Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı günlerinden biri. Asker en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutmayacağı ateş yağmuru altındaydılar.
Asker, teğmene koştu.
– Teğmenim! Fırlayıp vurula arkadaşımı alıp gelebilir miyim?
“Delirdin mi” der gibi baktı Teğmen:
– Arkadaşın delik deşik olmuş, büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!
Asker ısrar etti.
Teğmen: Peki, git o zaman!
İnanılması güç bir mucize. Asker ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı, koşa koşa döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü.
– Sana, ‘yaşamını tehlikeye atmana değmez’ demiştim. Bak haklı çıktım. Bak haklı çıktım. Bu zaten ölmüş! Deydi dedi Teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun? Yine de deydi komutanım dedi asker.
Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı: Teğmene geleceğini biliyordum demişti. Arkadaşı, geleceğini biliyordum.
İstanbul Beyoğlu Caddesi’nde 1847 yılında inşa edilen Fransız Sefaret Konsolosluğu olarak kutlanılan Cumhuriyetimizin ilanının ardından İstanbul’daki diğer tüm elçiliklerin ardından Fransa sefareti de 1937’de Ankara’da inşa edilen yeni binasının tamamlanmasının ardından tüm elçilik ve de mensupları İstanbul‘dan Başkent Ankara’ya gelip yeni binaya yerleşirler.
Beyoğlu’ndaki tarihi binada ise günümüzde konsolosluk işlemlerinin yanı sıra Fransız Kültür Merkezi olarak çeşitli kültür etkinliklerine ev sahipliği yapmaktadır.
Bundan yıllar öncesi basından öğrendiğim bir haber üzerine Mudanya’dan deniz otobüsü ile İstanbul’a gittim. Bu gidiş nedenimse Fransız Kültür’de açılmış olan bizim Kurtuluş Savaşımız esnasında Fransız savaş muhabirlerinin çekmiş oldukları resimler, cepheden yazılan mektuplar, kişisel giysiler, çatal-kaşık, mataralar, anı notlarını içeren cep defterleri ve Fransa’dan nişanlısına gönderilen bir tutam saç ve tek bir kırmızı karanfil.
Daha nice nice iç acıtan objeler…
Düşünüyorum da evrenimizin üzerinden insanoğlunun var oluşundan bu yana kim bilir daha nice savaşlar olacak ve daha nice kırmızı karanfiller açmadan solacaklar.
