Adam elindeki sivri mızrağın ucunu bana doğru tutuyor ha fırlattı, ha fırlatacak.
Bereket kendini kaptırmış durmadan konuşuyor. Hem de gözlerimin içine bakarak…
Aramızdaki mesafe 3-4 metre. Kafasında tropik kuşların tüylerinden yapılmış görkemli bir başlık taşıyor. Müthiş öfkeli. Pür hiddet ağzından köpükler saçarak bağıra bağıra konuşuyor.
Tek kelime anlamsam derdinin ne olduğunu bilmesem de adamın maruzatının bağrını yakan bir konu olduğunu kestirmem zor olmuyor. Aklıma kötü şeyler de gelmiyor değil. Faraza adam kendinden geçip de mızrağı bana doğru salladığında hedefin şaşmayacağı kesin. Buraya gelmeden önce artık insan eti yemiyorlar demişlerdi gerçi ama yine de içimden, “Menülerinden kaldırmış olabilirler ama ya bize alakart muamelesi yaparlarsa” diyorum.
Papua Yeni Gine’nin kuzeyinde uçsuz bucaksız bir yağmur ormanının içinde dünyanın en ilkel insanlarının bulunduğu bu yörede Binandere yerlilerinin yaşadığı bir köydeyim.
Karşımda barut fıçısı adam kabile reisi…
Ataları insan eti yiyenlerdenmiş. Ama artık yasalar buna izin vermiyor. Kara yolu olmayan binlerce kilometrekarelik bu ormanlık yörede yasaları nasıl denetliyorlar acaba?
Buraya gelişimin kolay olmuyor. Papua Yeni Gine, Alman, İngiliz ve Japon yönetiminden sonra 1975 yılında Avustralya’dan bağımsızlığını kazanmış liman şehri olan başkent Port Moresby bizim Doğu Anadolu’nun az gelişmiş kasabalarını andırıyor. Buradan ülkenin içlerine tropik yağmur ormanlarının en sık olduğu yöreye gitmek istiyoruz.
Çünkü yıllardır dünyanın birçok yerinde bu tür ormanlar acımasızca yok ediliyor. 40-50 metre boyunda dev ağaçlar kesilip yok ediliyor. Peki kesilen ağaçların bulunduğu yerler ne hale geliyor? Önce kuşlar arkasından, diğer hayvanlar ve sonunda nefes darlığı çeken çaresiz insanlar.
Uzmanlar boşuna ormanlar için ‘yeryüzünün akciğeri’ dememişler derken çevre cellatları Japon orman şirketlerine de kızgınlığını şu sözlerle dile getiriyor: Ormanlar bizim ekmeğimiz, ilacımızdır. Biz bu ormanları atalarımızdan teslim aldık ve bu emaneti çocuklarımıza devretmekle sorumluyuz. Yıllar yılı bu böyle sürüp gitmiştir ve gidecektir. Paranın geleceği yoktur. Para erir kaybolur. Yarını olan sadece insan ve ormandır. Orman doğanın nefesi bizlerinde derisidir. Derisi yüzülen insan da ölür.
Sevgili okurlarım, çevremizde bilinçsizde gelişen doğa ve çevre katliamlarına tanık olduk.
Şu geniş batı dünyasının ‘yamyam’ diye nitelediği bu kabile reisinin doğruluğuna hak vermemek mümkün değil.
