Bir insanın gereksinmeleri ve insanca yaşayabilmesi için çalışıp para kazanması elbette şarttır.
Yurdumuzda o günün şartlarında gerçekleşen 12 Eylül darbesinin ardından gelen ikinci bir darbede rahmetli Turgut Özal’ın onca iyi niyetine karşın gerçekleşen çirkin vizyonudur. O nedenledir ki yine o günlerin hazin sonuçlarını bugün dahi fazlasıyla yaşıyoruz. Çünkü o darbeciler salt işkence yoluyla bedenlere hasar vermekle yetinmeyip kafalara da hasar verdi.
Her koşulda rahmetle andığım Özal, zenginleri sevdiğini, işini bilen memurunu da sevdiğini açıkça söylemekten de hiç bir zaman çekinmedi. Bunu fırsat bilen bazı fırsat düşkünleri içinde yurdumuz 1980 sonrası adeta kanunsuz iş yapanlar cenneti oldu.
1980’lerin ortamında çıkan bazı kanunlarımızın boşluklarından yararlanan bazı özel ve konumları gereği tüzel kişilik yapmış alanlarda yaptıkları yolsuzlukların adalet önünde hesabını vermemek amacıyla soluğu Avrupa yada Amerika’da alma alışkanlığı edindiler.
İşte bunlardan sadece bir kaçı…
Ayşegül Tecimer, Halil Bezmen, Selim Edes, Engin Civan, Gülay Aslantürk, Alaattin Çakıcı ve daha kimler kimler yok ki.. Saymakla bitecek gibi de değiller. Bunların bir kısmını sözün ona İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranırken adamla ellerini kollarını sallaya sallaya yurtdışındaki konforlu villalarında keyif çatmaktalar!
Yurdumuzda yaptıkları onca yolsuzluklar sonucu edindikleri haksız kazançlarını dış ülkelere kaçırıp örneklerini sunduğum kişiler gibi daha nicelerinin hiç mi yürekleri sızlamaz?! Edindikleri bu haksız servetlerinin içinde saçı bitmemiş yetimlerin hakkı olduğunu düşündükçe -tabi düşünürlerse- kanımca onlarda vicdanlı bir yürek olsaydı zaten onca yolsuzlukları yapmazlardı.
Gaziantep’te salt canları tatlı çektiği için bir tatlıcı dükkanından çaldıkları iki tepsi baklava için 4 çocuğa istenen toplam hapis cezası olacak iş değil doğrusu! Ceza yasal olabilir ama kanımca adil değil!
Yukarıda örneklerini sunduğum kişilerin bilinçli olarak yapmış oldukları hırsızlıklarına karşın 8-10 yıl arası hapis cezası öngörülürken bu bir çare çocukları savunmak bana düşmez ama yine de 27 yıl da çok ağır bir ceza!
Yaşamlarının henüz başında olan bu körpe ten ve beyinleri toplumdan soyutlamak yerine onları topluma kazandırmak daha yararlı olmaz mı? Onca suçlunun ve demir parmaklıklar arasında geçirecekleri yılların ardından geleceğin potansiyel suçluları olarak aramıza döndüklerinde hiç mi yüreklerimiz sızlamayacak?
NOT: Bu yazı 1998 yılında kaleme alınmıştır.


