Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 1,336
DOLAR 7.97
EURO 9.47
ALTIN 464.47

Orman perisi Dryad’ın acı çığlığı131 defa okundu

, kategorisinde, 06 Ağu 2020 - 00:56 tarihinde yayınlandı
Orman perisi Dryad’ın acı çığlığı

Ormanların, ağaçların ve bitkilerin perilerine (Dryad bazen de Hamadryad) denirdi. Bunlar ağaçların ruhları idi. Geceleri ağaçlardan ayrılıp el ele vererek halka olur, ay ışığında bir çelenk halinde dönerek dans ederlerdi. Dryad’lar ağaçlarla birlikte yaşar, ağaçlarla birlikte can verir ölürlerdi. Yeryüzünün her yanını kapkara bir vahşet kaplamışken bütün bu güzel peri kızları Anadolu’da doğmaya başlayan bir nurdu. Yani doğal eşyanın insanlaştırılması bir hümanizm hareketinin başlangıcı yeni bir uygarlığın doğuşu idi. O zaman Mısır’da bir uygarlık vardı. Ne var ki Mısır uygarlığı yüzünü ölümden yana çevirmişti. Anadolu ise yüzünü hayata dönüyordu. Anadolu çılgın bir yaşama sevinciyle coşuyordu. Belki bu halin nedeni orman ve çiçeklerle örtülü günlük güneşlik yamaçlarla pırıl pırıl ışıldayan iç açıcı denizlerdi. Bu şeyler insanları masum çocuklar gibi oynamaya, türkü söylemeye iteliyordu. Mısır denince insanın aklına ehramları ve mumyalarıyla büyük mezarlar gelir. Oysa Anadolu denince hemen oyun ve müzik için yapılmış tiyatro ve stadyumlar gelir. Ağaç sevgisi o denli yeğindi ki ozanlara taç diye defne dalından yengi kazanmış atletlere ise zeytin dalından çelenkler takılırdı. Anadolu’da bugün bile Dryad imişler gibi ağaçlarda bir ruh olduğu inancı vardır.

Bir ağaç yemiş vermezse ağaç korkutma denilen çareye başvurulur. Baltalı biri eli boş iki kişi yemiş vermeyen ağacın başına dikilir. Baltalısı, ben bu ağacı keseceğim der. Baltasını kaldırınca öteki onu affet bu yıl vermediyse önümüzdeki yıl çok verir. Onun canını bağışla diye yalvarır. Sözde ağaç bu sözleri işitir, korkar ve ertesi yıl çok ürün vererek canını kurtarır. Her ne kadar bu yapılan iş saçma ise de yapıldığına göre ağaçta bir can ve can kulağı ile dinleyen bir ruhun varlığına inanılıyor demektir.

Güney Anadolu’da zeytin ağaçlarının mirasçıları kaç kişiyse, zeytinin gövdesine baltayla o sayıda çentik vurulur. Ağacın yaralanmaması ve canının acıtılmaması için ağaçlardaki paylarından geçenler (özellikle kadınlar) çoktur. Zaten ağaçlara “kanlı kavak” gibi adların takılması, mezarlığa selvinin, köy meydanına da ulu çınarın dikilmesi Anadolu’da ağaç duygusunun derinliğini gösterir.

Ormanlarda dağ taş ve orman tanrısı Pan korkusu, ormanın çoluklu çocuklu bir insan kalabalığının bağrışmasına benzeyen uğultusundan ileri gelmektedir. Durgun havalarda ormanda sanki bir insanın iç çekişi duyulur. Hemen hemen her şeyin “lisanı hal” ile bir anlatılışı vardır. İşte eski Anadolu’lulara ormanlar ve ağaçlar “lisanı hal” ile Dryad’ları anlattılar. Anadolu’nun yağmuru bol olan yöreleri Troya çevreleri ve Marmara’nın güney kıyıları sık ormanlarla örtülü olan buraları eski zamanların kereste kaynaklarıydı.

Keresteden başka gemileri katranlamak, ziftlemek ve balmumu için gereken maddeler Edremit’in üzerindeki koca katran dağlarının ormanlarından gelirdi. Bu dağlarda ve Bursa’nın üzerindeki Uludağ’da meşe, karaağaç, kestane, dışbudak, akağaç ve çamdan başka şimşir bulunurdu. O zamanki bir atasözünde Mysia’ya kereste taşır deyimi deliler için kullanılırdı. Çünkü kereste Mysia’dan başka yerlere gönderildiği için oraya kereste taşımak, delilik sayılırdı. Anadolu şimşirinden bütün ilkçağ boyunca Mısır’da, Filistin ve Suriye’de, Yunanistan, İtalya ve Kartaca’da kutsal heykeller, marangoz aletleri, düdükler, flütler, taraklar yapılırdı. İda Kazdağı Troya’nın 9 kentinin kerestesini sağlardı. Şimdi bile köylümüzün çadırının direği, sabanın kulpu, çocuğunun beşiği, çorbasının kaşığı, çapasının sapı, eşeğinin semeri, cigarasının çubuğu, ocağının ateşi hep o güzelim ormanlardan gelir. Anadolu efsanelerinde ormanlarla ilgili olarak pek çokta efsane vardır. İşte onlardan ikisi. Güneş Tanrısı, Apollon her gün ateş saçan arabasıyla göklerden geçerken köylü kızı, güzel Klity ona aşık olur sabahtan akşama dek toprakların üzerinde oturur, gözlerini ondan ayırmaz böylece güneşe baka baka sonunda güneş çiçeği yani ayçiçeğine dönüşür bu güzel köylü kızı.

Ağaçlarla ilgili olansa Dryope efsanesidir. Dryope ile İlole, iki kız kardeştir. Bir gün iki kardeş bir pınar kenarına giderler. Dryope, çiçek açmış bir mersin dalı koparır. Dal koptuğu yerden kanayınca kadın şaşırır.

(Sürecek)

Google News Mudanya Haberleri
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Tevhide TÜRKEN
Ankara Mektupları
YORUM YAZ