Yıllar önce giriş katında oturduğumuz dairenin kapı önüne çok güzel bir kedi geldi. Ana rengi beyaz, serpiştirilmiş gibi siyah benekleri vardı. Aç ya da susuz olduğunu varsayarak önüne yem koydum.
Çekinerek yaklaştı ben uzaklaşınca. Bu şekilde günlerce devam etti bu olay. Sonrasında kendisini sevmemize de izin vermeye başladı. Eşim dokunmazdı sokak hayvanlarına alerjisi nedeniyle…Yiyecek verdiğim için de beni eleştirirdi.
Bir gün işten gecikerek eve geldiğimde, eşimi bir kediye yiyecek verirken gördüm. Şaşırdım ama bir taraftan da sevindim.
Kedi yiyeceği kadar yedi, içti ve döndü gitmek üzere. O zaman anladım ki bir ayağı aksıyordu. Yani engelli bir kedi… Eşime dönerek:
“Hayret! Bir sokak kedisine yiyecek veriyorsun?” diye sorunca;
“Acıdım, baksana bir ayağı aksıyor” dedi.
“Kedi engelli numarası yapıp seni kandırmış olmasın!” diye takıldım.
Adını Prenses koydu. Sonraları hemen her gün gelip, yiyeceğini yedikten sonra kendisini sevip okşamamıza da izin verdi.
Yavrular doğurdu, yuvası bahçemiz oldu. Eşimle iyi anlaşır oldular. Geciktiği zaman yolunu gözler, merak eder oldu. Aslında birbirlerine muhtaç duruma gelmişlerdi. Prenses yiyor içiyor, çoğu zaman başını uzatıp okşanmak istiyordu.
Eşim ise hem bir sokak hayvanına yardım etmiş oluyor, hem de vakit geçirmiş oluyor. Onu severek manevi açıdan rahatlıyordu. Terapi gibi.
Bir defasında, Prenses birkaç gün uğramadı. Meraklandık. Çapraz karşı komşumuz yaşlı kadın da sokak kedilerini besliyordu. Hem de evinde. Ona giderek sordum renklerini tanımlayarak “Bu mu” diye gösterdi.
Evet oydu. Bir sepet yuvanın içinde yeni doğmuş yavrularıyla baş başaydı.
“Kedilerin iki evi vardır. İşlerini sağlama alırlar. Bu kedi her gün bana da uğrar” diye açıklama yaptı. O zaman kedilerin ne kadar akıllı olduğunu anlamış oldum.
Prenses, her yıl yavrulayıp erkek kedilerden yavrularını korumaya çabalarken, birkaç yavrusunu kaybediyordu. Mama verdiğimizde yavrular da yemek için koşuyor, yem kabının kenarına dizildiklerinde anne hemen bir kenara çekiliyor, onların öncelikle doyana kadar beslenmesine izin veriyordu. Sonra kendisi gidip kalan yemlerden besleniyordu. Buna fedakarlık diyebiliriz.
Onun, her yıl yavrularını büyütmek için verdiği emeği, çektiği eziyeti görünce, kısırlaştırmaya karar verdik. Belediyenin veteriner bölümünde bu konu çözümlendi. İyileştikten sonra da her gün sabah bizi ziyaret etmeyi ihmal etmedi. Yem yemese bile, başını uzatıp bize kendisini sevdiriyor. Geldiğinde bizi dışarıda görmez ise pencere camını tıklayarak, geldiğini haber veriyor. Yem yemediği zamanlar da oluyor. Her gelişinde başını bize okşatmayı da geri bırakmıyor.
Biz onunla, o da bizimle mutlu görünüyoruz.
Yanımızdaki park içinde barınan sokak köpeklerimiz de var. Onlardan birisi, minik annelerden her yıl birkaç yavru yapar. Onları kıyıda köşede besler, büyütür. Semt sakinleri ve parkta bulunan bir büfeden beslenirler.
Tanışmamız da bir hayli ilginç oldu onunla. Sabahları bisiklet ile parkın yanından geçerken bize saldırmıştı birkaç yıl önce. Amacı yavrularını korumaktı. Park onun evi oluyor biz de eve saldıran konumundaydık ona göre.
Bir çok kişi ya kaçar ya da onun üstüne doğru giderek kovmaya çalışırdı. O ise her durumda yavrularını ve evi korumak için direnir geri çekilmezdi.
Ben, o havlayarak geldiğinde kaçmaz, onunla tatlı tatlı konuşarak karşılık verirdim. Birkaç kez de rüşvet olarak yiyecek verdiğim de oldu. Sonrasında anlaştık onunla. Şimdilerde beni gördüğünde kuyruğunu sallayarak yaklaşıyor, sevdirmek için kafasını uzatıyor.
Hayvanlar, karşılarındakinin iyi niyetli olduğunu anladıklarında sakinleşiyorlar. Önemli olan onlara düşmanca davranmamak.
Bu dünyada tüm canlıların yaşama hakkı var. İnsanlara ve diğer canlılara zarar verilmesi önlendiği müddetçe, hep birlikte bir arada yaşamanın yollarını öğrenmeli ve başarmalıyız.
Alman uyruklu bir arkadaşım ülkemizi gezdikten sonra bana sormuştu.
Sizin ülkenizde evde hayvan besleyenler çok az. Neden?
Biliyordum ki onlarda çocuk az, hayvan besleyenler ise çoğunluktaydı. Oysa bizde durum tam tersidir. Bunu ona açıkladığımda durumu anladığını sanıyorum.
Yakınlarda hayvan haklarını ilgilendiren konuda bir yasa değişikliği yapmak istediğini açıkladı hükümet yetkilileri.
Barınaklara alınacak sokak hayvanlarını belli zaman diliminde sahiplenen olmaz ise, onların UYUTULACAĞI açıklandı. Henüz tasarı ama bu uyutulma işinin yok edilme anlamına geldiğini herkes anlamış oldu.
Halkın genel isteği ise sokak hayvanlarının insanlara saldırmasını önleyecek çözümler bulunması, onların üremelerinin sınırlandırılması ve barınaklarda yaşamalarının sağlanması şeklinde.
Umut ediyoruz ki yeni belediye başkanımız Sayın Deniz Dalgıç, diğer konularda olduğu gibi bu konuya da sağlıklı bir çözüm üretecektir.



