Bir elma ağacı ile bir armut ağacı bahçede yan yana duruyorlardı. Elma ağacı armutların şeklini o kadar güzel buluyordu ki kendinden utanmaya ve çok kıskanmaya başlamıştı.
Bir gün Tanrı erkence bahçeden geçip hafifçe bütün ağaçların köklerine dokunduğu sırada elma ağacı cesaretini toplayıp, “Tanrım sana yalvarıyorum. Beni de armut ağacına benzet” demiş.
Tanrı, “Daha önce yetişen kendi halinden hoşnut değilsin. O halde armut ağacına benzemek için bütün gücünle çalış fakat önce sana şunu söyleyeyim ki; ‘Kendi kökünü unutarak başka bir örneğe doğru yönelmek iyi değildir'”.
Elma ağacı çalışıp çabalamaya başladı. Her gün özenti içinde elmalarını komşu ağacın armutları ile karşılaştırıyor ve özsuyu ile kendisinin ve meyvelerinin armut ağacına benzemesini istiyordu. Yuvarlak elmalarını kasıyor, uzatıyor ve armut şekline sokmaya çalışıyordu. Elma ağacı sevinçten büyülenmiş gibi, “Artık bir armut ağacı oldum” diye bağırdı.
Fakat insanlar bu yeni armut ağacının meyvelerini koparıp ısırdıkları zaman kızgınlıkla, “Bu armutlar ne kadar sert ve acı” dediler ve elma ile armutları tiksinerek çimenlerin üzerine attılar.
Ağaç dehşete düşerek, “İnsanlar nasıl olurda benim en iyi meyvelerimi onların sertlik ve asil acılığını böyle rezil ederler” diye sızlanmaya başladı.
Ağaç böyle yakındığı ve kızdığı sırada Tanrı yine bahçeden geçiyordu. Dedi ki, “Elmaya yakışan şey armuda verilmedi. Sen ahlat oldun”.
Artık kendisinin ne ağacı olduğunu bilmeyen ağaç uzun uzun düşündü. Sonra Tanrıya yakardı:
“Öyle ise beni yine elma ağacı yap!”
Tanrı, “Bu olmaz. Kim ki kendi şeklini hakir görür ve bir yabancıya vurulursa, yabancı şekilde kendi özü değişir. Artık onun özü yaban ve yoz olmuştur. Artık sen ahlatsın ve ahlat olarak kalacaksın!”.
Bunun üzerine bu durumdan hoşnut olmayan ağaç kederini gurur yapıp elma ağaçlarını küçümsedi.
O, ‘biz armut ağaçları’ diye böbürlenerek konuşmaya başlayınca köklerinin çürümeye başladığından habersizdi” der Amerikalı yazar Paul Gurk.


