Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Babıâli’ye katip mi olacaksın?

Durakta otobüs bekliyorum. Semt pazarından dönen 40 yaşlarında bir hanım

Durakta otobüs bekliyorum. Semt pazarından dönen 40 yaşlarında bir hanım belli ki siniri tepesinde… Alnında biriken terlerini elinin tersiyle silerken de pazardaki sebze fiyatlarının yüksekliğinden yakınarak şuncacık iki poşete 1,5 milyon verdim derken en çokta bir demet dereotuna 40 lira, 5 adet limona da 100 lira verdiğine hayıflanıyordu.

Bu hanımı biraz olsun teselli etmek amacıyla bende kendisine, “Çok haklısınız ama güzel ülkemiz. İnsanın kaderi maalesef bu. Aynı konular dünde konuşuluyordu yarın da bu gidişle şüphesiz yarınlarımızda da konuşulacak” dedim ve kendisine bir süre önce yine bu konuyla ilgili gazeteci Hikmet Feridun Es’in 1936 yılında Akşam gazetesinde yayımlanmış olan yazının özetini aklımda kaldığı kadarıyla naklederek sinirini yatıştırmaya çalıştım.

Yaz sıcaklarının artmasıyla birlikte limonda sanki gelin oldu (tasavvur) düşünebiliyor musunuz? Bir adet limon 7,5 kuruş olmuş. Hastalara limon koklatırlar ya hakikaten 7,5 kuruş verip de alınan bir limonu ancak koklaya koklaya kullanmaktan başka bir çare de yok!

Düşünebiliyor musunuz? 4 limonun parası ile bir kilo toz şeker alabilirsiniz.4 kuruş ise elinize kâr kalır. Yine 4 limon parası ile bir kilo sığır eti alabilirsiniz. 7,5 kuruşa limon! Olacak şey değil!

Sevgili ve her yaştaki genç okurlarım,

Yüce Tanrının bu kulunu bahşettiği yaşamım süresince hayal meyalde olsa ilk fırladığım bir sabah radyomuzdan duyduğu bir haber üzerine ciciannem ağlamaya başlaması, “Neden ağlıyorsunuz” diye sorduğumda, gözlerinden yaşlar süzülürken, “Atamız! Atamız! Atatürk’ümüz ölmüş” diyebildi. Ciciannemin ağlamasına üzülsem de o küçük yaşımda olmam nedeniyle ne ölümün ne Ata’nın, nede Atatürk’ün ne anlama geldiğini bilmediğim için kedim Gümüş’ü kucağıma alıp bahçeye oynamaya çıkmıştım.

Sevgili okurlarım hiç şüphe yok ki her insanın yaşamında belleğinden hiç silinmeyen nice acı tatlı renklerden oluşan anılar yumağı vardır. Ve o kişi dünyaca ünlü psikanalist Dr. Freud’un dediği gibi “Gerçekten unutmak yüreğinden söküp atmak istese de atamazmış”. Gerçekten de atılmıyor.

Çevremizdeki yaşıtlarım ilkokula başladıklarında ben de okula gitmek, okumak istiyorum diyerek ağlayıp zırlamaya başladığımda da okuyup da Babıâli’ye katip mi olacaksın? Ağlayıp zırlamayı bırakta otur oturduğun yerde” diyerek bir de azar işitir. Biraz daha ısrarcı olursam sonunda başıma gelecekleri az çok bildiğimden ben de kutsal bir sessizliğe bürünsemde aklıma koymuştum bir kere. Ne derlerse desinler, ben okumayı öğrenecektim!

Biraz zorlanmışsam da sonunda her gün evimize gelen gazetedeki yazıların başlıklarını okumaya başladığımda ise sanki dünyalar benim olmuştu. Ve ben artık elime geçen yazılı her kağıt parçasının konusunu anlasam, anlamasam da okuyordum.

Bu arada İkinci Dünya Savaşı’na bilfiil katılmamış olsak da ülkemizde de bu savaş nedeniyle maddi sıkıntılarımızın yanı sıra ülkemizde genel seçimlerin yaklaşması nedeniyle parti liderlerimizin siyasi gerginlikleri halkına da yansıdığı gibi biz küçük çocukları dahi dolaylı olarak etkiliyordu.

CHP’den ayrılıp arkadaşlarıyla yeni bir parti kuran Celal Bayar ve ekibi, 1948 seçimlerini kazanmasıyla ‘yorgan gitti kavga bitti’ misali geçicide olsa siyasi ortamımız biraz sakinleşmişti.

İngilizlerin ünlü devlet adamı Winston Churcill’e bir gazeteci sormuş:

“Bunca yılın deneyimli politikacısısınız, genç politikacılara neler tavsiye edersiniz?”
Churchill ağır ağır söylemeye başlamış:
“Politika, öngörme sanatıdır. Yani, bir ay, bir yıl, beş yıl, on yıl sonra neler olabileceğini şimdiden görmek ve söylemek, halka anlatmaktır.”
Churchill, gazetecinin söylediklerini yazıp bitirdiğini gördükten sonra da eklemiş:
“Ve ondan sonra, bu söylediklerinin niçin olmadığını, niçin gerçekleşmediğini anlatma sanatıdır.

Aksi takdirde siyaset kaygan bir zemin üzerine bina inşa etmeye benzer ki, sonu hüsran olur!

Yüz Ağdası