Genç komiser, 1978 yılında batı illerinden birinin, deniz kıyısındaki şirin ilçesinde görev yapmak üzere atanmıştı . Doğu görevinden, Batı’da bir ilde görev yapmak üzere, üstelik kendi seçtiği deniz kıyısında bir ilçeye gelmesi onu ve iki çocuklu ailesini de sevindirmişti. Ağrı ilinin küçük bir ilçesindeki başarılı çalışmasının ardından, onun istediği bir yere ataması yapılmıştı.
Ataması, tam da genel seçimlerin yapılmasına denk geldi. Göreve başlar başlamaz seçim güvenliği için planlamalar yapılıyordu.
Küçük, şirin ve Marmara Denizi kıyısındaki bu turistik ilçe, doğu görevinden sonra inanılmaz güzel görünüyordu ona ve okula bile başlamamış iki çocuklu ailesine. Ondan başka, her ikisi de yaşlı bir komiser ve bir de yaşlı karakol amiri Başkomiser vardı deneyimli olarak.
Öyle mutluydu ki, her iki yaşlı komiserlerin tüm kaprislerine rahatlıkla katlanabiliyordu. Ne de olsa onlar, ilk ve orta öğretim mezunu olsalar da uzun yıllardır mesleğe hizmet ettiklerinden, kıdemli sayılıyorlardı. İki komisere bir çalışma odası verilmişti. Başkomiserin ise Karakol amiri olarak ayrı bir çalışma odası vardı.
Bir gün, komiserlerin paylaştığı çalışma odasının kapısını karakol amiri baş komiser açarak;
-Seçim Kurulu Başkanı Hakim bey telefon ile aradı ve bir şahısın araba ile dolaşarak, sesli seçim propagandası yaptığını, bunun yasak olması nedeniyle önlenmesi gerektiği talimatını verdiğini söyler.
Bu sözü ortaya söyler ve çıkar gider. Yani, komiserlerden birisini görevlendirmez. Aslında komiserlerden birisine bu konuyu çözmesi için emir vermesi gerekirken, bunu yapmaz. Yaşlı komiser ile genç olanı bir birilerine bakakalırlar, şaşkınlıkla. Konunun sonucunun ne olacağını düşünürlerken, aynı odayı paylaşan yaşlı komiser, saatine bir göz atar ve;
–Namaz vakti gelmiş, ben bir namaz kılıp geleyim der ve kollarını sıvayarak odadan dışarı çıkar, gider.
Kısa bir zaman sonra yaşlı Başkomiser, karakol amiri, oda kapısını tekrar açarak gözlerini oda içinde gezdirerek, genç komisere döner ve
– Kabak senin başına patladı! Git o işi hallet! diye talimat verir. Genç komiser ona;
-Baş komiserim! Bu kabak patlama olayı değil, görevdir. Elbette gereğini yaparım! diyerek, masasının çekmecesini açar ve yanında bulundurduğu Seçim Kanunu kitabını çıkarır.
Seçim zamanı olduğu için devamlı yanında bulundurduğu, Seçim Kanunu’nun ilgili maddelerini bulmuş ve arasına işaret koymuştur. Orada “seçim propaganda şeklinin seçim kurulunca belirleneceği, partilerin bunun dışında propaganda yapamayacağı, yapanların polis tarafından uyarılacağı, uymayanların ise adliyeye sevk edileceği” yazıyordu.
Genç komiser yanına bir polis alarak, kullanılan aracı ve yasak şekilde, sesle ilan yapan şahsı aramaya çıkmıştır ki, onu hemen karakolun arka sokağında görürler. Şahsın arabasını durdurduktan sonra, komiser yanındaki polise beklemesini ve kendisinin uyarılara ve söze karışmamasını söyler. Gereksiz bir laf veya hareket ederek olayı çıkmaza sokmasın diye öyle yapmıştır bunu. Sonrasında, arabadaki ses düzeni ile seçim ve bir partinin reklamını yapmakta olan genç şahsa yaklaşır ve onu resmi bir şekilde selamlayarak;
–Beyefendi iyi günler! Sizin yaptığınız yasalara aykırı. Bakın! Kanunun maddelerine! diyerek kanunu uzatır ve ilgili maddelerini okutur. Dikkatli bir şekilde maddeleri okuyan genç delikanlı, genç ve eğitimli komisere dönerek;
“Komiser abi! Ben Galatasaray Üniversitesi’nde okuyorum, orada öğrenciyim. Bunun yasak olduğunu bilmiyordum özür dilerim, hemen ses düzenini söküyorum, bir daha da yapmayacağım” der. Ayrıca, “Bana kanunu göstermek suretiyle, konuyu öğrettiğiniz için de teşekkür ederim” diyerek, ses anons aletlerini sökmeye koyulur. İşini bitirince, kendisine konu hakkında bilgi verildiği konusunda yazılı bir tutanak imzalatılır. Bu olayın tamamı 5 dakika kadar sürer.
