Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 1,213
DOLAR 7.88
EURO 9.32
ALTIN 483.55

Babalar ve kızları28 defa okundu

kategorisinde, 08 Şub 2020 - 21:16 tarihinde yayınlandı
Babalar ve kızları

Karısı “Hamileyim!” dediğinde, dünyalar onun olmuştu. Zaten kabarık olan göğsü erkek olmanın ispatıyla daha da kabarmış, karısını daha bir sıkıca bağrına basmıştı.

Karısı doğum yaptığında adak kurbanları kapıdaydı ya da müjdeleyiciye vereceği para. Hani çocuğu erkek olsa daha çok sevinecekti, daha bir gururlanacaktı ama şimdi erkeği de, kızı da birdi anlayana. Karısını ve yavrusunu sevgiyle basmıştı bağrına.

Yavrusunun ilk meme emişini, ilk baba deyişini, ilk yürümesini, ilk konuşmasını, ilk bir şeyler istemesini… Bayram şenliği içinde izlemişti, karısıyla…

Peki, şimdi neden ellerinde kan vardı?

Neden o çok sevdiği kızı yerde kanlar içinde yatıyordu?

Ne değişmişti?

Kızı vatan haini, terörist, ırz düşmanı, katil, hırsız mıydı? Öyle olsa bile ona ceza kesecek kendisi miydi? Devlet baba boş yere mi başımızda duruyordu?

Bir kız çocuğu, ne yapar da, Allah’ın kurallarını, devletin yasalarını çiğnetecek kadar babasının gözünü döndürürdü?

Evet, doğduğundan beri babasına külfetti. Onun için bir ekmek daha atılmıştı fileye, bir tabak, bir kaşık daha konmuştu sofraya. Defteri, kalemi, eşarbı, cilası, boyası…Daha dün ona cep telefonu almak için gece vardiyasına kalmıştı. Varını yoğunu veriyordu adam ailesi için. Dişini tırnağına takıp gece gündüz çalışıyordu. Amirlerinin serzenişlerini sineye çeke çeke gururundan, bunları düşüne düşüne sağlığından olmuştu.

Bir baba bundan başka ne yapabilirdi ki çocuğuna?

Bu hayat yormuştu onu. Evlilik, aile hiç ona göre bir şey değildi, bunu anlamıştı ancak gelip geçici heveslerle bir kez saplanmıştı bu batağa, artık çıkamıyordu.

Ve bugünlerde kızının, bir oğlanla görüldüğü değdi kulağına.

O çok sevdiği kızı, uğruna yıllarını heba ettiği kızı, kendinden başka bir erkeğe yakınlık gösterecek, onunla gezecek tozacak ha!!! Kabullenecek bir durum değildi bu!

On altı yaşındaydı kızı. Tam kendisiyle ilgilenmeye, kendini başka göstermeye, aynanın karşısında saatlerce dikilmeye, ailesiyle bağlarını koparmaya, ufak bir çıtırtıya kıyametler koparmaya hazırdı. Hayatın acısını, tuzlusunu tatmaya fırsat vermiyordu pembe düşleri. Daha yeni göğsünde bir gönül taşıdığını öğrenmişti, onu doldurmak için çırpınıyordu küçücük kalbi.

Bunları babası biliyor muydu? Tabii ki bilmiyordu…

O kadar işin gücün arasında kızının ergenliğini düşünecek zamanı mı vardı? Zamanı olsaydı kızının “Baba ben…” diye başlayan konuşmasını susturmaz, belki dinlerdi.

Dinler miydi? Babalarla öyle ergen muhabbetleri yapılır mı? Babalar ciddi bir kurum. Onun yanına destursuz girilmez ki ergen muhabbeti yapılsın. “Oğlan olsa hadi neyse ama kız çocuğuyla yüz göz olmak olacak şey değil. Aha orda anası, ne hali varsa onunla görsün.” zihniyetindeydi.

Karısı bir keresinde “Çocuğun seni özlemiş” dediğinde “Biz de onu özledik ama gece gündüz onun için çalışıyoruz o da bunu bilsin!” diye terslemişti karısını.

Evet, çocuğuyla konuşmayalı, aynı sofrayı paylaşmayalı yıllar olmuştu. Arada sırada kapı baca önünde karşılaştığında kızının üstüne giydiği kıyafetler dikkatini çekmiş, “Selam! N’aber?” gibi yayvan yayvan konuşmalarına ifrit olmuş “Ne biçim kız yetiştiriyorsun?” diye karısını bir iki kez tokatlamıştı. Ama o lanet karı bir türlü bunu başaramamıştı.

Çevrede bir saygınlığı, izzeti, şerefi vardı. O eğri olsa bile ailesi doğru olmalıydı. Bunu karısı başaramıyorsa kendisi başarmalıydı.

Başardı da..

Kızıyla dertleşmeye bile zaman ayıramadığı o işin gücün arasında arayıp buldu o katil aleti ve İki el silah sesi susturdu o masum yüreği.

Masum bir yüreği susturmak çok kolay, değil mi baba(!)

Sen vicdanının sesini susturabilecek misin bir daha?

Bu makale 2469 defa okunmuştur.

Google News Mudanya Haberleri
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Perihan DİRİCAN
YORUM YAZ