Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Yaşasın laik Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

Daha önce ulusal bir gazetede çıkan naçiz bir makalemde özetle

Daha önce ulusal bir gazetede çıkan naçiz bir makalemde özetle belirttiğim gibi;..Ülkemizdeki yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele edeceği iddiasıyla 3 Kasım 2002 seçimleriyle iktidara gelen AK Parti Yönetimi aradan geçen yaklaşık 21 yıllık süre içinde bırakınız 3Y ile mücadele etmeyi her yıl dozunu artıran eylemlerle gizli ajandasında bambaşka hedefler olduğu ortaya çıktı. AYM AK Partinin kapatılması davasında 30 Temmuz 2008 günü açıkladığı AK Parti iktidarının LAİKLİK KARŞITI EYLEMLERİN ODAĞI HALİNE GELDİĞİ” şeklindeki kısa kararı 2008 yılından bugüne kadar ülkemizde yaşanabilecek tüm olumsuzluklara adeta işaret fişeği oldu..

Gerçekten Cumhuriyetimizin kurucu önderi Mustafa Kemal, Cumhuriyetin temel ilkelerinden biri olan toplumun din kurullarına dayalı bir sistemle yönetilmemesini öngörüyordu. Çünkü din kişilerin bireysel vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir müessese idi ve Cumhuriyetin eşsiz kurucusu bir nutkunda şöyle diyordu: “….Ey Millet! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz….”

Ne var ki 22 yıllık AK Parti iktidarında tarikatlar ve cemaatler Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasına aykırı olarak giderek artan bir dozda ülkemizde serbestçe at oynatmayı sürdürdüler ve devletin hemen hemen tüm kurumlarına sızarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde söz sahibi olmayı ve ülkemizde din kuralarına dayalı bir toplum düzeni kurmayı amaçlıyorlar.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve ne yazık ki kimi cemaatlerin de katılımı ve işbirliği içinde Anayasa’mızın 24. maddesindeki “…..Kimse devletin sosyal, ekonomik , siyasi veya kişisel çıkar sağlama amacıyla dini istismar edemez. açık hükmüne rağmen kimi okullarımızda ÇEDES projesiyle ve son olarak da Milli Eğitim Bakanlığı’nca devlet okullarında dayatılmak istenen ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı altında Türk toplumunun çoğunluğunun kabul etmemesine rağmen bir oldu bittiyle devlet okullarında 2024-2025 Eğitim ve Öğretim yılından itibaren uygulamaya sokmuş bulunuyorlar.

Türk halkının yeterince aydınlatılması gerekirken aydınlatılmadan 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halk oylaması sonucu ve 9 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile dünyanın bir başka ülkesinde benzeri olmayan bir yönetim tarzıyla ülkemizin kaderi bir tek kişinin iradesine terk edilmiştir. Bu Anayasa değişiklikleriyle Gazi Meclis’in yetkileri büyük ölçüde kısıtlanmış, milli iradenin tecelligâhı olan Yüce Meclis hemen hemen işlevsiz hale getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ilkelerinden büyük ölçüde ödün verilmiş, “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesi ve Demokratik Parlamenter Sistemimiz büyük yaralar almıştır. Bu Anayasa değişiklikleriyle oluşan otoriter yönetim yani tek adam rejimiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yazılı demokratik temel hak ve özgürlükleri büyük ölçüde kağıt üzerinde anlamsız tümceler olarak kalmıştır.

16 Ağustos 2024 tarihinde Türkiye Cumhuriyetini kuran “Gazi Mecliste” çok önemli bir toplantı yapıldı. Avukat Şerafettin Can ATALAY’ın Hatay Milletvekili olarak TBMM’deki yerini alması doğrultusunda bir karar çıkması bekleniyordu. Ne yazık ki TBMM’de büyük bir kargaşa yaşanarak Meclis’e de kan sıçradı ve ne yazık ki  Ş. Can ATALAY hakkında Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararıyla ilgili genel görüşme açılması istemi AK Parti milletvekillerinin oylarıyla REDDEDİLDİ. Böylece 16 Ağustos 2024 tarihi ülkemizde seçim sonuçlarına ve milli iradeye saygının olmadığı yine ülkemizde hukukun üstünlüğünün ve Anayasa’ya bağlılığının, yargı kararlarına saygının ülkemizde tartışılır olduğu tarihen de tescil edilmiş oldu.

Bu konuda biz avukatların en üst meslek kuruluşu olan Barolar Birliği Şerafettin Can Atalay ile ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yapılan Anayasa ihlaline karşı şu bildiriyi yayımladı. Değerli okurlarımla aynen paylaşıyorum:

“…..Karşı karşıya olduğumuz durum, Ş. Can Atalay’ın milletvekilliğinin ötesinde, anayasal düzenimiz bakımından bir varlık yokluk meselesi haline gelmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalayn milletvekilliğinin düşürülmesi hakkında Anayasa Mahkemesinin (AYM) yaptığı yokluk tespitini görüşmek üzere 16 Ağustos 2024 günü toplantıya çağrılmıştı. Ne var ki, Meclis çoğunluğu, genel görüşme açılmasını engelleyerek, TBMM Genel Kurulunca bugüne kadar süregelen yanlışın tespitini yapmak, yanlışın ortadan kaldırılması yolunda ilgili makamlarca adım atılması gerekliliğini ortaya koymak ve her şeyden öte gücünü Anayasadan alan bir hukuk devleti olduğumuzun altını çizme iradesinin ortaya konulmasını da engellemiştir.

