Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 1,329
DOLAR 7.81
EURO 9.34
ALTIN 448.63

Zor bir soruna kendimce küçük cevaplar75 defa okundu

, kategorisinde, 05 Tem 2020 - 21:21 tarihinde yayınlandı
Zor bir soruna kendimce küçük cevaplar

Çözülmesi gereken ama çözülemeyen ve çözülemeyecek olan bir sorun. Aslında bu sorunun sorun olarak kalması işimize geliyor gibi. Çünkü sorunun tarafları bu sorundan besleniyor. Sorunun varlığı soruna taraf olanların düşünsel, inançsal konumlarınıkolayca belirlemelerine yardımcı oluyor.

Bu sorunun sorun olarak kalmasındaki asıl etken olguların bilinmezliği değildir Mesele bu soruna muhatap olan bizlerin soruna bakış açılarımızın olgulardan bağımsız ve kopuk olarak oluşmasıdır. Yani meşrebimiz ne ise meşrebimize uygun argümanlar oluşturarak karşı tarafı inkar etmeye çalışmamızdır. Dolayısıyla karşı tarafı inkar ederek savunduğumuz olguyu yüceltmeye çalışırız. Bir de tarafı olduğumuz olgunun gerçekliğiyle diğer olguyu açıklamaya ya da eleştirmeye koyuluruz.

Din ve Bilim İnsanların hayatlarını (mana hayatını- madde hayatını) etkileyen iki ayrı gerçeklik. Ve uzun zamandır ( miladı aydınlanma çağıdır)  bu iki hakikat birbirinden kopartıldı. Bilim varsa din yoktur, din varsa bilim yoktur özetli anlayışı genel kabullerimizi oluşturdu. Bilerek-inanmak ve İnanarak- bilmek birlikteliğine halel getirildi. Sonuçta ne oldu; İnanıyoruz ama bilmiyoruz, biliyoruz ama inanmıyoruz anlayışına sahip olduk. Batı dünyası anlamayı (bilimi) seçti ve güçlendi. Güçlendikçe, acımasızlığıyla dünyanın değişik coğrafyalarına tedavisi mümkün olmayan acılar yaşattı. Doğu dünyası anlamı (dini) seçti. Ve ekmeksiz kaldı, ekmeğini batıdan talep eder duruma geldi.

Din ve Bilim farklı gerçekliklere sahip olgulardır. Din, anlam verirken; Bilim, anlamaya çalışır. Film izlediğinizde filmin anlamını izleyemezsiniz izlediğiniz olaylar ve ilişkiler ağıdır. Anlam ilişkiler ve olayların bütünsel bağlam içerisinde değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan ama görülemeyen manadır. Din; yaşamı, tabiatı, kozmosu bir anlam bütünlüğünde birleştirerek çokluğu birliğe taşır. Tek tek olayları, ilişkileri anlamaya çalışmak bilimin işidir. Bilim tikellerle uğraşır. Tabiatı, kozmosu parçalarınaayırarak tek tek inceler, incelediğini anlamaya çalışır. Bilimin anlam (mana) ile işi yoktur. Onun işi tek tek olguları anlamaya çalışarak hayatı kolaylaştırmaktır.

İnsanın anlama da anlamaya da her zaman ihtiyacı olmuştur. Tarihin her döneminde anlam ve anlama insanın yaşam yoldaşlığını yapmıştır. Din; (inancın kurumsallaşmış hali) insanın anlam ihtiyacını karşılarken, bilim;  merak, öğrenme ve bir bütün olarak anlama ihtiyacını karşılamıştır. İnsan sadece yaşamaz o aynı zamanda kendi yaşamının nasıl olması gerektiğini de sorgular. İnsan niçin yaşaması gerektiğini, yaşamının nasıl olması gerektiğini, dünyadaki varlığının asıl gayesinin ne olduğunu gibi sorularla her zaman meşgul olmuştur. Din, insanın yaşamında ki anlam ihtiyacına cevap vererek, anlam ihtiyacını doğru besinlerle doyurma iddiasında bulunur. İnsanın anlama ihtiyacını ise bilim doyurur. İnsan sürekli olarak etrafında olup bitenleri anlamak ister. Anlamaya çalıştıkça anlamadığının, bilmediğinin ne kadar da çok olduğunu görür. İnsanoğlunun orta çağlarda gök cisimleri ile ilgili bilgisi günümüzle kıyaslarsak çok sınırlı bir düzeydeydi. Bu sınırlı bilgiye karşı bilmediği de o ölçüde azdı. Günümüzde gök cisimleri ile ilgili bilgi orta çağa göre kıyaslanamayacak kadar fazladır. Ama gök cisimleri hakkındaki bilgisizliğimizde o ölçüde daha fazladır. Bildikçe bilmediğimiz alanda genişler. İşte bundan dolayı bilim hiç kesintiye uğramadan sürekli genişleyerek(eski bilgilerin üzerinde yükselerek) devam eder. Bilim bildikçe bilmediği alanın ne kadar derin olduğunu farkına varır. Bu farkındalık karşısında yapılacak en asil duruş tevazudur.

