Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Şükrü Çavuş’un şehadetinin 104. yıldönümü ve ulusal bilinç!

İstiklal Savaşımızın en önde gelen şehitlerinden Mudanyalı Şükrü Çavuş‘un şehadetinin

İstiklal Savaşımızın en önde gelen şehitlerinden Mudanyalı Şükrü Çavuş‘un şehadetinin 104. Yıldönümünde bir kez daha sevgi, saygı ve minnetle anacağız.

Değerli bilim insanı SHP Genel Başkanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yapan rahmetli Erdal İnönü’nün ulusal tarihimizin neden güncelliğini yitirmediğine ilişkin yıllar önce yaptığı bir konuşmasını dinlemiştim.

Özetle şöyle diyor Erdal İnönü;

”Ulusal Kurtuluş Savaşımız üzerinden yıllar geçse de bu kutsal savaşımıza ilişkin tarihi olaylar eskimiyor. Hiçbir zaman güncelliğini yitirmiyor. Türk Halkı olarak o tarihsel olayları ve askeri zaferlerimizin yıldönümlerini her geçen yıl tekraren bıkmadan usanmadan kutluyoruz. Bunun çok önemli bir nedeni var. O da şu; bu tarihi olaylar Türk Ulusu’nun Emperyalizme karşı vermiş olduğu bir kutsal savaştan kaynaklanıyor. Bu nedenle bu tarihi olaylar üzerinden yüzyıllar geçse de Türk Ulusu’nun belleğinde bu kutsal mücadele hep canlı kalacak. Çünkü, dünya üzerinde ki yoksul ülkelerin yer altı ve yerüstü zenginliklerini elinde tuttuğu üstün teknoloji ve askeri güçle sömüren ve kanla beslenen alçakça bir düzen olan Batı emperyalizmi dünya üzerinde hükmünü sürdürdüğü sürece üzerinden yüzyıllar geçse de emperyalizme karşı, dünyada verilen ilk “Bağımsızlık Savaşı” olan Türk Kurtuluş Savaşı tarihsel öneminden hiçbir şey kaybetmeyecektir….”

Şükrü Çavuş’un 25 Haziran 1920 Cuma günü akıllara durgunluk veren kahramanlığını asla yansıtmayan Mudanya İskele Meydanı’ndaki mütevazi anıtının kaidesinde Şükrü Çavuş’un bu kahramanlık öyküsü kısaca şöyle yazılmıştır:

“25 Haziran 1920 Cuma günü İngilizlerin Mudanya’yı işgalinde yalnız başına topraklarını müdafaa ederken şehit olan ve bir düşman binbaşısı ile bir zabit ve 3 neferini itlaf eden (öldüren) Mudanyalı Canip oğlu Şükrü Çavuş‘un istirahatgâhıdır.”

Diğer taraftan Tekirdağ eski Milletvekili Rahmi Apak‘ın ”Garp(Batı) Cephesi Nasıl Kuruldu?” isimli eserinin 146. sayfasında Şükrü Çavuş hakkında özetle şu bilgi verilmiştir:

”İngilizlerin Mudanya’ya ilk asker çıkarmasında Jandarma Karakolu’nda Şükrü Çavuş isminde bir kahraman yanına iki jandarma neferi alarak şehrin sokaklarında vatanını her adımda müdafaa ede ede Mudanya Tepeleri’ne doğru çekiliyor. Şükrü Çavuş Mudanyalı kavaf Canip Efendi’nin oğludur. Kendisi müthiş bir silahşör ve nişancıdır. 5 İngiliz neferini öldürüyor ve nihayet kendisi de İngiliz makineli tüfeklerinin sağanak atışı altında can veriyor.”

Bu çelişkili bilgiler ışığında Şükrü Çavuş hakkında yaklaşık 50 yıldır Bursa yerel basınında ve MUDANYA Gazetesi‘nde her yıldönümünde mütevazı makaleler yazan amatör bir yazar olarak birçok Mudanya Mektubu’nda belirttiğim gibi İstiklal Savaşı’nın en büyük kahramanı Mustafa Kemal’in şu ölümsüz özdeyişini yinelememek işten değil.

Bağımsızlığa ilk kurşun sıkan kahraman ŞÜKRÜ ÇAVUŞ

”Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”

Gerek yukarıda alıntısını yaptığım Sayın Rahmi Apak ve Şükrü Çavuş Anıtı’nın kaidesindeki bilgiyi yazan kişi, bize farklı farklı bilgiler vermektedir. Oysa CHP Mudanya eski ilçe başkanlarından Lütfi (Özşen) ağabey geçtiğimiz yıllarda bir 19 Ağustos günü rahmetli babasının kendisine 25 Haziran 1920 tarihine ilişkin Şükrü Çavuş ile ilgili şu anısını anlattığından bahsetmişti:

”25 Haziran 1920 sabahı erkenden Şükrü Çavuş ile ava gitmek için bir gün evvelden sözleşmiştik. Çırna Deresi ile Top Tepesi civarında Şükrü Çavuş ile avlanırken aradan 1 saat geçti geçmedi. Şükrü Çavuş anlaşılmayacak şekilde birden duraklayarak bana baktı. Ömerbey Camii’ndeki santraldeki görevine dönmesini gerektiğini söyledi ve benim de eve dönmemi tembihledi. Şükrü Çavuş‘un bu davranışına hiçbir anlam veremeden ben de hemen evime döndüm. Ne var ki öğleden sonra Şükrü Çavuş‘un şehit olduğu haberini aldık.”