Genç polis memuru da konunun olaysız kapanmasına hem şaşırmış, hem de sevinmiştir. Aynı zamanda bu tür olayların nasıl çözümleneceğini de öğrenmiştir.
Genç komiser, geri bildirim için karakola dönerek amirine bilgi vermek amacıyla, onun odasına gider ancak onu odasında bulamaz . Kendi odasına geçerek, amirinin gelmesini beklemeye koyulur. Tüm bu işlerin yapılması çok kısa sürdüğü için genç komiser de polis de mutludur.
Kısa bir zaman sonra, genç komiserin oda kapısı açılır ve karakol amiri içeri başını uzatarak, kızgın bir yüz ifadesiyle;
“Hala burada mısın? Niçin gidip görevi yapmadın?” diye komiseri azarlar. Bir şey söylemesine fırsat dahi vermeden bu sitemle karşılaşan genç komiser şaşırmıştır. Kendisini toplayarak, ciddi ve asık bir yüzle; “Baş komiserim, görev tamamlanmıştır. Sonucu size, odanızda olmadığınız için bildiremedim” demesiyle birlikte, bu defa Başkomiser şaşkınlıkla sorar;
“Olay olmadı mı? Ne çabuk yaptın da geldin?”.
Olayı ve nasıl yaptığını anlatır, tebliğ belgesini verir ve sonucu ayrıca sözlü rapor eder. Başkomiser şaşkın bir şekilde, dudak bükerek odadan çıkar. Genç komiserin sonradan öğrendiğine göre, bu gibi siyasi olaylarda,taraflı davranıldığı için polise yönelik tepkiler nedeniyle,vatandaşlar ile polis arasında istenmeyen olaylar çıkıyormuş. Genç komiser de onun bu şaşkınlığına şaşırmıştı. Demek ki kendileri böyle bir görev yaparken, olay oluyordu ve Başkomiser de bir olay beklentisi içindeydi.
Çok sonraları neden bu şekilde düşündüklerini anlaşılmıştı.. Yaşlı komiserler uzun zamandır orada görev yapıyorlardı ve tarafsızlıklarını kaybettikleri için görev yapamaz duruma düşmüşlerdi. Diğer yandan kanun, kitap karıştırmıyorlardı. Vatandaşa kanunu gösterseler, olayı ve sonucunun ne olacağını anlatsalar, genç komiserin yaptığı gibi, konuyu kolayca çözmüş olacaklardı. Vatandaşımız kanuna uyar. Yeter ki uygulayıcılar da kanuna göre davransınlar, adalet olsun, kendilerini yetiştirmiş olsunlar ve tarafsız davransınlar.
Ünlü Alman düşünür GOTHE; “Çözümde görev almayanlar, problemin bir parçası olurlar” diyerek konuyu özetliyor esasında.
Onlar da problemin bir parçası olmuşlardı.
Sonuç olarak; devlet görevlileri, yasalara uyan, bilgili, deneyimli, vatanını ve vatandaşını seven, saygı duyan bir anlayış ve davranış içinde olmalıdır. Huzur ancak bu şekilde sağlanır.
Ayrıca, devlet yönetimi, görevlilerine geçinebilecekleri kadar aylık vermeli, kuruluşunun kendi içindeki liyakat ve ast üst ilişkilerini yani iş disiplinini iyi kurmalı ve bu konularda sık sık eğitim ve denetim yapılmalıdır.
Sağlıklı ve güven içinde bir yaşam sürmeniz dileğiyle…
