Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 1,127
DOLAR 8.28
EURO 9.67
ALTIN 497.68

Bir Azerbaycan güncesi434 defa okundu

kategorisinde, 11 Eki 2020 - 04:50 tarihinde yayınlandı
Bir Azerbaycan güncesi

Çocuktum. Her akşam evde dinlenme faslına geçildiğinde babam, radyoyu eline alır, ajansları dinledikten sonra radyo kanalları arasında ibreyi dolaştırır, canının istediği bir kanalda eğleşir, biz orada çalınıp söylenenin eşliğinde sohbet ederdik. Hele de yanık sesiyle türküler söyleyen kadın denk gelirse orayı hiç kaçırmazdı. Aslında hiç birimiz kadının Türkçe’mi söylüyor, başka dil mi anlamazdık ama türküleri hepimizi hüzünlendirirdi. Bir gün babama sordum;

  • “Baba bu kadın Türkçeyi iyi bilmiyor, kim bu?”
  • “Bu kadın Türk kızım. Azerbaycan’da yaşıyor.”
  • “Azebaycan” hiç duymadığım bir şehir.
  • “Nerede baba? Hangi bölgemizde?”
    Babam gülüyor, Beni bağrına basıyor.
  • “O şehir değil kızım, O bir ülke, Türklerin yaşadığı bir ülke”
  • “Aaa! Türkiye’nin dışında da Türkler mi var?” derken bendeki kimlik duygusu, bütün Türkleri bir gün bir araya toplama arzusu kabardı. İşte o türkülerle, Zeynep Hanlarova’nın yanık sesinden yüreğime işlendi.
  • “Baba ne olur gidelim oraya!”
  • “Hayır kızım gidemeyiz! Çünkü onların bizlerle görüşmesi yasak. Öyle her isteyince gidemiyorsun oraya.”

Dünyaya isyanım, düşmanlara duyduğum hıncım ve genlerimde taşıdığım yiğitlik, korkmazlık, cesaret duygularım ilk o gün, onun türküleriyle gelişti.
Nihayetinde içimde yanan Azerbaycan’ı görme arzum 1996 senesinin Eylül ayında gerçekleşti.
Büyük bir hayal kırıklığıydı!
İçimi dilim dilim dilimleyen duygularımı o günlerde şöyle dile getirmiştim.

Azerbaycan’a Ağıt

Türk’e zincir vurulmaz diye geldim beldene,
Gördüm ki kurtların olmuş koyun sürüsü.
Artık zincirler kopmuş Moskof dönmüş inine,
Hala neden tütüyor esaretin tütsüsü?

Gökyüzün sana küsmüş; ilahi sese hasret,
Şehrinde, bayırında hepsinde ayrı fetret.
Haramlarla yok olmuş yüreğindeki kudret.
Silkin artık bozulsun miskinliğin büyüsü.

Ruhunu yitirmişsin şurda dursun cism-i can
Yetmiş yıl seni hepten yok etmiş Azerbaycan.
Biraz tadayım dedim turan, iman sofrandan
Tencere boş, tabak boş, tasta yok görüntüsü.

Gök mavine sis çökmüş güneşini bekliyor
Yeşil gazele dönmüş; su su diye inliyor.
Yıldız Ay’a dönmüş de gelin gibi ağlıyor
Hani o bayrağındı başının yüce süsü.

Dilin yabancı dilden gönlün onu anlar mı?
Din, imanı bilmeyen hakkı Hak’ta arar mı?
Özü özünden ırak, söyle; insan yaşar mı?
Ne zaman kalkacak bu basiretin örtüsü?

14.12.1996/ Azerbaycan

Sömürülmenin ne demek olduğunu en ince teferruatına kadar anlatan kitap gibi açılmıştı önümüze Azerbaycan, bizi ağlatıyordu.
1991 yılında dağılan Rusya, Azerbaycan üzerinden iplerini çekerken orada yaptığı ekonomik yatırımları o iple birlikte sürükleyip almış, ( Fabrikaların içinde bir tane makine bırakmamış, bıraktıklarınınsa ithal edilmesi gereken parçalarını söküp götürmüşler) dımdızlak bir ülke bırakmış geriye. Halk açtı. Petrol mühendisi, makine mühendisi insanlar evlere, iş yerlerine temizliğe gidiyordu. Üç kuruş para kazanalım diye oturduğu evlerini yabancılara kiralayıp, kendileri varoşlarda tek odalı evlerde yaşamaya çalışıyorlardı. Profesörler rüşvetle sınıf geçiriyorlardı. Hele Karabağ’dan göçenlerin (kaçkınların) yaşam koşullarını hiç anlatmayayım, yürek dayanmaz.
Bağımsızlığına kavuşalı henüz beş, altı yıl olmuştu. Ancak; dinlerinden, dillerinden, kültürlerinden uzaklaştırmak, yozlaştırmak, asimile etmek amacıyla komünist rejimin uyguladığı baskı hala etkisini sürdürmekteydi. Türkçe’den çok Rusça konuşuluyordu. Kendilerini düşünmeye fırsat vermemek için hiç durmadan çalıştırılan, ucuz votkalarla uyuşturulan beyinler hala kendine gelememişti. Misyonerlere fırsat doğmuş. 100 dolara insanları Hıristiyan ediyorlardı. Bizden de bir sürü cemaat türemiş, halk kapanın ağzındaydı. ( Parantez içinde bir anekdot düşeyim. Bir gün Bakü müftülüğüne gittim. “Cemaatler birbiriyle atışıp kapışarak şöyle şöyle faaliyetler yapıyor, siz bu faaliyetlerin neresindesiniz? Diye sordum. Adam bana yalnızca “Bizde para yok!” dedi. Karşımda koca bir devletin din temsilcisi vardı, dışarıda o devletin küçük küçük parçaları. Biri devlet, diğeri cemaat? Ne diyebilirdim ki?)
Bunun yanı sıra sandıktan çıkardıkları Kur’an-ı Kerim’i üç kere öpüp başına koyarken etrafına bakınıp kulağıma “Ben müselmanım! Bak, Kur’an’ımı saklayabildim, koruyabildim” diye fısıldayanlar da vardı. “Artık Nevruz’u, ramazan bayramını, kurban bayramını gizli kutlamaktan kurtulduk” deyip sevinç gözyaşı dökenler de.
Özde Türklük vardı ama serde bir şey kalmamıştı.
Güçlü devlet olmanın ne demek olduğunu, Kapitalizmin gücünü iliklerime kadar hissettim orada. O çocukluğumda dünyayı sarsacak, Türkleri bir araya toplayacak güç sindi içimde. Ancak var olmamız için dua edebildim.
Yavaş yavaş var oluyordu da Azerbaycan. Elçibey ve Aliyev hükümetlerinin çalışmaları sayesinde ülkede sosyal, ekonomik gelişmeler filizlenmeye başlamıştı ki Türklere uygulanan “Belleri doğrulmasın!” siyaseti burada da vuku buldu Zavallı bir kukla olan Ermenistan’ı başlarına musallat ettiler.
Her savaş bir yıkımdır. Her savaş, ocağımızı söndüren küldür, elimizden alınan lokmadır, kalbimizden sökülen candır
ve
Birlik beraberlik içinde yaşayamamanın cezasıdır.

İşte bunu başarabilsek Türk’ü kim yıkar?
Sevgiyle kalın.

Google News Mudanya Haberleri
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Perihan DİRİCAN
YORUM YAZ