Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Hak, hukuk, adalet

Geçmişte Cumhuriyet Halk Partisi‘nde ilçe başkanlığı yapmış, yıllarca partisine ve

Geçmişte Cumhuriyet Halk Partisi‘nde ilçe başkanlığı yapmış, yıllarca partisine ve yaşadığı kente karşı sorumluluk duymuş birisi olarak, son günlerde Mudanya’da yaşanan gelişmeleri büyük bir üzüntü ve kaygıyla izliyorum.

Mudanya Belediye Başkanımız Sayın Deniz Dalgıç‘ın göreve geldiği günden bu yana, belediyenin ekonomik ihtiyaçları gerekçe gösterilerek belediyeye ait bazı taşınmazların satışı gündeme gelmiş, bazıları satılmış, bazıları için de satış çalışmaları yapılmıştır.

Son olarak Mudanya’mızın en güzel noktalarından birinde bulunan, yıllardır kentimizin bilinen değerlerinden ve sembollerinden biri haline gelmiş Tirilye Muhallebicisi’nin (eski Koç Restoran’ın olduğu binanın) satışının gündeme gelmesi kamuoyunda haklı olarak tartışılmaya başlanmıştır.

Bu gelişmenin ardından Yeni Parti‘nin yönetim kurulunda görev alan dört genç kardeşimiz, arkadaşlarını da yanlarına alarak Tirilye Muhallebicisi önünde demokratik bir basın açıklaması yapmış ve Belediye Başkanımızdan bu satış kararından vazgeçmesini istemişlerdir.

Ben burada onların satış konusundaki düşüncelerine katılıp katılmamayı tartışmıyorum.

Ben başka bir şeyi sorguluyorum:

Yaşadığı kente sahip çıkan, yanlış olduğuna inandığı bir karara itiraz eden ve bunu demokratik yollarla dile getirme cesaretini gösteren gençlere siyaset nasıl davranmalıdır?

Onları dinleyerek mi? Yoksa önlerini keserek mi?!

Sonrasında yaşananlar ve bu dört genç arkadaşımızın yeni oluşturulacak yönetim listesinde yer almalarının engellendiği yönündeki bilgiler beni asıl üzen noktadır.

Eğer bu gençlerin yalnızca belediye yönetiminin bir kararına karşı çıktıkları için siyasi geleceklerinin önüne engel konulmuşsa, bunun üzerinde hepimizin ciddi biçimde düşünmesi gerekir. Çünkü bir belediye başkanını eleştirmek, belediye başkanına düşman olmak değildir.

Bir belediyenin kararına karşı çıkmak, partiye karşı çıkmak değildir.

Bir gencin yanlış olduğuna inandığı bir konuda sesini yükseltmesi ise cezalandırılması gereken değil, demokrasinin yaşaması adına korunması gereken bir davranıştır.

HAK, HUKUK, ADALET DİYORSAK…

Biz yıllardır meydanlarda “Hak, Hukuk, Adalet” diyen bir siyasi geleneğin insanlarıyız.

Peki hak, hukuk ve adaleti yalnızca kendimiz için mi istiyoruz?

Başka yerde yapılan haksızlığa karşı çıkıp, kendi içimizde yapıldığını düşündüğümüz bir haksızlık karşısında sessiz kalırsak, savunduğumuz değerlerin inandırıcılığını nasıl koruyacağız?

Adalet, yalnızca bize lazım olduğunda hatırlanacak bir kavram değildir.

Adalet, bize itiraz edenin de hakkını savunabilmektir.

Eğer “Hak” diyorsak, bu gençlerin de hakkını savunacağız.

Eğer “Hukuk” diyorsak, demokratik eleştiri hakkına saygı göstereceğiz.

Eğer “Adalet” diyorsak, bize itiraz edenlere karşı da adaletli davranacağız.

Aksi halde “Hak, Hukuk, Adalet” savunduğumuz bir ilke olmaktan çıkar, yalnızca söylediğimiz bir slogana dönüşür.

