Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 1,329
DOLAR 7.81
EURO 9.34
ALTIN 448.63

Şanssızlık, aptallık, cahillik…354 defa okundu

, kategorisinde, 10 Eyl 2020 - 14:59 tarihinde yayınlandı
Şanssızlık, aptallık, cahillik…

72 yaşındaki adam akşam saat 23 gibi yattı. Gecenin bir vakti uyandığında bunun prostat için olduğunu biliyordu. Bir ya da iki kez uyandığı olurdu bu iş için. Yatar, sabah gün doğarken uykusunu almış olarak uyanırdı.

Kalbindeki bir damarda takılı üç stendi vardı. Ne zaman takıldığını şöyle bir düşündü. 12 yıl mı, 13 yıl mı olmuştu? Yıllardır onlar ile barışık yaşamaya alışmıştı.

Damarlarında dolaşan Trigliserit birikiminin ırsi olduğunu söylemişti doktorlar. Bunun için yaptığı diyetler bir işe yaramayacağından, (Eee.. Doktorlar öyle söylüyor) devamlı ilaç kullanıyordu.

Kiloya bağlı olarak Tip 2 denen şeker ilacı ile tansiyon ilacı da kullanmak zorundaydı.

Diyet, spor derken geçen günler, aylar, yıllar bu defa ilaçlar nedeniyle böbreklerini de bozuyordu. Bir yıl öncesinde, internet sitelerinin birinde sağlıklı yaşam öğretileri veren diyetisyenin öğütlerini dinledi ve birdenbire ekmek ve unlu gıdalar yemeyi bıraktı.

6 ay ilave olarak spor yaptı. Sebze ve protein ağırlıklı bir beslenme ile bir yılda 6 kilo verdi. Tansiyon ve şeker normale döndü. Devamlı gittiği doktor ile bu bilgileri paylaştı. Kontrol altında giderek şeker ilacı ve Tip 2 diyabetten kurtuldu. Bu nedenle şeker ilacının böbreklere vereceği tahribattan da kurtulmuş oldu.

Artık komşu ile sabah erkenden bisikletlere biniyorlar, haftanın 6 günü yaklaşık 20 kilometre sürüyor ve ayrıca buna 15-20 dakikalık yüzmeyi ilave ediyorlardı.

Mutluydu yaşlı adam. Kilo vermiş, enerjik bir hale gelmiş, hem bisiklet, hem de yüzmenin yanına her gün yürümeyi de ilave etmişti.

Bu yürümeyi genellikle akşamları, yakındaki aynı zamanda çocukların da oynadığı park alanında yapardı. Bir yaz akşamı gün batarken, parkta yürümek için hazırlandı.Çıkarken, park yanındaki çöp deposuna (konteyner diyorlar) atılmak üzere eline çöp torbasını tutuşturdular. Kısa bir yürüme ile gittiği çöp deposuna çöpünü attı.

Hemen park yanındaki asfalt yoldan sağ adımını sonraki kaldırıma ulaşabilmek ve oradan da parka geçmek için  atmıştı ki birden!!…

Acı içinde kıvranmaya başladı. Ne olduğunu anlamamıştı ama sağ ayağında yanma sonucu şiddetli bir acı duydu. Hemen ayakkabısını çıkardı. Acıdan tepinmeye, ayağındaki közleri silkelemeye çalıştı. Ateşe basmıştı.

Koşarak yakındaki büfeye gitti. Dolaptan verilen su ile ayağını soğutmaya çalıştı. Bu eylemde şiddetli acı veriyordu. Geri döndü. Bastığı yerde dökülmüş ızgara külü bulunuyordu. Asfalt rengi olduğu için fark etmemiş basmıştı.

Bir ağaç çubuğu alarak içini karıştırdığında batan güneşin bıraktığı karanlık içinde yanmakta olan közler, yıldız gibi parlamaya başladı. Hemen yakındaki evine topallayarak gitti. Acı giderek artıyordu. Bir leğen içindeki suya ayağını batırdı.

Bu arada polisi aradı, külü dökenlerden şikayetçi oldu. Polis onu hastaneye götürdü. Acil doktoru ilk tedaviyi yaptı. İkinci derece yanık vardı sağ ayağın etrafında.

Polis olay yerinde keşif yapıp delillerin fotoğrafını çekerken, yakındaki lokantanın sahibi geldi. “Bunları ben döktüm. Özür dilerim, kusura bakmayın” dedi.

Aradan birkaç gün geçince lokanta sahibinin kardeşi geçmiş olsun ziyaretine geldi. Geçmiş olsun demeyle geçmiyor tabii acılar, sancılar.

Yaşlı adamın yaşam kalitesi tamamen düştü. Tetanoz iğnesi, kuvvetli antibiyotik tedavisi, ağrı kesiciler, günde iki kez yara pansumanları, sağ ayağı sınırlı kullanma, ayakkabı giyememe, yaraya mikrop kaptırmamak için mücadele etmek hem yaşlı adamın, hem de evdeki ailesinin moralini çok bozmuştu.

Diğer yandan lokantanın bulunduğu yerin kamu alanı ve işgaller nedeniyle binasının yıkım kararı olduğunu, kavşağı, yolu, kaldırımı işgal ettiğini tüm bunlara rağmen belediyenin tekrar aynı işletmeye aynı günlerde alanı kiraya verdiğini de öğrenmiş oluyordu yaşlı adam.

Cahil bir kişinin, çocukların hemen her gün oynadığı parkın yanına söndürmeden attığı içi köz dolu külün içine, şanssızlıkla basan yaşlı adamın çektikleri, aslında bir hikaye değil yaşanmış bir olaydı onun ülkesinde.

Bunlara sebep olan ve aptal diye nitelendirilen kişiler, her türlü işgal ile ceplerini doldurmaya devam ediyorlardı. Hele denetlemekle görevli ilgili kurum görevlilerinin görevlerini yapmaması, yaşanmaz kılıyordu ülkesini.

Adalet mi? Yavaş işliyordu yaşlı adamın ülkesinde.

Şanssızlık mı? Aptallık mı? Cahillik  mi?

Yoksa hepsi mi?

Google News Mudanya Haberleri
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Metin AYTÜRK
YORUM YAZ