Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 1,377
DOLAR 8.09
EURO 9.76
ALTIN 460.62

Yüşâ Tepesi122 defa okundu

kategorisinde, 04 Mar 2021 - 14:39 tarihinde yayınlandı
Yüşâ Tepesi

Yeşilden sarıya kızıla mora dönen yapraklar, güller solmuş, ortancalar kurumuş, bülbüller ötmez olmuş…

Sonbahar güzel, çok güzel ama niye bu kadar hüzünlü. Gün ışıdı, denizdeki martıların sevinç çığlıkları eşliğinde Büyükdere’den Sarıyer’e doğru yürüyorum. Küçük balıkçı motorları ağlarına takılan, nasiplerini toplayıp dümenlerini de karaya kırıp bir gelin kız edasıyla sahile doğru geliyorlar.

Şu an yerini pek bilemediğim bu güzergahta Beyaz Park isminde bir sahil gazinosu vardı ve yazları o zamanların ünlü ses ve saz sanatçıları gelir, programları da yoğun olur. Millet üst üste kapıda yığılırdı. Biz çocuklar da dış bahçesinin duvarına dizilip Ahmet Üstün, Perihan Altındağ, Hamiyet Yüceses, Zehra Bilir, İlizyonist Zati Sungur ve daha pek çok ünlünün kendisini görmesek de seslerini dinlerdik.

Anadolu Kavağı’na geçmek için Sarıyer İskelesi’nde 8.15 vapurunu beklerken ismini hatırlayamadığım çok şık bir balık lokantası vardı. “Ona ne oldu” soruma “Gördüğünüz gibi Sarıyer Ordu Evi oldu” dediler. Kavak İskelesi’nde vapurdan inip Beykoz’a giden dolmuşa binip şoföre de Yüşâ Tepesi’nde ineceğimi söyledim.

Yol boyu içinde oturanların zenginlikleri her biçimde dışarılara taşan bahçe duvarları, kale burçları misali çevrili dış yaşamdan soyutlanmış şık siteler, heybetli konaklar ve zarif villalar.. Yanı başlarında basma perdeli derme çatma gecekondular, bol çocuklu doğu kökenli sakinleri…

Yol ayrımı ve ormanlık bir alanda dolmuş durdu. Şoför, “Burada inin, sağdaki patikayı takip edin, 500 metre sonra Yüşâ Hazretleri’nin kabrini görürsünüz” dedi.

Çevrede in yok, cin yok. Ulu ağaçlarda başka. Bu ıssız yolda karşıma kedi köpek değil, sevimli bir tavşan yavrusu dahi çıkmış olsaydı, inanın korkudan o an ölebilirdim. Yüşâ Hazretleri hakkında bazı bilgiler edinmiştim. Ama kabrinin 17 metre uzunluğunda olduğunu gerçekten bilmiyordum.

Caminin içi küf koksa da dış çevre düzenlemesi gerçekten güzel ve temizdi. Şu an Karadeniz ile Marmara Denizi’nin kucaklaştığı ve boğazın en dar ve en uç noktasındayım. Ayrıca manzara kelimelerle ifade edemeyeceğim kadar muhteşem. Sağımda Karadeniz’in lacivert sularının üstünde yuvarlanan beyaz köpüklü hırçın dalgalar, solumda Marmara’nın insana huzur veren munis mavi suları… Filolar misali boğazı habis bir ur gibi saran çoğu da kaçak avlanan trol ve gırgırlar, aralıksız işbaşında büyük küçük demeden denizin dibini dahi tarayarak ağlarına takılan balık sürülerin yakalarken nesillerini de bir bir yok ediyorlar.

Üç bir yanımız denizlerle çevrili olmasına karşın henüz bir Deniz Bakanlığı’mız yok. Oysa yüce meclisimize bu konuyla ilgili önerileri zaman zaman sunulsa da ne hikmetse bir türlü gündeme dahi gelemiyor. Bir zamanlar denizlerimizde 280 tür balık yetişir ve avlanırken bugün bu türlerin pek çoğunun bilinçsizce avlanma sonucu soylarını yok ettik. Benim çocukluğumda bir Yani Efendi vardı ki, onu torik etinden lokum yapma sanatının dahisi derlerdi. Lakerda yapımında ünü sınırlarımızı aşmıştı. Yine o yıllarda mevsiminde palamut balığı çift çift, hamsilerse kovayla satılırdı. Öylesine ucuzdu. Evimizin yanı boş arsa biz çocukların da oyun alanı. Ama kolyoz mevsiminde sevimli esmer vatandaşlarımız gelir, günlerce iplere dizdikleri kolyoz balıklarını boydan boya sıra sıra asıp güneşte kuruyup çiroza dönüşmelerini sabırla beklerlerdi.

Günümüzde boğazda bir de olta balıkçılığı var ki, görülmeye değer. Eline oltasını, kovasını alan gelmiş. Prof. Dr. Tarık Minkâri’nin bir anısını okumuştum. Bir kuzey ülkesi olan Norveç’te olta balıkçılığı dahi kurullara bağlıymış. Öyle her aklına estiğinde istediği gibi balık tutamazmış. Önce yörenin görevlisine tutmak istediği miktarı bildirir, müsaade belgesini alır, dönüşte de tuttuğu balıklar tartıda bildirdiği miktardan fazla gelmişse ayrıca onunda ücretini ödemek zorundaymış. Gerekçe de aşırı avlanmayı önlemek, deniz ürünlerinin yaşam dengelerini korumak ve toplanan o paralarla da kıyı şeridinin temizliğini sağlamakmış.

Güzel ülkemdeyse karada ağaç, denizde balık bırakmamacasına,

Daha, daha, daha fazla kazanmak uğruna, doğanın dengesini mahvediyoruz.

(İlk yayın 2007, Mudanya’nın Sesi Gazetesi)

Google News Mudanya Haberleri Telegram MUDANYA Kanalı
Etiketler:
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Tevhide TÜRKEN
Ankara Mektupları
YORUM YAZ