  Din ve Bilim farklı gayelere sahip iki olgudur. İnsanın dine de bilime de ihtiyacı fıtridir, yani tabiatı gereğidir. İnsan farklı doğaları olan bu iki olguyu kendi bünyesine alarak birleştirmelidir. Hem dini bilince hem de bilimsel bilince sahip olmalıdır. İnsanı, tabiatı, tarihi… Bilimsel bilinç ile incelemeliyiz. Bilimsel bilinç, gözlemler yaparak olguları deneye dayanan, neden sonuç ilişkisi üzerinden anlamaya çalışarak sorgular.Bu alanı dini bilinç ile anlamaya çalışmak hatalı sonuçlar doğmasına sebep olur. Çünkü, Din anlamanın değil anlamın peşindedir. Bilimsel bilinç ile olgular arasında ki ilişkiyi anlamlandırdıktan sonra Dini bilinç ile anlam veririz. Örneğin; Eğitim bir bilim işidir. Çağın özellikleri, toplumun ihtiyaçları, insanın ihtiyaçları, insanın bilişsel- duyuşsal özellikleri, eğitimcinin donanımı gibi veriler bilimsel bakış açısı ile değerlendirildikten sonraeğitim anlaşılmaya çalışılır. Yalın bir şekilde sadece bilimsel bakış açısı ile ortaya çıkan sonuca bağlı olarak elde edilen veriler ışığında eğitim icra edilir. Din (anlam)  bilimsel veriler ışığında yürütülen Eğitim faaliyetinde İnsanın nasıl olması gerektiğinin cevabını verir. Çağın özelliklerini bilen, toplumun ihtiyaçlarının farkında olan, bilişsel-duyuşsal yeteneklerini çalıştırabilen İnsanın nasıl olması gerektiği noktasında Din devreye girerek bilimin verileri ışığında oluşturulan gerçekliğe anlam kazandırır. İnancı da bilimsel bilincin jargonuyla anlamaya, açıklamaya çalışmak beyhude bir iştir. Bu inancın rasyonel olmadığı anlamına gelmesin. İnanma duygusunu iç dünyamızda deneyimleriz ve bu yüzden inanma duygusu bizim için dış dünyanın varlığından bile daha kesindir.

İnsanların doğal ve temel arzularının birçoğunun objesi olduğu gözlemlenir. Örneğin yemek yeme isteği bu dünyada yenilecek şeylerin olduğunu ispat eder. İnanma da doğal bir ihtiyaçtır. Bunun farkında olmamamız bu durumu değiştirmez. İnsan, inancını doyuracak bir şeylerin arayışı içersinde hep olmuştur. Yeri gelmiş putlara, yeri gelmiş doğaya, yeri gelmiş kişilere bu inancını bağlamıştır. Din insanın inancının doğru yere kanalize olmasını sağlar. İhtiyaç doğru şeylerle giderilmediği zaman bundan zarar görecek olan ihtiyacı hisseden kişi olacaktır. Suya karşı ihtiyaç suyun varlığını gösterir ama bu su ağır metallerle kirlenmiş suda olabilir temiz suda olabilir. Bir yaşatırken bir öldürebilir. İnanç da doğru beslenmezse insanı yoldan çıkartabilir.

  İnanıyorsak bilmek zorundayız. Biliyorsak İnanmak zorundayız. Bu iki gerçeklik birbirinden kopartıldığında yaşayacağımız yaşam sahnesi hatalarla dolu olacaktır.

BENCE…

Google News Mudanya Haberleri
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Suat ORUNÇ
YORUM YAZ