Görüşmeler esnasında TBMM Genel Kurulunda yaşanan ve bazı milletvekillerinin yaralanmasına, Genel Kurul kürsüsünde kan dökülmesine sebep olan hadiselerin hiçbir şekilde izah ve kabul imkânı bulunmamaktadır. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ifadesinin altında milletin temsilcilerine yapılan saldırı, milletin egemenliğine yönelmiştir.

Anayasa Mahkemesinin 22/2/2024 tarih, E. 2024/43 ve K. 2024/65 sayılı kararındaki yokluk tespiti, Ş. Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşmediğini ifade etmektedir. TBMMnin veya herhangi başka bir organın bu kararın doğruluğu veya yanlışlığı üzerine bir oylama yapma yetkisi bulunmadığı gibi, kararın sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde hareket etmesi de mümkün değildir. Anayasa Mahkemesine göre, Ş. Can Atalay’ın hakkındaki yargı kararının TBMM Genel Kurulunda okunması suretiyle milletvekilliğinin düşürülmesi işlemi, fiilî (de facto) bir durum yani hukuken var olmayan bir işlemdir.

Hiç var olmadığı tespit edilen (hukuken yok hükmünde olan) bir işleme dayanılarak, bir milletvekilinin cezaevinde tutulması, Meclis çalışmalarına katılmasının engellenmesi, kişi güvenliği ve özgürlüğü hakkı ihlalinin yanında yasama organına yönelik ağır bir saldırıdır. Karşı karşıya olduğumuz durum, Ş. Can Atalay’ın milletvekilliğinin ötesinde, anayasal düzenimiz bakımından bir varlık yokluk meselesi hâline gelmiştir. Herkesi bu sorumluluk bilinciyle hareket etmeye, Hatay Milletvekili Ş. Can Atalay’ın derhal serbest bırakılarak, Meclis çalışmalarına katılmasını sağlamaya davet ediyoruz.

Her şeye rağmen, Türk Milletinin duyarlı evlatları olarak asla karamsarlığa kapılmayacağız. Bunun için Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu aziz Atatürk’ün OBüyük Önderin 1927 yılından kaleme aldığı eşsiz nutkunun şu son bölümünü okuyarak cesaretimizi ve kararlılığımızı asla yitirmeyeceğiz. Şöyle ki;

“….Muhterem Efendiler, sizi, günlerce işgal eden, uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet mazi olmuş bir devrin hikayesidir. Bunda, milletim için ve müstakbel evlatlarımız için dikkat ve teyakkuzu davet edebilecek (dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek) bazı noktalar tebarüz ettirilebilmiş isem (belirtebilmiş isem) kendimi bahtiyar addedeceğim. Efendiler, bu beyanatımla, milli hayatı hitam bulmuş (sona ermiş) farz edilen büyük bir milletin; istiklalini nasıl kazandığını ve ilim ve fennin son esaslarına müstenit (dayanan) milli ve asri (çağdaş) bir devleti nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım. Bugün vasıl olduğumuzu (ulaştığımız) netice asırlardır beri çekilen milli musibetlerin intibahı (asırlardan beri çekilen milli felaketlerin Türk ulusunda yarattığı uyanıklığın sonucu) ve bu aziz atanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu neticeyi, Türk gençliğine emanet ediyorum.

Eşsiz Önder Atatürk’ün Gençliğe Hitabesindeki ifadesiyle fakr-u zaruret için düşürülmüş Türk Milletini yeniden çağdaş ve müreffeh bir toplum haline gelmesi için bu kutsal görevlerini yerine getirmeleri ve Mustafa Kemal’ in ve kendisi gibi yiğit arkadaşlarının bağımsızlık mücadelesini başlattıkları 1919 yılının 19 Mayıs’ında Samsun’dan sonra Haziran ayında Amasya’dan Türk Milleti’ne haykırdıkları gibi ‘Milletin İstiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’ özdeyişinin anlamını yüreklerinde yeniden duyumsamaları gerekmektedir.

Ne var ki “Hak ne zaman tecelli eder? Açık öğretim de olsa bir İlahiyat öğrencisi olarak diyebilirim ki, hak ancak Anayasa’yı tanımayanlara karşı mutlaka ama mutlaka meşru zeminlerde kalarak direnmeye ve mücadeleye karar verebilen bir millete yardım için tecelli eder.

Bu duygu ve düşüncelerle yaşasın laik Türkiye Cumhuriyeti Anayasası diyorum. Gayret bu ülkenin duyarlı evlatlarından hidayet ve tevfik ancak Allah’tandır.