41. maddesi gayrimüslim Türk vatandaşlarının çocuklarının ilkokullarda kendi dilleri ile öğrenim görmeleri için kolaylık gösterileceği hükmünü taşır. Lozan Barış Antlaşması’nda bu hüküm dışında ana dilde eğitim diye bir konu yoktur.  Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş senedi ve uluslararası bir antlaşma olan Lozan Barış Antlaşması hükümleri arasında  “Kürdistan” diye bir konu, devletin halk unsurunun soy, dil ve din azınlıklarına ayrılması gibi bir husus da  yoktur.

Çözüm süreci: Çok iyi bilinmektedir ki, bir devlette millî kimlik olmadan millî birlik olamaz, millî birlik sağlanamaz. Ülkemizde bilmem şu kadar etnik kimlik var denilerek Türkiye Cumhuriyeti Devletinde millî kimlik zedelenmekte, ayrıştırılmaktadır. Lozan Barış Antlaşması hükümleri dışında yeni azınlıklar ortaya çıkarılmak istenilmektedir.
T
ürkiye Cumhuriyeti Devletinde bilmem şu kadar etnik kimlik var propagandası, devlet-millet kaynaşması, millî birlik ve kardeşlik projesi olarak takdim edilebilmektedir. 1970lerin başında halklara özgürlük, 1980’lerin ortalarında “Federasyon dâhil her şey tartışılabilir”, 1990larda “Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemlidir.” şeklindeki propagandalara sözde “Kürt sorunu” eklenmiştir. Sözde Kürt sorununun evrile evrile “Mütareke dönemi”, “ana dilde eğitim”, “barış süreci”, “İmralı süreci” ve sonunda “çözüm süreci” olarak gündeme getirildiğini görüyoruz. Peki çözüm süreci nedir? Çözüm süreci konusunda Türk milleti bilgilendirilmemiştir.
Cevapland
ırılması gereken sorular şunlardır: Çözüm süreci devamınca hangi olaylar tekrarlanacaktır? Çözüm süreci ne zaman sona erecektir? Çözüm süreci sonunda nasıl bir sonuç alınacaktır? Çözüm süreci sonunda ne gibi bir olayla veya nasıl bir durumla karşılaşacağız?  Kısaca çözüm süreci tamamlandığında nasıl bir siyasi sonuçla, ne gibi bir hukuki sonuçla karşılaşacağız? Açıklanması gerekir.

Çözüm süreci ile ilgili dikkat çekici bir husus da, çözüm sürecinin kimler arasında yürütüldüğü hususudur. Şöyle ki, çözüm sürecinde taraflardan biri bölücübaşı Abdullah Öcalandır.  Öcalan kimdir? Hatırlayalım.

İmralı canisi Öcalan; 29.06.1999 tarihli mahkeme duruşmasında, hakkında Kurduğu silahlı terör örgütü PKKyı (Kürdistan İşçi Partisi) aldığı kararlar, verdiği emir ve talimatlarla sevk ve idare ederek devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet iradesinden ayırmaya matuf eylemleri gerçekleştirdiği sabit görüldüğünden, eylemlerine uyan Türk Ceza Kanununun 125. maddesine göre ölüm cezası ile cezalandırılmasına, sanığın eylemlerinin yoğunluğu ve sürekliliği; bebek,  çocuk, kadın, ihtiyar ayrımı gözetilmeden binlerce masum insanın öldürülmüş olması; amaç, suç için işlenen vasıta ve suçlardan yüzlercesinin ölüm cezasını gerektirmesi, bu eylemlerin ülke için ciddi yakın ve büyük tehlike teşkil etmesi; ceza adaletinin sağlanması, hak ve nesafet kuralları göz önünde tutularak sanık hakkında takdiren Türk Ceza Kanununun 59. maddesi uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir   

Şimdi düşünelim;  Türkiye Cumhuriyeti Devleti, eline silah alan, silahlı terör örgütü kuran, devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf eylemler gerçekleştiren terör örgütü lideriyle neyin çözümünü görüşmektedir?  Abdullah Öcalan bir sorunu çözecek ise niçin yargılanmış, niçin cezalandırılmıştır?

Sonuç olarak; Benim bu yazıyı yazmaktaki amacım, Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetmiş olan, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Devletini yöneten siyasi iktidarı, Türk milletini yönlendirmek, kendi görüşleri doğrultusunda kamuoyu oluşturmak isteyen kişi, kurum ve kuruluşları hedef almak değildir. Siyasi iktidarların icraatlarında, kişi kurum ve kuruluşların yaptıkları propagandalarda, uluslararası bir antlaşma olan Lozan Barış Antlaşması hükümlerini yok sayamayacaklarını ifade ediyorum…”.

*

Bu yurtsever ve  kahraman Türk insanının yukarıda değindiğim kitabının özetle yorum yaptığı bu yazısını paylaştıktan sonra Mudanyalı hemşerilerimin ve duyarlı tüm Türk vatandaşlarıma ekte sunduğumuz Sevr haritasına bakmalarını istiyorum. Daha önceki tüm Mudanya Mektuplarında değindiğim gibi, Sevr, meşum, uğursuz, Türk boğmak isteyen bir antlaşmadır. Nitekim, 19 Ağustos 1920 tarihinde Mustafa Kemal başkanlığında toplanan TBMM, Sevr Antlaşması’nı imzalayanları ve onaylayanlarını VATAN HAİNİ olarak ilan etmiştir.

Evet bu konudaki tüm Mudanya Mektupları’nda  altını sık sık kuvvetle çizdiğim gibi; Lozan, Türk Milleti’nin ve O’nun değerli ordusunun bir ve beraber olarak mücadele ederek kazandığı bağımsızlık savaşı sonucunda elde ettiği büyük bir siyasal zaferdir. Lozan, ümmetten ulus devlete yani Türk vatandaşlığına yani yurttaşlığa geçişin kutsal bir belgesidir. Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedidir. Bizler Mustafa Kemal’in manevi mirasçıları olarak Lozan’da kazandığımız tapu senedimizi emperyalist batılı ülkelere ve onların yerli işbirlikçilerine gerektiğinde kanımız ve canımız pahasına da olsa asla deldirtmeyeceğiz. Bu konuda Türk Milleti’nin duyarlı yurttaşları olarak kesin kararımız vardır. Elbette bu konuda gayret bizden, hidayet ve tevfik yüce Allah’tandır.

Google News Mudanya Haberleri
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Metin SEZGİN
Avukat | Mudanya Mektubu
YORUM YAZ