Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 1,096
DOLAR 7.66
EURO 8.95
ALTIN 465.13

O gerçek bir halk adamıydı107 defa okundu

, kategorisinde, 10 Eyl 2020 - 14:56 tarihinde yayınlandı
O gerçek bir halk adamıydı

Atatürk halkıyla iç içe, halkına yakın olmayı, halkı ile birlikte eğlenip vakit geçirmeyi çok severdi. Park Otel’de, Tokatlıyan’da, deniz ve yat kulüplerinde ve bazı gazinolarda halkla birlikte eğlendiği zamanlar, neşesine ve keyfine diyecek yoktu. Bu gibi yerlerde dans etmek, vals yapmak, vatandaşlarla birlikte özellikle milli oyunlar oynamak, onun için büyük bir sevinç ve mutluluk sebebiydi. En çok kızdığı hiç hoşlanmadığı ve istemediği şey ise bulunduğu yerlerde çevresinde polisiye önlemlerin alınmasıydı. O, milletine çok güvendiği için şu emri verir ve bütün önlemleri kaldırtarak güvenlik görevlilerini hayli güç duruma sokardı. “Bu millet bana ne kurşun atar, ne de attırır” derdi. Cumhurbaşkanlığına ait bazı protokol kuralları onu gerçekten sıkardı. En büyük emeli bastonunu eline ve yakın arkadaşlarını yanına alarak İstiklal Caddesi’nden, köprü üstünden herhangi bir vatandaş gibi rahatça geçebilmek ve yürümekti. Tramvaya binsin, trende halk arasında otursun vatandaşlarına özel ziyaretler yapsın, bunlar Atatürk’ün en çok sevdiği şeylerdi.

Otomobille gezinti yaparken, otomobilini bırakıp tramvaya atladığı, trene bindiği birdenbire Lebon’a girip herkesin arasına oturduğu, Vefa’ya giderek oranın meşhur bozasını içtiği daima rastlanan olaylardı.

Bir sabah Florya’dan Dolmabahçe Sarayı’na dönüyorduk. Yeşil İstasyonu’nun önünden geçerken birdenbire otomobilini durdurdu ve başyavere şu emri verdi. “Sorunuz, tren var mı?”..

Tesadüfen hemen hareket etmek üzere olan tren vardı. Hep birlikte otomobilden indik ve trene yetiştik. Karar aniden verilip uygulandığı için kimsenin dikkatini çekmemiştik. Neden sonra kondüktör bilet kontrolüne geldiğinde Atatürk’ün trende olduğunu anladı. Geri çekilmek istedi. Fakat Atatürk bırakmadı. Kondüktöre seslendi:

– Lütfen görevinizi yapın, diyerek bizleri gösterdi ve şöyle devam etti:

– Bu efendilere niçin bilet sormuyorsunuz?

“Paşam biz milletvekiliyiz. Tren bileti almayız. Parasız bineriz” dedik. Hem hayret, hem de bizimle alay etti:

– Bu imtiyazı (ayrıcalık) hiç beğenmedim. Çok ayıp ve çok acayip bir kural. Çok güzel halkçılık.

Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’ndan hiç hoşlanmazdı. Orada oturmaktan sıkılır, saray onu adeta boğardı. Bu nedenle şark kahvehanesinin bulunduğu yerde kendisine bir ev yaptırıp oturmayı hayal ederdi. Bu amaçla bir gün Taşlık’a gittik. Yeri ve manzarayı görmek için yaya dolaşıyorduk. Bir sokağa dalmış yürüyorduk ki, Atatürk birdenbire sordu. “Canım bir kahve istedi, ne yapsak?”. Ardından gözüne ilişen bir apartmanı göstererek, “Şu apartmanda bir daireye misafir olalım” dedi. Önünde bulunduğumuz apartmandan içeri girip gelişi güzel bir dairenin kapısını çaldık. Sanki ev sahibi ile aramızda kırk yıllık ahbaplık varmış gibi içeri girdik. Vakitsiz, davetsiz gelen bu aziz misafir daire sahibi ve sakinlerin pek heyecanlandırmış ve telaşa düşürmüştü. Sanki rüya görüyor gibiydiler. Sevinçlerine diyecek yoktu. Kahve istedik. Hemen ikram ettiler. Atatürk çevresindekilerle sohbet ederek kahvesini içti. Teşekkür ederek apartmandan ayrıldık ve saraya döndük.

Bir akşam Sakarya motoru ile gezintiye çıkmıştık. Karanlık bastığı sıralarda Moda Koyu’na geldik. Mehtabın ilk günleriydi. Koyun hafif ay ışığı içindeki göl manzarası, Atatürk’ün hoşuna gitti ve Fenerbahçe’deki Belvü Gazinosu’nun açıklarında motorun demirlemesini emretti. Yanımızda yabancı kimse yoktu. Atatürk şöyle dedi: “Buraya geldiğinizi kimse görmesin. Elektrikleri söndürelim. Mehtapta var, burada yiyip içelim”.

Gece çok güzeldi. Sofra kuruldu. Güvertenin karanlığında yiyilip içilmeye başlandı. Fakat 15 dakika geçmemişti ki, motorun çevresini yavaş yavaş karartılar. Gölgeler halinde sessizce gelen bir çok sandalla çevrildiğini ve sürekli de çevrilmekte olduğunu gördük. Güya kimsenin haberi olmasın derken tam bir baskına uğramıştık. Atatürk bu manzarayı görünce emretti. “Karanlığın manası kalmadı. Elektrikleri yakın!”

Elektrikleri yandı. Halk, beyaz elbiseleri içinde pırıl pırıl Atatürk’ü görünce.

(SÜRECEK)

Google News Mudanya Haberleri
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Tevhide TÜRKEN
Ankara Mektupları
YORUM YAZ