Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 1,213
DOLAR 7.88
EURO 9.32
ALTIN 483.55

O gerçek bir halk adamıydı (5)59 defa okundu

kategorisinde, 08 Eki 2020 - 01:11 tarihinde yayınlandı
O gerçek bir halk adamıydı (5)

Amerika’ya gönderip çocuğun çalışmasına bir değer verelim. Hava kararmış akşam olmuştu. Atatürk, daldığı konulardan ve çocuklarla başbaşa olmaktan büyük zevk almıştı. Hatta öğle yemeğini bile köşkten getirterek orada yemişti. O gün aşağı yukarı 50’ye yakın öğrenci sınava girmiş ve çoğu mükemmel cevaplarla Atatürk’ü memnun etmişti. Bazı zayıf öğrencilere de Atatürk bizzat sorduğu kolay sorularla sınavı kazandırmıştı.

O gece Dışişleri Bakanlığı’nın Ankara Palas’ta bir balosu vardı. Balo kendilerine bir kaç kez hatırlatıldığı halde o öğrenci arasında kalmayı tercih etti. Akşam geç vakte kadar okulda kaldı. Tarih Öğretmeni Semih Nazif Bey’e öğrencileri iyi yetiştirdiği için teşekkür ederek geç saatte okuldan ayrıldı. Bir kaç gün sonra İstanbul’a gitmiştik. Atatürk orada da Darülfünun’u (üniversite) ziyaret etmiş ve sınavlarda bulunmuştu. Atatürk’ün sorduğu bütün sorular cevapsız kalıyordu. Öğrenciler Ankara Erkek Lisesi ile kıyas kabul etmeyecek derecede kültür ve bilgi zaafı içindeydiler. Atatürk bu konuyla özel şekilde ilgilenmiş ve Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey’in dikkatini çekerek Darülfünun’la yakından ilgilenmesini tavsiye etmişti. Çok geçmeden Darülfünun lağvedildi. (S.585)

Genç yaşta Atatürk’ün silah ve mücadele arkadaşı vefatına kadar da onun en güvendiği dostu ve sırdaşı olan Kılıç Ali kendi gözünden ve bizzat kendi yaşadıklarından yola çıkarak Kurtuluş Savaşı ve sonrasını kaleme almış olduğu anılarında, “Ben sözünü edeceğim olayları tarihtir diye anlatmayacağım. Bu gelecek nesillerin işidir. Benim yazdıklarım tarih gerçeklerini aydınlatacak bir kaynak olursa ne mutlu bana” diyerek oğlu Altemur Kılıç’ın gün ışığına çıkardığı belge ve anılarını, yazar Hulusi Turgut’un derleyip İş Kültür Yayınları’ndan 2005 yılında çıkan 794 sayfalık bu eşsiz değerdeki yapıttan yine başka bir alıntı ve anlamı derin minik bir anımla sonlandırırken aziz yurdumuza esenlikler dilerim.

(S.587) Sofra; Atatürk’ün karar ve düşüncelerinin bir çeşit odak noktası, müdavimlerinin ise adeta feyz kaynağıydı. O sofra bir yemek sofrası, bir içki sofrası, bir eğlence sofrası değil bir çeşit akademi, adeta bir çeşit dershaneydi. Sofranın karşısında daima büyük bir kara tahta üzerinde tebeşir ve silgisi de hazır bulunurdu. Bu sofrada iç politika, dış politika, ekonomi, tarih, coğrafya, dil gibi çeşitli bilimsel konular günün önemli sorunları, inkılap hareketleri ve buna paralel her çeşit milli meseleler görüşülürdü. Sofrada herkes açık konuşur, herkes kendi tezini savunur, hatta Atatürk gerek gördüğü zaman kararla bile alınırdı. Kısaca Atamızın sofrası akademi gibiydi.

Atatürk’ün sofrasında yapılmayan, yapılmasına izin vermediği tek şey dedikodu idi. Bu gibi konuşmalara asla izin vermez, hoşgörü göstermez, konuşulanları asla unutmaz. O kadar unutmazdı ki, yıllar ve yıllar sonra sırası gelince geçmişteki bir gece içerisinde konuşulanları tekrar eder, o kişiye hatırlatırdı.

Bir sabah Mudanya’da Ulu Atatürk’ün müze evini ziyarete Yalova’ya gitmiştim ki rehberleri eşliğinde müzeyi görmeye gelmiş olan bir grup yerli turist kafilesiyle karşılaştım. Bende aralarına katıldım ve rehberin tanıtımıyla Atatürk Müze Evi’nin içinde dolaşıyoruz. Sonunda oturma ve geniş yemek salonuna gelindi. Büyük oval bir yemek masası üzeri porselen şık ve zarif yemek takımlarıyla dizayn edilmiş olan bu masaya yanımdaki çember sakallı genç, işret sofrası demez mi? Kendisine dönerek, “Peki yanında beyaz tebeşirler dizili şu ayaklı koca kara tahta size neyi anımsatıyor?” şeklindeki sorumu ise cevapsız bıraktı.

Google News Mudanya Haberleri
Etiketler:
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Tevhide TÜRKEN
Ankara Mektupları
YORUM YAZ