Rahmetli babam Sait Sezgin ise, 25 Haziran 1920 tarihli anılarında ise şöyle anlatmıştı:

”Saat 06.45’te silahlı römorkörlerin yedeğinde olarak sahile yaklaşan dubalardan İngiliz Donanması askerleri çıkmak üzere. Bu sırada Şükrü Çavuş‘u, şimdiki Belediye binası önünde arabacı Halil İbrahim Efendi ile konuşurken görüyoruz. Aralarında şöyle bir muhavere cereyan ediyor.

– Hayrola Çavuş, ne var ne yok?

– Sorma sağdıç; İngilizler asker çıkarıyor!.. Ben de aşağıda bölüğün telefonunu sökmeğe gidiyorum. Haydi sağdıç, buralarda gezinme evine git diyor!…

Şükrü Çavuş; o sırada karargâh ittihaz edilen Ömerbey Camii’ne uğrayarak son vazifesini de yaptıktan sonra Ömerbey Mahallesi Sokağı‘na saparak arka yoldan ve şimdiki İnönü abidesi (eski yeri) önünden geçerek eski mezarlık yolunu (şimdiki İlçe Emniyet Müdürlüğü‘nün bulunduğu cadde)takiben kıtasına iltihak etmek üzere ağır ve metin adımlarla Kadı Çeşmesi’ne doğru ilerliyor.

Şükrü Çavuş; Mudanya’yı en son terk eden asker!…

Düşmanın herhangi bir tecavüzünden çekinerek kasaba dışına çıkmaya çalışan memleketin ileri gelenleri Şükrü Çavuş‘un bu hareketini doğru bulmuyorlar. Çabuk olmasını ve vakit varken kaçmasını teklif ediyorlar. Hakikaten o anda Demirhane sahiline İngiliz askerleri çıkarak zeytinliklere doğru ilerlemeye başlamışlardır. Şükrü Çavuş, her zaman ki gibi pervasız ve ciddi bir tavırla muhataplarına şöyle cevap veriyor!…

– “Gelecekleri varsa görecekleri de var!… Ben ölmeden buradan geçemezler!” diyerek Çırna Deresi istikametine doğru biraz ilerliyorsa da oralarda aradığını bulamıyor. Tekrar geri dönerek şimdiki mezbaha binasının doğu yanındaki zeytin ağacına yaslanıyor ve düşünüyor!… Kafasından bir çok şeyler geçiyor ve nihayet kararını veriyor.

Maksadı şu; düşmanı bu topraklara sokmamak fakat!… Yalnız!

Mensup olduğu birlik ve sırt gerisinde mevzi alıp kendisini beklemelerini tembih ettiği Takımı da; uzaklara çekilmişler buna çok üzülüyor!…

Bu sırada Kadı Çeşmesi istikametine doğru ilerleyen İngiliz askerleri kendisini görerek etrafını sarmaya çalışıyorlar!…

Öğleden sonra her tarafta boru sesleri duyulmaya başladı. İşgal kuvvetleri gemilerine avdet etmek üzere sahili iniyorlar. Bunu gören halk evlerinden dışarıya fırlıyor. İçimizde müthiş bir heyecan var! Acaba bu silah sesleri bize ne gibi bir facianın manzarası ile karşılaştıracak.

Hafiyesi Madam Sultananın oğlu İstafanos bağırıyor!

Mudanyalı makineli tüfenk çavuşu Canip oğlu Şükrü, İngilizler tarafından öldürülmüştür.

Çarşıya indiğimiz zaman Mudanya’da oturan Misebolu Rumlarından mahut Yunan istasyon içinde yatıyor!

Azgın palikarya! Bu acı haberi bir an evvel duyurmayı ve vicdanlarımızı sızlatmayı istiyor!

O haklıdır! Çünkü kahraman Şükrü Çavuş‘un gölgesinden dahi korkan bu iri yarı lâternacı bozması artık serbest kalışına seviniyor.

Fakat!!!  Bilmiyor ki büyük ve tarihsel Türk milletinde daha bir çok Şükrü çavuşların var olduğunu ve yaşadığını unutuyor.

Diğer taraftan bu acıklı hadisenin vukuu sırasında İngilizler tarafından yakalanan ve vakıayı aynen gören rahmetli Nazmi Bey ise, her nasılsa bu kargaşalıktan istifade ederek İngilizlerin elinden kaçmaya muvaffak oluyor.

Ve bu acı haberi ilk olarak Belediye Muhasibi Eşref Sungura anlatıyor.

Nazım bey; ancak yazık oldu Şükrü‘ye… O’nu şehit ettiler diyebiliyor ve ağlamaya başlıyor.

