Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Evleri yuva yapan

Halikarnas Balıkçısı, “Bir gördüm denizin dibini ve vuruldum ona” demiş.

Halikarnas Balıkçısı, “Bir gördüm denizin dibini ve vuruldum ona” demiş. Ben de, bir gördüm insanoğlunun yüreğini ve ona vuruldum diyen psikolog Suna Tanaltay onca yılın birikimiyle sözlerine devamla;

İşte yine gecenin ilerlemiş saati ve ine işte sizlerle başbaşayız. Çocuklarını uyutup, çaylarını yudumlayan anneler, derslerini, çizimlerini tamamlamaya çalışan öğrenciler örgülerini örerken duyulur duyulmaz dualar mırıldayan büyükanneler. İşte yine hep birlikteyiz.

Ya uzun yol şoförleri?

Ve onları bekleyen bir yada iki göz odaya sığmayıp yolları gözleyen eşler. Bir bekleyiş simgesi gibi çözgülü saçlar, elleri yuva yapan sevgiler ya da buz gibi yalnızlıklar. Mutluluğun da mutsuzluğun da temeli insan ilişkilerinde ve bunların en önemli kaynağı da ailedir kuşkusuz. Acı tatlı her türlü sorunuyla hayatı paylaşmaya kararlı olan kadın ve erkek aileyi oluştururlar.

Zamanla çocuk doğar ve aile kalabalıklaşır. Evliliğe henüz adım atmış olan yeni gelin kocama bir ailenin sorumluluğunu omuzlarında hisseder. Yalnız kocasının gelin gittiği evin tüm insanlarının işlerine koşmak zorundadır. Ve koşmaktan gülüp söylemeye takati kalmaz. Bir gelinlik sürdüremedim ki yakınmalarının temelinde bu yorgunluklar vardır. Eğer şartlar elveriyorsa yeni evliler bu yepyeni başlangıçta yeni yuvalarında baş başa olmalıdırlar.

Kalabalık arttıkça tartışmalar, kırgınlıklar ve yorgunluklar da büyür. Öfkeyle söylenmiş sözler unutulmaz. Geriye de alınmaz. Şakadan tartışmalar adeta şahitli kavgalara dönüşmüştür. Kimin tarafı daha kalabalıksa tartışmayı o taraf kazanır kim bilir? Belki de kaybeder! Sevgisinden, ilgisinden kaybeder. Ve geriye ne kalır ki?

Bazen de eşinin tüm ailesini yok sayan örneklere rastlarız. Kendilerini ziyarete gitmez, evine de kabul etmez. Üstelik eşinin gitmesini engeller. Her seferinde “dolduruyorlar seni“, “anneni görmeye gitmeyeceksin”.

Yanlışları çok da olsa yerli yersiz huysuzluk da etse; anne, annedir.

Hayatını birleştirmeye karar verdiği insanı dünyaya getiren, bakıp büyüten, emek verendir. Bir çizgiyle, davranışıyla anne silinip geçilemez.

Eğer çok önemli anlaşmazlıklar varsa eşler, kendi büyüklerinden kendileri sorumlu olmalıdır. Gelinler, damatlar konunun dışında kalırsa gereksiz yere gönüller kırılmaz. Büyükler kendi çocuklarını daha kolaylıkla bağışlarlar. Sözler de, gerginlikler de yol yakınken tatlıya bağlanır.

Evet sevgili okurlarım…

Söz vardır yüreği delip geçer, söz vardır ok gibi saplanıp kalır. Oysa tatlı dil, güler yüz yılanı bile deliğinden çıkarır.

Neden böylesine hırçın ve sabırsız bir tartışma başlarken, neden hemen kırıcı oluverirler?

Oysa hepimiz karşımızdakinden saygı bekleriz de niçin bu saygıyı esirgeriz. Hiç vermeden alınır mı? Sevmeden sevilir mi? Saymadan sayılır mı insanoğlu? Ve asıl saygı insanın kendisini sayması yani saygın davranmasıyla başlar.

Bağırmadan, kalp kırmadan, can yakmadan konuşarak tartışmanın tadını yaşamak gerek.

Zira evleri yuva yapan sevgidir.

EĞER ELİMDE OLSAYDI

Kavgayı bir ağacın yaprağına yazmak isterdim. Sonbahar gelsin yaprak kurusun diye…

Öfkeyi bir bulutun üzerine yazmak isterdim. Yağmur yağsın, bulut yok olsun diye…

Nefreti karların üzerine yazmak isterdim. Güneş açınca karlar birlikte eriyip yok olsun diye.

Dostluğu ve sevgiyi  yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreklerine yazmak isterdim. Onlarla birlikte büyüyüp, dünyayı sarsın diye.

Yüz Ağdası