Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 1,127
DOLAR 8.32
EURO 9.76
ALTIN 499.31

O gerçek bir halk adamıydı (3)158 defa okundu

kategorisinde, 24 Eyl 2020 - 08:52 tarihinde yayınlandı
O gerçek bir halk adamıydı (3)

Bu nedenle de tarihe tanık göstererek derdi ki, Halife, Kral, Şah, Padişah ne olursa olsun her nedenle milleti tarafından kendisine güvenilmeyen ve milleti tarafından sevilmeyen bir devlet başkanının sonunda varacağı hedef kendisi için hüsran ve memleketi için huzursuzluk, ızdırap ve elemdir. Memleketimizin milletimizin başına gelen felaketlerin çoğu özellikle yakın tarihimzde gördüklerimiz bu çeşit insanlar yüzünden gelmiştir. Herkes bilmelidir ki, millet topluluğu sürü halinde vesayetle idare edilemez. Evrensel bir kültür yapısına sahipti. Daima Cumhuriyetin temeli kültürdür. Kültür ise insanoğlu içinde esaslı bir unsurdur derdi. Atatürk, Osmanlı Selçuklu ve özellikle genel Türk tarihini çok iyi incelemişti. Türklerin milli uyanışa ve haklarını tanımasına mani olan engelleri geçirdiği musibet ve felaketlerin gerçek sebeplerini iyi tespit ettiği için fırsat buldukça çevresindekilere derdi ki; Tarihimizi inceleyiniz! Türk’ün çektiği bütün felaketler, maruz kaldığı tehlikeler ve musibetler hep kendi öz benliğini, milli varlığını ihmal ederek nereden geldikleri ve ne oldukları hangi nesle mensup bulundukları belirsiz bir takım kimseleri kendisine reis tanıyarak onların şuursuz bir vasıtası olmak mevkiine düşmüş olmasındadır. Ve bize milli şuur ve benliğimizin ilhamına aykırı bir doğrultuda kimseye körü körüne bağlanmamızı öğütlerdi.

Türk tarihinin bütün inceliklerini bilirdi. Özellikle de son 300 yılda bizi ilerlemekten Avrupa Uygarlığı’na katılmaktan alıkoyan sebepleri çok iyi tahlil etmişti.

Atatürk, Cumhuriyeti ve inkılapları emanet ettiği gençliğe büyük değer ve önem verirdi. Dengelerini yitirmiş, ihtiras ve iştahlarının tatmini yolunda dimağlarını ve karakterlerini bozmuş, bedenlerini yıpratmış her günahı mubah gören, her şeyi alaylı ve kayıtsızlıkla karşılayan beyinlerini anlamsız yollarda işleten, ne yaptığını ne yapacağını şaşırmış, şımarık ve de kararsız gençlerden hiç hoşlanmazdı. Bu gibi gençleri çöküşten bir an önce kurtarmak ve gençliği mutlaka mefkureci ve memleketle ilgili olarak yetiştirmek herkesin, hepimizin her devlet adamının başta gelen görevidir.
Bu görüşünü ortaya koyduktan sonra amaca ulaşmak için şu yolu gösterirdi. Milli eğitimin görevi sadece hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlaklı, karakterli, Cumhuriyetçi inkılapçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek yetenekte dürüst irade sahibi, hayatta karşılaşacağı güçlüklere karşı koyabilecek gençler yetiştirmektir. Bunun için de eğitim programlarını ve sistemlerini ona göre düzenlemelidir.
1918 Birinci Dünya Savaşı’nın ağır yenilgiyle bitip de işgalin gelip çattığı o kara günlerde Ulu Atamız Atatürk, yakın arkadaşı Ruşen Eşref Ünaydın’a imzalayarak verdiği bir fotoğrafın altındaki şu çok dikkate değer hitabını özellikle gençlerimize aktarmak isterim. Her şeye rağmen muhakkak bir nura (ışık) doğru yürümekteyiz. Ben de bu imanı yaratan kuvvet yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sınırsız sevgim değil, bugünün karanlıkları ahlaksızlıkları şarlatanlıkları arasında sırf vatan ve gerçek aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan gençlik gördüğümdendir. İşte azizim Ruşen Eşref Bey, sizi ben bu mübarek grubun doğal üyelerinden görüyorum. Bugünlerde çok yarınların şükranına aday olan sizi bugünden tanıyabilmekle memnunum. Atatürk gençleri çok sever ve onlara büyük değer verirdi. sağlam ve sağlıklı bir nesil Türkiye’nin mayasıdır derdi. 1933 yılıydı sıcak bir Haziran günü. Ankara Erkek Lisesi’nin Tarih sınavında bulunmak istedi. Yanında Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip, ben Nuri Conker ve başyaverleri olduğu bir grupla öğlene doğru Erkek Lisesi’ne gittik. Atatürk, okul yöneticileri tarafından karşılandı. Doğruca sınav salonunda lisenin Tarih Öğretmeni Semih Nafız Tansu, Prof. Cemal Alagöz, Kız Lisesi öğretmeni İclal Hanım ve Erkek Lisesi’nin Coğrafya öğretmeni Hüseyin Sahir bey de vardı. Ankara Erkek Lisesi, o tarihte şimdiki Numune Hastanesi’nin karşısındaki tepenin üstünde idi..
(Sürecek)

Google News Mudanya Haberleri
Etiketler:
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Tevhide TÜRKEN
Ankara Mektupları
YORUM YAZ