Bu çok üzücü haber üzerine bir an irkildik derhal kendimizi toplayarak istasyona koştuk. Hadise derhal bütün kasaba halkı bir anda yayılmıştı. Bu yağız delikanlıyı görmek için çoluk çocuk genç ihtiyar sokaklara dökülmüştü.

İlk olarak makinist Ahmet Çavuş (Coşkun) ile birlikte aziz şehidin baş ucuna geldiğimiz zaman kanlar içinde yatan bu ilk fedaimizi kucaklamaktan kendimizi alamadık. Gözyaşlarımız o mübarek şehidin kanları ile karışmıştı. Ne çare ki acı bir hakikatle baş başa kalmıştık.

Evet Kahraman Şükrü Çavuş, ruhunu bu memleket uğruna, İstiklâli uğruna güle güle teslim etmiş hiç solmayan bu yüzün gözleri açık kalmıştı. Evet İstiklâl hasreti!… Biraz sonra halkla beraber rahmetli babası da göz yaşları arasında bu yiğit oğlunun başında dua ediyor Ulu Tanrı‘dan rahmet ve mağfiret diliyordu!

Tablo; çok acıklı ve hazin idi!..

Yaralarını tetkik ettik. Başından elinden ve böğründen vurulmuştu. Çok şayanı hayrettir ki bu cesur demir iradeli delikanlı, bir aralık yaralarından akan kanları dindirmek için tabakasından çıkardığı tütünleri yaralarına basmış ve tekrar ikinci şarjörü da tüfeğine yerleştiriyor. Fakat üstün düşman kuvvetleri karşısında ve bilhassa hisarlığa giden patika yoldan açılan makineli tüfeğin yan ateşinden kendisini koruyamayarak şehit düşmüştür.

Şimdi tekrar Şükrü Çavuş!un bulunduğu mahalle dönelim:

Şükrü Çavuş yukarıda da belirttiğimiz gibi silah arkadaşlarının çok uzaklara çekildiğini görünce üzüntü içinde tekrar dönerek ağaca siper alıp alıp yaslandığı sırada İngilizler derhal üzerine ateş açıyorlar.

Ve Türko teslim!… Türko teslim!…. diye bağrışıyorlar. Kulağına gelen bu yabancı sesler onun bütün ruhunu ve benliğini sarsıyor, kalbi heyecanla çarpmaya başlıyor.

Çünkü Şükrü Çavuş, bu memlekette yabancıların nefes alışlarını bile kıskanan milli bir ruha ve karaktere sahip, bu sebeple artık tahammülü kalmıyor, hemen olduğu yerde diz çökerek silahını doğrultarak nişan alıyor. Kuş uçurtmayan bu namdar silahşör kurşun yağmuru altında her an hedefini arıyor. Önünde mevzi almış olan düşmandan birisini seçiyor ve ilk attığı kurşunla bir İngiliz Binbaşısının tam alnından vurarak yere seriyor. İkinci kurşunu bir Yüzbaşıya isabet ederek onu da olduğu yerde mıhlıyor! Gözüne gedikli bir erbaş ilişiyor o da bir anda aynı akıbete uğruyor. İki İngiliz neferinin de ağır suretle yaralamaya muvaffak oluyor. Bu manzaradan ürken bir İngiliz neferi de şaşkınlıkla kendi silahı ile kendisini yaralıyor. Bu silahşörü ön cepheden mağlup etmek mümkün değil! Çünkü başını biraz kaldıran isabet alıyor. Bunu anlayan İngilizler, Şükrü Çavuş‘un sağ yanında çevirmeye muvaffak oluyorlar ve bir makineli tüfekle piyadeler onu yan ateşine alıyorlar ve yaylım ateşi karşısında 8 yerinden yaralanarak vücudu delik deşik oluyor.

İngilizler bir an korku ve tereddütten sonra bu kahramanın üzerine hücum ederek kanlar içinde yatan bu yiğidin kafatasını dipçikle ezerek şehit ediyorlar.

Ey!… Vatanın bekası namına canını feda eden şehit!

Sana ebediyen hürmet ve selam!…

Büyük şehit!…

Bu mukaddes toprakta huzur içinde uyu!..”

*

2015 yılında bir gün Şükrü Çavuş’un Anıtını ziyaret ettiğimde ulusal tarih bilincinden yoksun biri ya da birileri tarafından bu anıta nişan alınarak ateş edildiğini anıttaki kurşun izlerinden anladım. Bu alçakça saldırı nedeniyle Mudanya Cumhuriyet Başsavcılığı‘na suç duyurusunda bulundum. Sayın Savcılık, kamu malına zarar verme suçundan dolayı meçhul şüpheliler hakkında soruşturma başlatmış, ancak failler bulunamamıştı.

Mudanya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu soruşturma hakkında 8 yıllık asli zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı ekte Sevgili Mudanyalı hemşehrilerime sunuyorum.

Şükrü Çavuş’un bu elim hadise neticesinde, hem de kendi yurttaşları tarafından adeta tekrar kurşunlanması, ulusal tarih bilincimizin eksikliğini gözler önüne sermiştir!

Yüz Ağdası