BİR SİTEMİM DE ‘İLÇE BAŞKANI’NADIR!

Burada mevcut ilçe başkanına da bir sitemimi ifade etmek istiyorum.

Bir ilçe başkanı kendi yönetim listesini hazırlamış ve birlikte yol yürüyeceği arkadaşlarını belirlemişse, o arkadaşlarının arkasında durabilmelidir.

Eğer hazırladığı listeden dört arkadaşının çıkarılmasına siyasi bir müdahale sonucunda razı olmuşsa, bugün yönetimde kalan diğer arkadaşlarımızın kendisine şu soruyu sorması son derece doğaldır: “Bugün onların başına gelen, yarın benim başıma geldiğinde ilçe başkanım benim arkamda durabilecek mi?”

Çünkü ilçe başkanlığı makamının gücü yalnızca makamdan gelmez. Asıl güç, birlikte görev yaptığı insanların kendisine duyduğu güvenden gelir.

Bu güveni kaybettiğiniz zaman, geriye yalnızca bir makam kalır.

MESELE DÖRT KİŞİ DEĞİL, GELECEKTEKİ YÜZLERCE GENÇTİR

Bugün yaşananları yalnızca dört genç arkadaşımızın yönetimde yer alıp almaması olarak görürsek büyük bir hata yaparız.

Çünkü bugün dört gencin önünü keserseniz, yarın siyasete girmek isteyen kırk gencin heyecanını kırarsınız.

Onların arkasından gelecek yüzlerce gence de şu mesajı vermiş olursunuz:

“Siyasete girin ama fazla konuşmayın.
Görev alın ama itiraz etmeyin.
Genç olun ama sorgulamayın.”

Biz böyle bir gençlik mi istiyoruz? Tam tersine; Mudanya’nın düşünen, sorgulayan, yaşadığı şehre sahip çıkan ve gerektiğinde kendi siyasi çevresine dahi “Burada yanlış yapıyorsunuz” diyebilen gençlere ihtiyacı vardır.

Belediye Başkanımızı elbette destekleyelim. Başarılı olmasını isteyelim. Doğru yaptığı işlerin arkasında duralım.

Ama desteklemek, her kararı sorgulamadan kabul etmek değildir.

Eleştirmek de düşmanlık değildir.

Demokrasinin güzelliği tam olarak burada başlar.

Ben bunları kimseyle kavga etmek, kimseyi hedef göstermek veya zarar vermek için söylemiyorum.

Tam tersine geçmişte ilçe başkanlığı yapmış ve bu siyasi geleneğe yıllarını vermiş bir insan olarak, gördüğüm bir yanlış karşısında susmanın doğru olmadığına inanıyorum.

Çünkü makamlar gelip geçicidir.

Belediye başkanlıkları geçicidir.

İlçe başkanlıkları geçicidir.

Ama arkamızdan gelecek gençlere bıraktığımız siyasi kültür kalıcıdır.

Bugün o dört genç arkadaşımızın düşüncesine katılmayabiliriz.

Ama onların konuşma hakkını, itiraz etme hakkını ve siyaset yapma hakkını savunmak zorundayız.

Ve son olarak hem Belediye Başkanımıza hem ilçe örgütümüze bir soru sormak istiyorum:

Bir gün gençlere “Haksızlık karşısında susmayın” diyeceğiz.

Peki bugün kendi şehrine sahip çıkmak için konuşan dört gencin önünün kesildiği düşüncesi oluşmuşken, yarın o gençlerin gözlerinin içine bakarak bunu nasıl söyleyeceğiz?

Hak, Hukuk, Adalet diyorsak; önce kendi içimizde hakka, hukuka ve adalete sahip çıkmalıyız.

Çünkü adalet, başkasından talep ettiğimizde değil, kendi gücümüzü kullanırken gösterdiğimizde anlamlıdır.