Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 1,335
DOLAR 7.90
EURO 9.42
ALTIN 460.69

İnsan ödün vermeseydi, insanlık nasıl olurdu?242 defa okundu

kategorisinde, 25 Eki 2020 - 01:08 tarihinde yayınlandı
İnsan ödün vermeseydi, insanlık nasıl olurdu?

Günümüzün yaşam anlayışı –ben- odaklıdır. Ben odaklı bir yaşam anlayışında önemli olan kişinin istekleri, beklentileri ve arzularıdır. Kişi kendi istekleri ve beklentileri noktasında başkaları ile ilişkiye girer. Başkaları ile yapmış olduğu ilişkinin özünde kendi istekleri ve beklentilerinin karşılanması vardır. Ben odaklı yaşam anlayışında kişi kendisinden başkasına kördür. Kendi isteklerine, arzularına o kadar gömülmüş ki kimseyi göremez. Ben odaklı yaklaşım sevgi anlayışının da sağlıksız yaşanmasına sebep olur. Böyle bir anlayışta kişi sevdiğini bir nesne gibi görür.

Nasıl ki bir nesneye sahip olunuyorsa, sevdiği kişiye de sahip olmak ister. Sevdiğinin, kendi istediği gibi olmasını ister. Sevdiği, kendi istediği gibi değilse, maddi değerini yitirmiş bir eşya gibi kenara atılır. Ben odaklı sevgi anlayışında ilgi, sorumluluk, saygı gibi gerçek sevgiyi oluşturan öğeler yoktur. Sevgi ele, saça, yüze ya da sahip olunan şeylere (makam, para, güç…) bağlanmıştır.

Ben odaklı yaşam anlayışının çağımızın yaşam anlayışı olmasında maddenin değerleştirilmesi, değerin de sadece zihinsel kabullerimizi oluşturan bir soyut kavrama dönüştürülmesi yatar. Böyle olunca zihni kabullerimiz yaşamda karşılığı olmayan dogmalara döner.
Yaşamda karşılığı olmayan, şimdiye dokunmayan her fikir dogma olarak kalır.

Değerler yaşamda karşılık bulduğunda, yaşandığında bir anlamı vardır.
Hoşgörü, yardımlaşma, saygı… gibi değerler geçmişin güzel anılarında aranırsa, günümüzde ise bu değerler sadece sözcüklerimizi süsler ise o zaman yaşam mekanik ilişki ağına döner. Birbirimize dokunmadan, birbirimizi anlamadan yaşanan bir yaşam çok yavan bir yaşamdır. Madde özü itibariyle kullanılan ve tüketilendir. Değer ise madde üstüdür, değer tüketilemez, kullanılamaz, sadece yaşanır. Ve yaşamı anlamlı kılan değerlerdir. Maddi ihtiyaçlar yaşamın devamını sağlarken, manevi ihtiyaçlar yaşama anlam katar. Dünyaya hakim olan ekonomik anlayış her şeyi kullanılmaya uygun metaya çevirdi. Saygı, sevgi, hoşgörü, yardımlaşma…gibi değerler pazarda tüketilen eşya konumuna indirgendi, tüket at…

Oysa değerler İnsanın, insan olma yolunda kazanacağı birikimlerdir.
İnsan gerçekten inanıyorsa ödün verir, kendinden-yaşamından. Ödün vermek için, değerlerin İnsanın kendi kişiliği ile bütünleşmesi gerekir. Bu değerler sadece kişinin zihni kabullerinde değil, aynı zamanda kalbi kabullerinde de olması gerekir. Zihinden kalbe inmeyen hiçbir değer yaşanmaz.

Kişinin içsel dünyasında ki (değerler) kabullerinin dışarıda (yaşamda) onay bulmaması, yaşanmaması kişiyi nihilizme ve ahlaki göreceliğe sürükler. Ahlak tutarlılığını kaybederek şartlara ve çıkara göre evrilen bir anlayışa döner.

Kişinin yaşamından ödün vermesi kişiyi küçültmez yüceltir.
Pasteur, Einstein, Aziz Sancar kendi yaşam konforlarından ödün vermeselerdi hayatımızı kolaylaştıran bilimleri ortaya çıkar mıydı, Japonlar rahatlarından ödün vermeseydi viran olmuş halden dünyanın en zengin ulusu olurlar mıydı ve Ahmetler, Mehmetler, Fatmalar Çanakkale’de ödün vermeseydi (canlarından) Anadolu nasıl olurdu?

Benlik duygusu yüce bir duygudur. Benlik duygusuna sahip olan kişi yaşam sorumluluğunun sadece kendi yaşam dairesi ile sınırlı olmadığını, diğer insanlara hatta diğer canlılara da sorumluluk duyması gerektiğini bilir. Benlik kişiye bilinç ve sorumluluk yükleyerek, kişide tutarlı bir dünya görüşü oluşturur. Bencillik ise insanı küçültür. Kişiyi hayallerini kurduğu küçük dünyasına hapseder. Bencil insanın tutarlı bir dünya görüşü de olamaz.

Hepimiz konumumuzun, şartlarımızın, sorumluluğumuzun tam bilincinde olarak yaşamlarımızdan ödün verirsek gelişiriz, ilerleriz. Bilim adamı daha fazla çalışarak, zihnini yorarak bilim yapacak. Sanatçı basmakalıp tekrarlardan uzaklaşarak yaratıcılığını kullanacak ve böylece özgün eserler sunabilecek.

Öğretmen, daha fedakar daha özverili davranarak mesleğini icra edecek.
Patron, kendi zenginliğinden ödün vererek çalışanlarına daha iyi bir hayat sunmaya çalışacak.
Komşu, ekmeğini-çorbasını paylaşarak komşuluğunu gösterecek…

Ödün vermeden hiçbir ülkü, hiçbir ideal ve inanç yaşayamaz…

BENCE…

Google News Mudanya Haberleri
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Suat ORUNÇ
YORUM YAZ