Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
--
--
--
--

Kralın bir elinde taç, diğerinde asa4938 defa okundu

kategorisinde, 02 Eyl 2025 - 20:57 yayınlandı.
Kralın bir elinde taç, diğerinde asa

Sadık Krallığı’nın halkı krallarına karşı ayaklanarak sarayını kuşatmıştı. Bunun üzerine Kral bir elinde tacı, diğer elinde asası, sarayın basamaklarından indi. Majestelerinin görüntüsü çoğunluğu susturdu.

Karşılarına dikilen Kral dedi ki; “Dostlarım! Artık benim halkım değilsiniz. İşte size asam ve tacımı veriyorum. Ben de sizden biriyim artık. Halktan biri olarak sizinle birlikte çalışabilirim. ‘Kaderiniz daha iyi olsun’ diye. Burada Kral’a ihtiyaç yok. Hadi tarlalara, üzüm bağlarına. El ele çalışalım. Sadece bana hangi tarlaya ya da bağa gitmem gerektiğini söyleyin”.

İnsanlar şaşırdılar. Kral bir adamla birlikte tarlaya doğru yürüdü. Onlardan biri haline gelmişti işte. Sonra her biri kendi yoluna gitti. Kralda bir adamla birlikte tarlalara doğru yürüdü. Fakat halk Kralsız daha bir iyi durumda değildi. Hoşnutsuzluk bulutu halen bu toprakların üzerindeydi. Halk, meydanlarda bağırıp çağırarak kendilerini yönetecek bir kral istiyordu. Yaşlılar, gençler hep bir ağızdan “Kralımızı istiyoruz” dediler. Hep birlikte aramaya koyuldular ve tarlada çalışırken buldular onu. Ardından koltuğuna geri getirerek tacını ve asasını geri verdiler.

Dediler ki, “Şimdi bizi kudret ve adaletle yönet”. O da, “Cennetin ve yeryüzünün tanrıları da bana yardım ederlerse adaletle yöneteceğim” dedi.

Ardından erkek-kadın bir grup, Kral’ın huzuruna gelerek onlara kötü muamele eden, köle gibi çalıştıran bir baronun varlığından söz ettiler. Kral, baronu huzuruna çağırtıp ona şöyle dedi: “Bir insanın hayatı Tanrının terazisinde bir başkasının yaşamına denktir. Ve sen tarlalarında ve üzüm bağlarında çalışan diğer insanların hayatlarının nasıl ağır olduğunu bilmediğin için kovuluyorsun. Bu krallığı sonsuza dek tek edeceksin”.

Ertesi gün Kral’a başka bir grup geldi ve kontesin zulmünden onları nasıl sefalete düşürdüğünü anlattılar. Kontes anında mahkemeye getirildi, Kral onu da sürgüne mahkum etti ve dedi ki; “Bizim tarlalarımıza bakan üzüm bağlarımızı koruyan insanlar bizden yani onların hazırladıkları ekmekleri yiyenlerden onların hazırladıkları şaraplardan içenlerden çok daha asildirler. Bunu bilmediğin için bu toprakları terk edecek ve bu krallıktan uzak duracaksın”.

Sonra bir piskoposun kendilerine taş taşıttığını ve katedralin yapımı için taş kırdırdığını ama karşılığında hiçbir şey vermediğini, bizim açlıktan karnımız guruldarken piskoposun sandığı altın ve gümüşle dolu olduğunu bildiklerini söyleyen kadın, erkek başka bir grup gelir. Piskoposu krala şikayet ederler. Kral piskoposu huzuruna çağırtır ve kendisine şöyle der: “Göğsünüz üzerine taktığınız haç hayata hayat katmanız anlamına gelir. Ama siz hayatı hayattan aldınız. Buna karşılık hiçbir şey vermediniz. Bu yüzden de bir daha dönmemek üzere bu ülkeyi terk edeceksiniz”.

Böylece bir ay boyunca her gün kadın erkek üzerlerine yüklenen külfetleri anlatmak için Kralın huzuruna geldiler ve bu ülkeden her gün bir ay boyunca baskıcı ya da zalim sürgün edildi. Halk şaşkınlıkla birlikte sevinç içindeydi ve bir gün yaşlılar, gençler Kral’ın sarayını kuşattılar ve kralı çağırdılar. Kral da bir elinde taç, diğer elinde asasıyla aşağıya indi ve “Şimdi benden ne istiyorsunuz? Bakın benden tutmamı istediğiniz şeyi size geri vereceğim”.

Topluluk, “Hayır, hayır. Siz bizim meşru Kralımızsınız. Bizim ülkemizi hainlerden temizlediniz. Size şükranı borç biliriz. Taç görkemiyle, asa zaferiyle sizindir.”

Bunun üzerine Kral da dedi ki; “Ben değilim, ben değilim. Siz kendiniz Kralsınız. Siz beni güçsüzlükle ve iktidarsızlıkla suçlarken aslında kendiniz güçsüz ve iktidarsızsınız. Şimdi yaşam sizin için iyi gidiyor. Çünkü sizin isteğine uygun. Ben sadece sizin aklınızdaki bir düşünceyim ancak sizin eylemlerinizi kontrol edemem. Aslında yönetici diye kimse yoktur. Sadece kendilerini yönetmek üzere yöneticileri vardır. Ve o günden sonra her biri kendini bir elinde taç, diğerinde asa olan Kral olarak düşündüler” diyen 1883 yılında Lübnan’da doğan, 1931 yılında Amerika’da vefat eden filozof, ressam, şair kimliğiyle tanınan Halil Cibran tarafından kaleme alınmış olan yukarıdaki yazının konusu geçmişte olduğu gibi maalesef geçerliliğini günümüzde de koruduğuna tanık olmanın hüznünü yaşıyoruz.

Google News Mudanya Haberleri Telegram MUDANYA Kanalı
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Ankara Mektupları
YORUM YAZ