Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 1,212
DOLAR 7.81
EURO 9.26
ALTIN 482.41

O gerçek bir halk adamıydı (4)79 defa okundu

kategorisinde, 01 Eki 2020 - 09:27 tarihinde yayınlandı
O gerçek bir halk adamıydı (4)

Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin arkasında tarihi bir binaydı. Milli Mücadele’nin ilk günlerinde yersizlik yüzünden Milli Savunma ve Eğitim Bakanlıkları bu binada faaliyette bulunmuştu. Mustafa Kemal, 27 Aralık 1919’da Sivas’tan Ankara’ya geldiği zaman gaz lambalarının aydınlığında yine bu binada halka tarihi bir hitabede bulunmuştu.
Sınav salonunda lisenin değerli tarih öğretmeni Nafiz Tansu ve çeşitli yerlerden gelmiş sınav komisyonu üyeleri bulunuyorlardı. Salona girdiğimizde hemen hemen hiçbir öğrenci içeri girmemişti. Atatürk’ten çekinerek mahçup olmak endişesiyle sınav salonuna gelmeye çekiniyorlardı. Fakat bir süre sonra içeri girmeye başladılar. Ellerinde hazırladıkları tezleri vardı. Atatürk, tezleri görüyor, öğrencilere bunlarla ilgili bazı sorular soruyordu.
Artık sınav başlamıştı. Bu sınav o tarihlerde liselerin son sınıflarında mevcut olan olgunluk sınavıydı. Öğretmenler tarafından sorulmasını istedi. Tarihi öğretmeni Semih Nafiz Tansu Bey, bu emre uyarak sorularını sorumaya başladı. Bu sırada Fransız dostluğuyla ilgili bir soru sorulmuştu. Atatürk, öğretmenin bu konudaki açıklamalarını dinledikten sonra dedi ki; “Aferin! Milletlerin siyasetinde ancak çıkarları vardır. Kimsenin kimseye dost olamayacağını bilelim”.
Bu arada Coğrafya öğretmeni de bir öğrenciye şu soruyu sordu: “İtalyanların memleketimiz hakkında emelleri nedir? Atatürk, kaşlarını çatarak öğretmenin bu sorusunu kesti. İtalyanların memleketimiz hakkında ne gibi emelleri varmış?” -“Bizden Antalya’yı ve bazı sahillerimizi istiyorlar” dedi öğretmen.
Atatürk kızdı. “İtalyanların şurada gözü burayı istiyorlar. Sanki bu istekleri tabii imiş kanaati uyandırmak doğru mu? Bunu hiç beğenmedim.”
Sonra bir öğrenciye dönerek şunu sordu. Timur ile Beyazıt arasındaki savaşın sebebi nedir? Atatürk’ün bu soruyu sorduğu öğrencinin adı Aydın’dı. Sonraları Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde Profesör olan Aydın’ın çok zeki çocuk olduğu belliydi. Sorulara fevkalade güzel cevaplar veriyordu. Timur, Anadolu’ya göz dikmişti. Çünkü Anadolu, Timur İmparatorluğu’nu besleyecek çok değerli bir erzak deposuydu. Onun için burayı mutlaka ele geçirecekti. Anadolu beylerinin Beyazıt’ı şikayetlerini fırsat kabul etti. Ordusunu harekete geçirdi. Hangi yollardan geçti, ne gibi tedbirler aldı? Kumandanlık vasıflarında hangisini daha üstün görüyorsun?
“Paşam, Timur önce Irak’a geldi. Burayı aldı sonra Fırat kıyılarını izleyerek Suriye’ye geldi. Burayı da zapt etti ve kuvvetlerinin bir kısmını ayırdı. Çünkü Mısır’daki Kölemen Devleti’nin taraflardan hangisini tercih ettiği anlaşılamamıştı. İhtiyatkar hareket eden Timur Beyazıt’ı şaşırtarak ve savaş Tokat Yaylası’nda yapacağını zannederek Kızılırmak güneyinden Ankara önüne geldi”.
Çocuğun harita üzerinde yaptığı açıklamalardan Atatürk çok memnun olmuştu. Sonra coğrafyaya geçildi. Atamız çocuğa dedi ki; “Sana bir soru Aydın? Sana kalsa Sakarya’yı nereye akıtırdın?”.. “Sakarya’yı Sapanca ile birleştirir, oradan da İzmit Koyu’na çıkarırım. Bu şekilde Orta Anadolu’dan Marmara’ya kadar bir su yolu kurmuş oluruz”.
“Aferin Aydın! Sen ne olmak istiyorsun?”. Su Mühendisi Paşam dedi çocuk.
“Herkes Su Mühendisi olabilir, seni tarihçi yapalım ne dersin?”

  • Ailece böyle bir karar verdik. Bunu değiştirmek için anne ve babamın onayını almam gerekiyor Paşam.
    Çocuğun bu cevabı Atatürk’ün çok hoşuna gitmişti. “Aferin! Bravo Aydın! Peki onlarla görüş, benim teklifimi de söyle, gel. Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey’e kararını bildir.”
    Aydın, salondan çıkınca Atatürk, Reşit Galip Bey’e döndü. Bravo, bu çocuk şimdiden hoca olmuştur. İnsan onu güvenerek bir ortaokula öğretmen olarak gönderebilir. Bu çocuğu takip edelim. Reşit Galip Bey, çocuğu bir takdirname ile ödüllendireceğini söyleyince Atatürk şöyle dedi: “Takdirnameden ne çıkar? Daha başka şeyler yapmalı, yurtdışına öğrenime göndermeli..”
    (Sürecek)
Google News Mudanya Haberleri
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Tevhide TÜRKEN
Ankara Mektupları
YORUM YAZ